Züccaciyeci Dükkanındaki Fil

4

Çadır deyince insanın aklına çadır tiyatrosu yada meşhur “çadırımın üstüne şıp dedi damladı” türküsü gelir. Koskoca Hürriyet Gazetesi dahi bu şekilde haberleştirdiğine göre bundan sonra çadır deyince akla; “tamam şimdi bulduk / hemen tanzim satış gelir.”

Biz tabii Başkanlık sistemini 100+100 yani toplam 200 günlük programlara göre takip ettiğimiz için bu programların hiçbirinde çadırda sebze satmak şeklinde bir vaat olmadığından biraz şaşırıyoruz sadece.

Çadırda meyve-sebze satmak aslında parlak bir fikir.
Sadece İstanbul’da bildiğim kadarıyla günde en az 20 semtte pazar kuruluyorken bir de belediyeye ayrıca tezgah açtırmanın esprisini çok da anlamadım.
Çok lazımsa semt pazarının yanına kurarsın tezgahını, satarsın ucuz meyveni sebzeni.

Pazarcı esnafı kendisiyle rekabet eden belediyeden gayet memnun olacak ve fiyatlarını düşürecektir.
Bu sayede İstanbul’un meydanları da Belediyenin işporta çadırlarıyla işgal edilmeyecektir.
Arada husule gelebilecek ufak tefek atışmaları da kaale almamak lazım.
Malum pazarcı tezgah için rüsum verir.
Belediye kendi kendine rüsum mu verecek?

Onlar konuşur Akparti yapar ya.
Türkiye ahir ömründe pahalılıkla mücadelede yeni bir aşamayı da bu şekilde idrak etmiş oldu.

Şimdi aynı çadırları farklı ürünler için de isteme vakti. Malum Mazlov’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi” diye bir kavramı var.
Belediyenin ucuz sebzesi ile karnı doyan vatandaş diğer ürünlerde de aynı ucuzluğu talep etmeye başlayacaktır.
Ucuz cep telefonu, televizyon, araba, ev çadırlarını da yakında görmek isteriz.

AKP ile serbest piyasa arasında kopan bağın serbest piyasa ile demokrasi arasındaki bağ ile alakalı olduğunu defalarca yazdım.
Tekrar edecek değilim.
Ancak çadırda meyve sebze satmanın ima ettiği iktisadi modelin adını da serbest piyasa koymamak lazım.

AKP bize başkanlık sistemi ile Tansaşları geri getirdi. Lakin ufak bir farkla.
O Tansaşlar rekabetçi süpermarketlere dönüşmüştü. Şimdinin Tansaşları çadıra talim ediyor.

Belli ki, Türkiye başkanlığa ne ısınmış ne de hazırlanmış. Çadır dediğin bugün var yarın yok.
Mazallah hortum olsa, sel aksa, ne çadır kalır, ne de tezgah.

Çadırda pazarcılık yapmanın siyasi karşılığının olmadığı aşikar.

AKP Nasrettin Hoca’nın meşhur yüzük fıkrasını iyi bilen bir kadrodan oluşuyor.
Yani yüzüğü nerede kaybettiğini iyi biliyorlar.
Biz ise samanlıkta yada karanlık bodrum katta kaybolan yüzüğü aydınlıkta arama derdindeyiz.

Aslında çadır metaforu son derece faydalı.
İşler gerçekten de bir tiyatro tadında yürüyor.
Kimsenin pahalılıkla meyve veya sebzenin fiyatı ile alıp veremediği bir şey yok.

Dolar bazında neyimiz var neyimiz yok ise, hepsi son 3 yılda %70 değer kaybetti.
Biz değer kaybettik.
Bulgar Levası TL’nin 3 katı değerli.
Gürcistan Larisi 2 katı.

Dün Erdoğan iktidarı kaybetmeleri halinde gelecek olanları Züccaciye dükkanına girecek file benzetti.

Açıkçası benzetmeye sevindim; ben de sıkça kullanırım bu metaforu, ama bu Züccaciyeci dükkanındaki 2. hatta 3. fil olacak. Çünkü ülkenin son 3 yılda, son 2 yılda, son 1 yılda ve nihayet son 6 yılda yaşadıklarından sonra dükkana girecek fil ayaklarına cam batmasın diye koşarak kaçacaktır.

AKP’nin züccaciye dükkanı aslında imar barışı ile, dikey mimari ile, şehirlere ihanet söylemi ile, tüm kamu kurumlarını satıp devlet bankalarına kurtarıcı diye sarılmakla, velhasıl topyekun yaşanılanlarla çoktan tarumar olmuş durumda.

AKP kendi dükkanına çoktan kilidi vurmuş ve mümkünse yeni dükkanı tam da öbür dükkanda satmadığı ne varsa satmak üzere açmanın derdinde.

AKP kendi icraatına muhalefet ederek iktidar talep etmenin peşinde, yanına aldığı ortağı ile beraber kendilerinden başkasına oy verilmesini ülke için tehdit olarak lanse ediyor.

Aslında sebze meyve gibi oyun da kotası olabilir.
Oy vermek bir ön mülakata bağlanabilir.
Mülakatı geçen oy vermeye hak kazanır.

“Onlar konuşur Akparti yapar.”
Zamanında “okulları kaldırsak Milli Eğitimi iyi idare ederdik” diyenlere gülüyorduk.
Seçimleri kaldırmaya niyetlenenlere gülemiyoruz bile.

4 YORUMLAR

  1. Akp lilerin muhalif şikayetlerinden kinaye ortalıkta yılın esprisi olabilecek bir espri dolaşıyor: ” öleceğimi bilsem bir daha bu iktidara asla oy vermem, oyum tabiki AKP’ye, terörist destekçilerine verecek halim yok ya…”

  2. Türkler göçebe olduklari için, AKP de Osmanlı mirasina sahip çıkiyor.
    Osmanli ocaklarini kurdu.
    Şimdi onları yaşatiyor.
    Aslında! Praktis yaptığı için, zaten yakinda binaları teker teker yıkıp, milleti o çadirlarda bedava oturturacak

  3. Bunların meşhur iki dizileri var biri çadırda geçiyor diğeri saraylarda. Şimdi saraydakiler millete çadırdan hizmet sunacak öylemi. İlginç gerçekten .Peki saray ahalisi de halka lütfettikleri o çadırlardan acaba alış veriş yapacaklar mı. Neyse bu arada tarih kitaplardan öğrenilmeli reyting için uydurulan senaryolardan dizilerden değil. Gerçi biz okuma yetisini yitirmiş daha çok seyreden bir toplum haline dönüştüğümüz için gelini geçeni seyreyleyip dururuz. Akıl düşünmemiz için bizlere bahşedilmiştir amma ne gezer başkalarının bizim yerimize düşünüp yapmasını da pek sever olduk. Kısacası toplum son zamanların meşhur bilim kurgulara konu olan uyuşturulmuş donuklaşmış zombilere dönüştürülüyor.

CEVAP VER