Devlet Tezgah Kurarsa…

2

Ucuz Menemen İçin Sıra Beklemek

New York Times’daki ilanda “dünyanın en gelişmiş havaalanlarından biri”, bizim metro duraklarındaki afişlerde ise “dünyanın en büyük havaalanı” olan yeni İstanbul Havaalanına sahip şehirde, insanlar, ülkenin en ucuz patatesinin, domatesinin, biberinin peşinde sıraya girdi dün bütün gün.

Ucuz menemen peşindeki halkımızın en uzunu Sıhhiye’de 1,5 km olan tanzim kuyruklarına yansıyan fakirliğinin şehrin meydanlarından taşıp tv ekranlarına, sosyal medyaya uzanması belli ki iktidar için bir beis teşkil etmiyor.

Uzatılan mikrofonlara verilen yanıtlarla; ülkeden neredeyse hicret etmiş bir tartışma ortamı tadı veren tanzimden ucuz sebze alma kuyruğu, özellikle havuz medyasını hiç rahatsız etmiyor.

Ekonomik koşullar güçleştiğinde tüpün de yağın da kuyruğa tabi olabileceği gerçeği belli ki bütün hassasiyetleri almış götürmüş.

Doğru deyimle; “mahşer günü ibadet olmuyor”muş.
[Tam da “kınadığınızı yaşamadan ölmezsiniz” lafı cuk oturmadı mı? CHP’yi savaş yıllarının ya da ambargonun çaresizliğinde kuyruk ile suçlayanların kendi kuyrukları ile tanışmaları için çok da zaman geçmedi.]

Ülkede yeterince yoksul ve dar gelirli olduğunu ilan ve ifşa eden tanzim çadırlarından birinin Kadıköy gibi pastanın kaymağı yenilen noktaya konması da aslında bölgede pastanın kaymağından ziyade ıslak hamburgere temayül olduğunun delili.

AKP’nin yerli uçaktan, yerli arabadan dem vururken aleni bir yoksulluğu görünür kılması aslında çelişki gibi duruyor.

Bir taraftan “Almanya’dan, Hollanda’dan bizi kıskanıyorlar” hamaseti devşirip, diğer taraftan Kadıköy meydanına yoksulları davet etmek, özünde akılcı olmasa da ülkeye bakışın dolaysız yansıması.

İktidar nasıl bir Türkiye’de yaşadığımızı herkesten iyi biliyor.

Yoksulluğun görünür olmasında da bir beis görmüyor.

Çünkü varlığının yoksulluğun ilanihai devamı ile mümkün olduğunun bilincinde.

Dünkü yazımız aslında bu satışların pekala devamlı kurulan semt pazarlarına eklenebileceğini öngörmekteydi.

Pazarcı esnafı ile rekabet yaratmama görüntüsü belli ki şehrin orta yerinde Komünist dönemin Sofya’sını, Moskova’sını ve bence çok daha tevafuk eden Tiran’ını çağrıştıran fotoğraf vermekten daha önemli imiş.

Fatih Altaylı’nın “la confessions”a benzeyen son mülakatından yansıyan bilgi ile 100 bin tirajlı (olduğunu öğrendiğimiz) Hürriyet’in belli ki bir zamanlar Hürriyet olan şeyin değil, gölgesini izini bile taşımadığı günlerdeyiz. (Bu noktada Can Ataklı Abimin hakkını teslim etmem lazım. Her görüşmemizde ve ayrıca Tv programında bu gerçeği aylardır dillendiriyor.) Öyle olmasa bu garabet halin en azından özeleştirisinin izini bulurduk manşetlerinde. Tam da tersine, neredeyse canlı yayın telaşında bir Hürriyet bulduk.
Neredeyse her tanzim satıştan ayrı bildirecek.

AKP için seçimlerin mümkünse yapılmasa noktasına geldiği zaten sır değil.
Ortağı MHP’nin çok hoşuna giden varolma-yokolma sınırında bir seçme hali belli ki gayet eğlenceli.
Ülkede ittifaka destek vermemenin kusur sayılması ne kadar acaip gelse de aslında modelin kendisiyle çelişen yapısını da açık ediyor.

AKP ülkenin üretime dayalı kesimlerini siyasetten uzak tutmaya çalışırken kendi oy tabanını sıkı biçimde safta tutmaya gayret ediyor.
Safın daha da genişlemesine, bağımlılık ilişkisinin giderek kökleşmesine gayret ediyor.
Kendisine oy vermeyenleri ikna etmekten giderek uzaklaşırken, kendisine oy verenlerin ancak bağımlılık ilişkisinin artması ile doğru orantılı olarak büyüyeceğini öngörüyor.

Saatlerce bir kuyrukta ucuza gıda almak için beklemek çalışma haftasının ilk gününde hedef kitleye dair önemli bir gösterge aslında. Emekli, ev kadını, yaşlılık aylığı sahibi kriterleri ile uyumlu bir hedef kitlenin, “ışığa koşan kelebekler gibi” tanzim kuyruklarında sıralanması bir bakıma AKP’ye de oy tabanını görmek ve göstermek için fırsat verdi.

Önceki gün Kartal’da yıkılan apartmanda gündüz iş saati olmasına karşın ahalinin neredeyse yarısının sükna olmasının tuhaflığını ifade etmiştik.
Belli ki iş güç sahibi olmadan yaşamak sessizce kuyrukta bekleyip, yıkılan evin enkazında yok olmak kader olmuş.

AKP’nin kimseyi eğlendirmeyen mütehakkim dilinin ve sanki olumlu bir kavram olarak lanse edilen “sessiz yığınların sesi olma” iddiasının arka planı da bu şekilde ortaya çıkmış oluyor.

Toplumun fakirliğini telafi etmeyi ekonomik mücadele ile eşleyen yandaş kalemlerin de tereddütsüz desteği ile tamamlanan tablo hiç bu kadar net olmamıştı.

Ülke bir senfoninin es verdiği ve hiç bitmeyecek izleniminde bir sessizliğe kapılmış durumda.

Tek bir kişinin aralıksız konuşarak diskur vermesi dışında sonsuza dek devam etmesi istenen bu tuhaflığın görsel yansıması ise çadırlar önünde uzayan kuyruklar.

2 YORUMLAR

  1. ”Çünkü varlığının yoksulluğun ilanihai devamı ile mümkün olduğunun bilincinde” ifadesi her şeyi özetliyor.Başka bir söze ne hacet?

  2. “Ülke bir senfoninin es verdiği ve hiç bitmeyecek izleniminde bir sessizliğe kapılmış durumda.” Ne kadar güzel bir cümle. Ne kadar kötü anladıklarınızı tartışabileceğiniz kimsenizin olmaması. Bilemezsiniz. Birileriyle paylaşmak istedim ama kimseyi bulamadım. Bari beğenimi bildireyim dedim.

CEVAP VER