Endülüs’te Bilim ve Bilimsel Çalışmalar

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Endülüs, Convivencia kültürü sayesinde birlikte yaşamanın en güzel şekilde uygulandığı bir dönemdi. Müslümanlar ve Yahudiler ‘birlikte yaşama’ konusuna daha önceden de aşinaydılar. Hz. Muhammed’in Medine’de oluşturduğu toplum da Convivencia kültürü ile oluşan bir yapıydı. Hristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanlar…

Endülüs’ün bu mozaik kültürünün doğal sonucu olarak bilimde ve bilimsel faaliyetlerde önemli ilerlemeler kaydedilmişti.

Toplumda refah seviyesinin artması, ekonomik rahatlık ve bolluk; Yahudilerin getirmiş olduğu kültürel birikim ve bilgi, Müslüman bilim insanlarının çalışmaları ve Endülüs’e etkisi, bunlar arasında sayılabilir.

….

Bu yazıyı yazarının kendi sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

Çok bilinmese de, Yahudiler Endülüs’te en yüksek makamlara gelerek, Endülüs Devleti’nin ilerlemesi için çaba sarfetmişlerdir.

İsmail Nagrila bu kişilerden bir tanesiydi. Endülüs’te vezirlik makamına kadar yükselmiş, hem Yahudilerin ve hem de Müslümanların takdirini ve sevgisini kazanmıştır.

Müverrih İbn Hayyan, İsmail Nagrila için şunları söylemiştir:

‘Bu lanetlik adam, Allah ona doğru dinin bilgisini vermemiş olsa da

mükemmel idi. Çok geniş bilgisi vardı, kaba ve haşin davranış karşısında sabırlı ve

toleranslıydı. Kendinden emin ve bilge bir kişiliğe sahipti…’

Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Endülüs’teki ‘birlikte yaşama’ kültürünü kelimelere şöyle dökmüştür:

‘Tevrat rulolarını ve Kur’an mushafını

Araçları ne olursa olsun sevgi dinine bağlandım,

Sevgi dinimdir ve imanımdır…’

Endülüs’teki bilim insanlarına göz atacak olursak.

Ziryab:

Endülüs’te müzik okulunu kurmuş ve musikiyi sistemleştirmiştir. Musiki alanına getirdiği en büyük yeniliklerden birisi ud enstrümanına arslan yavrusunun bağırsağından imal edilmiş olan beşinci teli eklemesi ve yeni ud çalma tekniği geliştirmesiydi. Ziryab, yeni tatların ve yemeklerin Endülüs’e girmesinde etkili olmuş ve bu alanda düzenlemeler de yapmıştı. Birçok yemeği ihtimamla hazırlayıp Endülüs’te üç öğün yemek yeme, yemeklere çorba ile başlanma ve yemekleri ayrı tabaklarda servis edilme geleneği Ziryab ile başlamıştı.

Abbas b. Firnas:

Kimya, felsefe ve edebiyat alanında çalışmalar yapmış ve sarayda kendisine ‘Hakim’ul Endelüs’ unvanı verilmiştir. Astronomi, şiir alanlarında da eserler yayınlamıştır. En önemli özelliği de uçma denemesi yapmasıdır.

İbn Hazm:

Tarih, edebiyat, felsefe alanlarında çalışmalar yapmış ve dini konularda da eserler meydana getirmiştir. “Tavku’l-Hamâme fi’l Ülfeti ve’l-Üllaf” adlı eserinde aşkın mahiyeti, belirtileri ve çeşitlerinden bahsetmiştir. “El-Fasl fi’l-Milel ve’l-Ehvâ’ ve’n-Nihal” adlı eseri, dinler ve mezhepler tarihi alanındadır.

İdrisi:

Doğa bilimleri ve felsefe alanında çalışmalar yapmıştır. Norman kralı kendisine dünya haritası yapma görevini vermiştir.

İbn Tufeyl:

Felsefe ve tıp alanında çalışmış ve yetişmiştir. Muvahhid halifesi zamanında sarayın başhekimi olarak görev yapmıştır. Ayrıca vezirlik ve kültür bakanlığı görevlerinde de bulunmuştur. Hay b. Yakzân isimli meşhur bir dini-felsefi romanı vardır.

İbn Meymun:

Felsefe, doğa bilimleri ve tıp alanında çalışmıştır. Eyyubi Devleti zamanında sarayda hekimlik görevinde bulunmuştur. Ayrıca Selahaddin Eyyubi ve oğlunun özel doktorluğunu da üstlenmiştir. Aynı zamanda 14 ciltlik Musevi kanunu ‘Mişna Tora’ adlı eseri vardır.

İbn’ül Arabi:

Sadece Endülüs’te değil bütün İslam dünyasında tasavvuf alanında tanınmış bir otorite olmuştur.

Diğer bilim insanlarını kısaca sıralarsak:

El-Muradi: Sırlar kitabı, saat ve mekanik mühendisliği alanında çalışmalar yapmıştır.

Zehravi: İlk fıtık ameliyatını gerçekleştirmiştir. El-Tasrif isimli bir tıp kitabı yazmıştır.

Zerkali: Astronomi alanında çalışmalar yapmıştır.

El-Gafıki: Göz hastalıkları ile ilgilenmiştir. “El-Mürşid fi’l-Kuhl” isimli eseriyle göz hastalıkları ilaçlarını eserleştirmiştir.

Gördüğünüz gibi Endülüs, bilim ve bilimsel faaliyetler açısından çok zengin bir dönem olmuştur.

Endülüs’ün bu şekilde bilimde ileri olmasında tabii ki Convivencia -yani ‘birlikte yaşama’-kültürünün etkisi çok büyüktür.

İki isimden özellikle bahsetmedim. Çünkü bu iki isim, ayrı olarak ele alınması gereken önemli bilim insanlarından. Bu iki şahsiyeti bundan sonraki bölümlerde geniş olarak ele alacağım.

Bunlardan bir tanesi, Endülüs’te bulunmuş, çalışmalar yapmış ve devlette görevlerde bulunmuş İbn Haldun.

Ve diğeri de Avrupa’ya en çok tesir eden bilim insanıdır. Felsefe, matematik, astronomi, tıp, din ve özellikle fıkıh konularında çalışmalar yapmış, fikirleriyle İslam Dünyası’nı aydınlatmış ve Müslümanlar için farklı pencereler açmış olan İBN RÜŞD.

Fransız fizikçi Pierre Curie’nin şu sözü aslında bize Endülüs’ü çok iyi anlatmakta:

‘Müslüman Endülüs’ten geriye 30 kitap kaldı, atomu parçalayabildik.

Şayet yakılan bir milyon kitabın yarısı kalsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olacaktık’.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

2 YORUMLAR

  1. Endülüstte üç ana dinin dindarlarının bir arada dostça ve huzur içersinde yaşamış olmaları güzel. Ancak bunu yaşatmayanlar müslümanlar değil, hristiyanların kronik kafirliğidir. Pierre Currie konuyu bir başka açıdan da abartmış sanıyorum. O dönemdeki bilgilerle ne atom parcalanabilir ne de galaksilere gidilebilirdi. O dönemlerde hayal gücü muhtemelen çok daha kuvvetli olmalıydı. Ancak, somut gelişmeler için ne teorinin ve ne de mühendisliğin o denli ilerlemiş olduğunu sanıyorum. O miras daha bir zengin olarak kalmış olsaydı, belki şu olabilirdi: Bilim-Teknoloji muhtemelen daha farklı bir güzergahta gelişir. En azından etik kurallar bugünkü Bilim ve Teknolojide daha ağırlıklı ve önem verilir bir halde olabilirdi. Yiyeceklerde GDO tartışmaları henüz sonuçlanmamışken, sanki sıra insana gelmişmiş gibi Çinde insan genetiği ile resmen oynadılar. Mavi gözlü, havada uçak Çinli insan üretecekler belki de. Allah’tan bihaber, bir sidik yarışıdır gidiyor. Günün bilim insanlarının çoğu etik değerlerden uzak. İsim yapma, meşhur olma ihtiraslarına yenik düşüyorlar. Konu dönüp dolaşıp hep nefs kontroüne geliyor. Buna en önem veren din sanırım İslamiyet. Endülüs mirası Avrupa’da yaşasa idi Osmanlı Avrupada İslamiyeti daha yaygın ve kalıcı hale getişmiş olabilirdi. Bugün bizim AB’ye girme/girememe diye bir sorunumuz-derdimiz de olmazdı! Genel olarak, müslümanlar dünyadaki bugünkü durumlarından çok daha iyi durumda olabilirlerdi. Yani, Dünyanın bu şikayet edilen durumundan hristiyan bencilliği sorumludur. Neymiş, sevgi diniymiş… Peahhh!

CEVAP VER