İftira – İnsan onuruna ve şahsiyetine büyük saldırı

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

İFTİRA (İnsan onuruna ve şahsiyetine büyük saldırı )

A-Tanım

İftira, sözlükte “yapıştırmak, yalan söylemek, uydurmak, asılsız isnatta bulunmak” gibi mânalara gelir. Müfteri, iftira atan manasındadır.

Terim olarak “bir kimseye asılsız olarak suç, günah yahut kusur sayılan bir söz, davranış veya nitelik isnat etmek” anlamında kullanılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de;

İfk kelimesi “yalan, iftira” (en-Nûr 24/11, 12; el-Furkān 25/4; Sebe’ 34/43),

Bühtan da “iftira, asılsız iddia” mânasında kullanılmıştır.  (en-Nisâ 4/20, 112, 156)

Zan,  kesin bilgi olmadan tahminde bulunmak ve buna dayanarak hüküm vermek demektir. (el-İsrâ 17/36; el-Hucurât 49/6).

Gıybet, insanlar aleyhinde onları kötüleyici ve incitici mahiyetteki her türlü konuşmadır. (el-İsrâ 17/36; el-Hucurât 49/6).

Kazf, terim anlamıyla Kur’an’da yer almamakla birlikte hadislerde hem genel olarak iftira hem de özellikle zina iftirası için kullanılmıştır (el-Mu’cem, “ḳẕf” md.).

İftiranın kötülüğü öteden beri biline gelmiş olup toplumumuzda bunun üzerine, cümlelere dökülmüş birçok deyiş ve atasözlerimiz mevcuttur. “Kurunun yanında yaş da yanar.” “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” gibi sözler de geleneklerimizin bugüne kadar getirdiği iftiranın kötülüğünü ve müfterinin lanetlendiğini ifade eden sözlerdir.

Toplumumuzda “karaçalmak”, “çamur atmak” gibi ifadelerle kastedilen, iftiradan başka bir şey değildir.

Bu duyarlılık dualarımıza da; “Allah kuru iftiradan saklasın”, “Allah müfterinin iftirasından saklasın” şeklinde yansımıştır.

Bu deyişler ve dualar, İslâm toplumunda iftiranın ağır bir günah olarak algılandığına işaret etmeleri bakımından ilgi çekicidir.

B-Tarihçe

İftira, bireysel ve toplumsal bir hastalıktır. Nitekim geçmişte pek çok peygambere ve salih kimselere çeşitli iftiralar atılmış ve bu kimseler pek çok sıkıntıya maruz kalmışlardır.

Meselâ, Hz. Yusuf (a.s), efendisinin hanımı tarafından yapılan gayri meşru ilişki teklifini kabul etmediği için iftiraya uğramış ve neticede zindana atılmıştır. (Yûsuf, 12/23-35.)

Hz. Musa’ya menfaat ve iktidar peşinde olma, büyücülük ve yalancılık yaptığı iftirası yapılmıştır. (Yûnus, 10/78; Mü’min, 40/23-24.)

Hz. Meryem’e de zina iftirası atılmıştır. (Meryem, 19/27-28.)

Hz. Muhammed’e (s.a.v) Kur’an’ı kendi yazdığı iftirası yapılmış; (Yûnus 10/38; Hûd 11/13, 35),

Hz. Aişe’ye de münafıklar tarafından zina iftirası atılmıştır (İfk hadisesi). (Nûr, 24/15)

C-Kur’an’da iftira 

Kur’ân-ı Kerîm’de iftira ve aynı kökten çeşitli kelimeler elli dokuz yerde geçmekte olup bunların çoğunda, “Allah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, yetkinliği ve aşkınlığı ile bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânasında yer almaktadır ( Âl-i İmrân 3/94; el-En‘âm 6/21, 93, 144).

Kur’an’da iftira kelimesinin geçtiği ayetlerin tamına yakınında iftira edenlerin zalimler olduğu ifade edilmektedir. (Âl’i İmran, 3/94; En’âm, 6/21;)

Kur’an’da iftira atan zalimler lanetlenmiştir. (Hud, 11/18; Nûr, 24/7-11)

Mümtehine suresinde, Resûl-i Ekrem’e biat etmeye gelen kadınlar heyetinden, iftira etmemelerinin istenmesi çok anlamlıdır.

Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile” (el-Mümtehine 60/12)

D-Hadislerde iftira

Büyük günahların sayıldığı bir hadiste, kötülükten habersiz iffetli bir kadına zina iftirasında bulunmak büyük  günahlar arasında gösterilmiştir. (Buhârî, “Vesâyâ”, 23),

Bir mümine kâfir diyerek iftira eden kimsenin onu öldürmüş gibi günah işlemiş sayılacağını belirten (Buhârî, “Edeb”, 44; Tirmizî, “Îmân”, 16) Peygamber efendimiz; iftirayı insanın âhiret hayatını iflâsa götürecek olan kul hakları arasında göstermiştir. (Müslim, “Birr”, 60; Tirmizî, “Ḳıyâmet”, 2)

Müslümanları kötü huy ve davranışlardan uzak tutmaya çalışan Hz. Peygamber, onları iftira konusunda da uyarmıştır. Bilhassa İslâm’a yeni girenlerden biat alırken;

Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak,

hırsızlık ve zina yapmamak,

hayırlı işlerde Resûlullah’a karşı çıkmamak,

iftira etmemek, (İbn Hişâm, II, 73-75; İbnü’l-Esîr, II, 96),

gibi içtimaî ve siyasî önemi bulunan prensipler içinde iftira etmemeyi de zikrederek söz almıştır:

Sizden biriniz, kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz (Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 71, 72);  

“Müslüman, diğer müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir” (Buhârî, “Îmân”, 4, 5; Müslim, “Îmân”, 64, 65) gibi hadislerle de genel olarak; doğruluk, dürüstlük ve adaleti emreden, yalancılık, haksızlık, suizan gibi kötülükleri yasaklayan hükümler, insanların birbirine asılsız suç ve kusur isnat etmelerini de önlemeyi amaçlamaktadır.

E-İftiranın mahiyeti

Hepimizin bildiği gibi iftira; hangi türden olursa olsun, kişinin bir başka insana gerçekte olmayan bir suçu veya yapmadığı bir  işi yüklemesi demektir.

Nitekim Resûl-i Ekrem, “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sormuş; ashâb, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir” deyince, “Kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır” buyurmuştur. “Söylediğim şey kardeşimde bulunan bir özellik ise ne buyurursunuz?” diye sorulunca Hz. Peygamber, “Söylediğin şey onda varsa onun hakkında gıybet etmişsindir. Ama eğer yoksa ona iftira etmiş olursun” cevabını vermiştir. (Müslim, Birr, 70)

İftira; İnsan onuruna ve şahsiyetine yapılan çok büyük saldırı ve  saygısızlıktır. Hatta dil ile yapılan büyük bir cinayettir.

Nitekim tarih boyunca bütün ilâhî dinlerin ve düşünce sistemlerinin ortak noktalarından birisi de “iftira etmemek” üzere mensuplarına kesin uyarılarda bulunmasıdır.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim de bu konuda ciddi uyarılarda bulunmuş, müfterilerin lanetlendiklerini ve en büyük azaba maruz kalacaklarını, “Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır” (Nûr, 24/7-11) ayetiyle bildirmiştir.

1-İftiranın sebepleri 

Günümüzde özellikle siyaset, sanat, basın-yayın, spor ve magazin dünyasındaki bazı insanlar, rekabet duygusu, çekememezlik, kıskançlık gibi sebeplerle birbirleri aleyhine çeşitli iftira, itham ve karalamalar yapmakta, evrensel ahlâk kurallarını ihlâl etmektedirler.

Namus, iffet, haysiyet, hırsızlık, zimmet, rüşvet ve yalan vb. ithamlarla yapılan iftiralar, belli bir çevreyle sınırlı kalmamakta, basın ve yayın yoluyla bazen uluslararası düzeye kadar ulaşabilmektedir. Oysa bir iftira ne kadar çok yayılırsa, iftiracının sorumluluğu ve günahı da o nispette artmış olur.

Haset duygusuna kapılanlar, genellikle kendilerine rakip olarak gördükleri kimseleri küçük düşürmek veya rakibini yok etmek için iftiraya başvururlar. Oysa haset, öncelikle haset eden kimseye zarar verir.

Bundan dolayı Yüce Allah, “hasetçinin şerrinden kendisine sığınılmasını” öğütlemiştir. (Felak,113/5)

Bazı iftiralar ise, zanna dayalı olarak üretilmektedir. Yüce Allah müminleri zandan sakındırmış ve bir kısım zanların (sû-i zan) günah olduğunu bildirmiştir. (Hucurat,49/6)

Hz. Peygamber de aynı şekilde, “Zandan sakının. Çünkü zan sözün en yalanıdır.”(Buhârî, Edeb, 58)  buyurarak, müminleri sû-i zan ve iftiradan sakındırmıştır.

2-İftira etmenin hükmü 

İslâm’da iftira haram kılındığı gibi asılsız olması muhtemel haberlere doğruymuş gibi ilgi göstermek ve bunlara araştırmadan inanmak da yasaklanmıştır (el-İsrâ 17/36; el-Hucurât 49/6).

Kur’ân-ı Kerîm’de, Hz. Âişe’ye yapılan iftira (ifk hadisesi) karşısında müslümanların tutumu değerlendirilirken; bütün müminlerin, böyle bir habere hemen inanmayıp iftiraya uğrayan hakkında hüsnüzanda bulunmaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu tür asılsız isnat ve iftiraların yayılmasından hoşlananların dünyada ve âhirette ağır bir şekilde cezalandırılmayı hak ettikleri bildirilmektedir (en-Nûr 24/12, 19).

Netice itibariyle iftira, hem ferdi hem de toplumu rahatsız eden, insanlar arasındaki sevgi bağlarını koparan, nefret ve düşmanlıklara sebebiyet veren büyük bir günahtır.

Nitekim ifk hadisesi hakkında; “Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.” (Nûr, 24/15) denmiştir.

İslâm, insan şahsiyetini rencide eden her türlü iftira, karalama, töhmet altında bırakma, çamur atma ve ithamı yasaklamış, özellikle zina iftirasında bulunanları, iddialarını dört şahitle ispatlayamamaları hâlinde (kazf cezası ile) cezalandırmak suretiyle, insanların şeref ve haysiyetini korumayı hedeflemiştir.

Mümine yakışan, böylesi büyük bir günahtan uzak durmak, söylenen her söze itibar etmemek, inanmamak ve iftiracılara tepki göstererek iftiranın yaygınlaşmasına mani olmaktır.

3-İftiranın tahribatı

Acı bir gerçek olarak, her dönemde ve her toplumda, müfterileri de masumları da görmek mümkündür.

İftiracıların yaptığı iftiralar ile masumlar haksız yere  azap çekmektedir, büyük mağduriyetler yaşanmaktadır. Haklılıklarını belki uzun bir zaman sonunda, ama iş işten geçtikten sonra ispat edebilmektedirler.

Ancak  o masumların bu yüzden çektiği ıstırap, müfterinin hiçbir hesap vermemesi veya ceza alsa bile,  telâfi edilemeyecek kadar büyük tahribatlar, vicdanlarda  onmaz yaralar açarak derin izler bırakmaktadır.

Bu sebeple içinde yaşadığımız toplumu ve mensuplarını iftiraya karşı korumak başta hukukun gereği ve hepimiz için de hem dinî ve hem insanî bir zorunluluktur.

Sonuç olarak, toplumumuzun; hem dinî ve ahlaki  kaygılar, hem de dünyevi (siyasi, içtimai ve ekonomik) endişeler sebebiyle, iftiradan korktuğu ve sakındığı da bir gerçektir.

İnsanlığın ayıbı olarak görmemiz gereken iftira dün vardı, günümüzde varlığı devam etmekte ve yarın da olacaktır.

Temennimiz, insanımızın ve toplumumuzun iftiradan korunmuş, huzurlu ve güven dolu bir hayat yaşamasıdır.

Allah kuru iftiradan saklasın”.

Vesselam.

Kaynaklar

T.D.V, İslam ansiklopedisi, “ iftira” mad.

D.İ.B, Hadislerle İslam, III, iftira/dil ile işlenen cinayet, s,461

D.İ.B, Kur’an’dan Öğütler, I, 386.

CEVAP VER