Prens Selman ve Suudi Gücü

0

Arap yarımadasında hengâmenin – kavganın – gürültünün eksik olduğu bir gün bile yokken nedense son zamanlarda haber bültenlerinden, yabancı haber sitelerinden okuduklarımız, gördüklerimiz bize orada bambaşka bir şeyler olduğunu gösteriyor. Bu oluyor, biliyoruz.

Suudi Arabistan garip bir hal içinde… Caddeden geçen arabaları kovalayan ama yakaladığında ne yapacağını bilmeyen bir saldırganlığı var… Bu haşarılıktan sorumlu olan; Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman mıdır? Kesinlikle odur! Cemal Kaşıkçı cinayetinde, CIA’nin, haber servislerine, Kaşıkçı için; “bu iş o zaman mermiyle çözülecek” diye Prens Selman’ın ses kaydını vermesi, Suudi makamların bu haber karşısında önce inkâr sonra sessizlik politikasını gütmesi bizi bunu düşünmeye iten baş etkendir. Suudi hükümetinin bu konuda her gün değişen açıklamaları da bir tutarsızlığın işaretidir.

Prens Selman’ın geçtiğimiz günlerde Kâbe’nin üzerine çıkarak hacılara seslenmesi de bardağı taşıran son damla oldu. Prens Selman’dan önce bunu yapan Abbasi döneminin önde gelen Halifelerinden Ebu Cafer El Mansur’du. Amaç sadece hacı adaylarına seslenmek mi yoksa bir gövde gösterisi mi bunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Ama şurası kesin ki; birileri Prens Selman’a artık “dur” demek zorunda… Yada o arabayı yakaladığında neler yapması gerektiğini öğretmeli; çünkü bu şekilde amaçsız saldırgan tavırlar ancak ve ancak insanları aşırı rahatsız eder.

Prens Selman’ın psikolojisini anlayabilmek için kendi sözlerine bir bakmak lazım: “Aklımdakileri tamamlayamadan ölmekten korkuyorum. Hayat çok kısa ve birçok şey olabilir, kendi gözlerimle görmek istiyorum. Bu yüzden aceleci davranıyorum. Bu fikirle yola çıkarsa yaptıklarında gayet haklı gözüküyor. Dünyanın en genç savunma bakanı olarak babası tarafından atanması sonrası hızla yükselişe geçti. Ve şu an o bölgede Suudi gücünün arkasındaki asıl adam olarak biliniyor.

Gücü elde ettiği günden bu yana uyguladığı reformlarla da dikkat çeken Prens Selman, Suudi Arabistan’ın kuruluşundan bu yana “Radikal İslam” anlayışına hâkim olan Vehhabi mezhep politikasından ılımlı İslam’a geçmesi gerektiği konusunda ciddi adımlar attı. Kadınların araç kullanmaları, şayet uygun kıyafet giyerlerse futbol maçlarına katılabilecekleri, 35 yıl sonra kadınlar ve erkeklerin aynı sinema salonunda gösteriyi takip edebilecekleri, Suudi Ahlak Polisinin tutuklama yetkisinin elinden alınması bu adımlardan bazıları olarak yorumlanabilir. 2019 yılında verilmiş bu haklar bizim için “gülünç” gibi gelse de Suudiler için “Devrim” niteliğindedir.

Prens Selman elbette ki bunlarla kalmadı. Veliaht ilan edildikten beş ay sonra, 11 prens, onlarca hanedan üyesi, 4 bakan, 11 eski bakan, medya patronları ve birçok aşiret lideri bir gecede tutuklandı. Muhaliflere ses soluk çıkartacak hal derman ve imkân bırakılmadı. Hatta helikopter ile Yemen’e geçmeyi kısmen de olsa başaran bir prensin helikopterinin düşmesi / düşürülmesi ve bu olayın sonunda “TACAN” arızası ile haber bültenlerine servis edilmesi kafalarda soru işaretlerine neden oldu.

Veliaht ilan edilmeden bir ay önce Trump’la Riyad’da görüşmesi sonrası Trump için yaptığı; “doğru zamanda doğru adam” açıklaması Veliahtta 110 Milyar dolarlık silah yardımının kapılarını açtı. Cemal Kaşıkçı olayında ABD’nin “bedelini ödeyecekler” açıklaması ardından Prens Selman’a yakın olan bazı kaynakların “misliyle karşılık veririz” demesi Riyad ve Washington arasında tarihteki ilk krizlerden biri oldu. Ancak iki yönetimin ortak olan bir noktası vardı: “İran karşıtlığı”… Bu ise buzların hemen erimesine sebebiyet verdi.

Ortadoğu’nun iki süper gücü olan İran ve Suudi Arabistan’ın birbirleriyle restleşmeleri, Prens Selman’ın “İran’ın nükleer gücü varsa biz de aynısını yapabiliriz”den çok çok farklı yerlerde meyve vermeye başladı. İran bölgedeki varlığını kabul ettirmek için Yemen’deki Şii Husi güçlerini desteklerken Suudi’ler de oluşturdukları koalisyonla bu durumun karşısına dikildi. Ve başrolde yine aynı kişi vardı: Prens Selman… Suudi Ordusuna “Allah  (tetik çeken) parmaklarınıza, gözlerinize ve iradenize güç versin. Ayrım yapamazsanız, bunun hesabı ağır olur” diyerek “savaş etiğini” bilmediğini, konunun sadece testesteron ve güç savaşı olduğunu alt-benliğiyle bizlere göstermiş oldu.

Bitmedi daha…

Lübnan başbakanı Hariri’nin 2017’de Prens Selman ile görüşmek için Riyad’a gittikten sonra kendisinden bir kaç gün haber alınamaması sonrası ortaya çıkıp istifasını vermesi Prens Selman’ın çalışma metotları hakkında da çok güzel ipuçları vermektedir bize.

Suudi Arabistan’daki bazı Kanada’lı aktivistlerin “İnsan hakları” için yaptığı gösterilerde tutuklanması ve tutuklandıkları istasyona gece yarısı Prens Selman’ın giriş yaptığına yönelik kamera kayıtlarının ortaya çıkması, Kanada ve Suudi Arabistan arasında da ciddi bir krize neden olmuş; hemen ardından Suudi Hükümeti Kanada Büyükelçisinin ülkeyi terk etmesi için 24 saatinin olduğunu duyurmuş ve Kanada ile ticari ilişkilerini askıya almıştır.

Çok merak ediyorum o polis istasyonunda Kanadalı aktivistler ne söylediler de Prens Selman bu kadar sinirlendi?

Yemen’deki savaşta ABD Hükümeti Suudilere desteğini geri çekmeyi planlıyor. Gözle görülen sebep Kaşıkçı cinayeti… Ama gözle görülmeyen sebeplere bakılırsa çok daha başka parametreler olduğu hepinizin taktiridir. Keza aynı savaşta Fas da bölgedeki savaşta Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyondan çekilme kararı aldı. Buna gösterdikleri sebep ise oldukça komik: Suudların Al-Arabiya kanalında yapılan Fas karşıtı bir yayın…

Suudiler git gide yalnız kalıyor. Ve onların korkusu da bu değil. Yalnız olmak yada yalnız kalmak gibi bir kaygıları olsaydı Yemen’de yürüttükleri savaşta “Askerlik Onuruna”, “Şövalye Ruhuna” ve “Etik Savaş Kurallarına” uyan bir taktiğe dönerlerdi. İran destekli Şii Grup Husiler de olsa, IŞİD de olsa, IRA, BASK Ayrılıkçıları hatta PKK bile olsa karşınızdaki düşmana göstermeniz gereken “Askerlik Terbiyesi” denilen bir kavram vardır. Ancak görülen o ki; Suudi Arabistan ordusunun bunlardan hiçbir haberi yok! Uyguladıkları savaş stratejisi “insanlık suçu” derecesinde acımasız! Eğer uygulamazsa “hesabı ağır olacak”; tabii ki, bu, normal bir adım Suudi ordusu için…

Amerika’nın bunu desteklememesi, Fas’ın bu koalisyondan çekilmesi çok doğru bir hamledir. Peki, bu Suudileri durdurur mu? Durdurmuşa pek benzemiyor; çünkü arabaları kovalamaya devam ediyorlar…

Son olarak 13 Şubat 2019 günü bazı Avrupa haber sitelerinde, AB Komisyonunun Suudi Arabistan’ı “kara para aklama ve terörü finanse etme” iddiaları ile başarısız ülkeler listesine eklediğini gördük. “Evet, sıradan bir listeye eklenmişsiniz, bu neyi değiştirir ki?” dediğinizi duyar gibiyim; ancak kazın ayağı öyle değildir. Bu listeye eklendiğiniz anda Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bankalar tarafından bir nevi kara listeye alınmışsınız demektir. Yani sizin yaptığınız para hareketleri, transferleri, hatta sıradan bir havale bile ilgili ülkenin ilgili bankası tarafından ciddi bir şüpheye sebebiyet verir. Peşine düşülür, araştırılır, hatta ufacık bir güven sorunu yaşanırsa bu iş hemen kapatılır. Bu ciddi bir yaptırımdır. Özellikle Suudi Arabistan gibi Avrupa ile sıkı ticari ilişkileri olan bir ülke için. Suudi Ekonomik Bakanlığından henüz bu konuyla ilgili bir açıklama gelmedi. Ama Prens Selman’a yakın olan bazı kaynaklar bu haberin altına “gülen bir yüzle” sosyal medya kullanarak “emoji” bıraktılar. Prens Selman’ın bundan haberi var mı yok mu sorusu ise şu cevapla tamamlanabilir: Haberi gören hesaplar Prens Selman’a sorduklarında aldıkları cevabı eksiksiz oraya yazmışlar, yayınlamışlar. Çünkü Prens Selman’ın psiko – analizine baktığımızda verilen cevap tam tamına onun tarzıyla örtüşüyor.

Ben bunu gördüğümde “Evet, bu kesinlikle Prens Selman” dedim.

Efendiler, o topraklarda bir “Prens Selman” gerçeği var. Ve kocaman! Heybetlice, tüm dünyaya restini çeker bir halde duruyor. Elindeki güçlerle, şımarık çocuklar gibi, mahalledeki tek futbol topuna sahip olmanın verdiği lüksle, istediğini oyuna dâhil ediyor, beğenmediğine “sen oynama, git buradan” diyor. Topu alıp çatıya da atabiliyor, rakip kalecinin yüzüne sertçe de vurabiliyor. Ve kimse buna itiraz edemiyor. Top çünkü onun…

Peki, biz Türkiye olarak bu oyunda nasıl bir rol izlemeliyiz? Cevap basit aslında ve geçmişte çok işe yarayan bir cevap bu: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün rehberliğinde; “Yurtta barış, dünyada barış…” Bu ilke nezdinde Suudi politikamızı şekillendirirsek, bu maçtan, bu sirkten, hatta bu sahneden alnımızın akıyla çıkarız.

CEVAP VER