Ülkenin Derdi Çok, Hangisini Yazalım?

0

Her gün yazan ve haftada röportajları saymazsak 10 başlık açan birinin konu bulmakta güçlük çekmesi beklenir.
Eğer orası Türkiye ise bırakın konu aramayı neyi yazayım lüksüne bile sahip olursunuz.
Benim bugünkü hissiyatım tam da bu oldu.

Erol Bilecik’in TÜSİAD’a veda mesajının çağrışımlarını kaleme dökeyim derken Avrupa Parlamentosunun tavsiye kararı geldi.
Patronlar kulübünün başının veda mesajına Atatürk’ü ana tema yapmasının alt mesajını algılamaya çalışırken, Avrupa Birliği hayallerini kaf dağının ardına atan kararı hazmetmeye çalıştım.

İnsanlar aynı eylemleri yapıp farklı sonuç elde edeceklerini sanırlar.
TÜSİAD’ın patronu da Avrupa Parlamentosuna tepki veren Dışişleri Bakanlığı da tam da bu yanılgının içinde idi aslında.

Ne diyor Bilecik :
“Ödeyemeyeceğimiz tek borç, Atatürk’e ve Cumhuriyet’e duyduğumuz minnet borcudur. Ödemeye mecbur olduğumuz borçsa gelecek nesillerimize daha istikrarlı, daha özgür, daha demokratik, daha aydın bir gelecek sunmaktır.”
Mealen:
1/ Boşuna çabalamayın Atatürk’ü aşamazsınız.
2/ Şu anda demokrasi, istikrar ve özgürlükler açısından işler iyi değil.

Gerçi özellikle ikinci kısımda ciddi bir Türkçe meselesi olan ifade gelecek nesillere gelecek sunmak gibi uzun vadeli bir projeksiyonun utangaç diline sığınsa da önemli bir eleştirel tını içeriyor.

Gerçek hayatın Borsa ya da Monopol olmadığını iyi bilen Erol bey konkardato ve iflaslarla nefesi kesilen yol arkadaşlarının üzüntüsünü daha istikrarlı bir Türkiye için dile getirirken yanına özgürlük ve demokrasi gibi iki de destek madde koyuyor.

TÜSİAD’ın hiç de utangaç olmadığı 1979‘da Ecevit hükümetine karşı gazete ilanı ile meydan okumasını hiç de hatırlatmayan bu dolaylı mırıldanmanın 1979 ile ciddi farkları var.

1979’da demokrasi veya özgürlük konusunda pek bir beklenti içermeyen ilanın tam 40 yıl sonra istikarın en önemli bileşinini hatırlaması oldukça manidar aslında.

Görevi bırakmış bir başkanın söyledikleri üzerinden ancak temenni düzeyinde bir geribildirim olarak algılanabilecek ifadelerin, içi boş bir tencereden gelen ses kadar yankı uyandırmamasına şaşmamak lazım.

TÜSİAD’ın sabık başkanı kadar zamanın ruhundan uzak bir diğer tepkiyi de Avrupa Parlamentosu kararına gösterdiği reaksiyon ile Dışişleri Bakanlığından gördük.
Buna göre Bakanlık, Parlamentonun kararına tam olarak şu yorumu yaptı :
“— Hukuki bağlayıcılığı olmayan, tavsiye kararı niteliğindeki taslak raporda, ülkemizin AB’ye katılım müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısında bulunulması kesinlikle kabul edilemez. Raporda yer alan asılsız iddialar ise, AP’nin ülkemize karşı taraflı ve önyargılı tutumunun yeni bir göstergesidir.
— Söz konusu taslak rapora ve tutarsız yaklaşımlarla verildiği anlaşılan değişiklik önergelerine ilişkin olarak gerekli girişimlerde bulunduk ve bulunmaya devam ediyoruz. AP üyelerine ülkemizde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte yaşanan gelişmeleri ve mevcut reform sürecimizi anlatıyoruz.
— Buna rağmen, ülkemiz karşıtı çevrelerden beslenerek ortaya atılan mesnetsiz iddiaların taslak raporda yer almaya devam ettiğini üzülerek görüyoruz. Gerekli düzeltmelerin yapılarak Mart ayındaki AP Genel Kurulunda onaylanacak nihai raporun daha gerçekçi, tarafsız ve teşvik edici olmasını bekliyoruz.”

AİHM kararlarına riayet etmeyen bir ülkenin dışişleri bakanlığının Avrupa Parlamentosu kararını eleştirmesindeki çelişkilerin gayet farkındayım. Neticede ülkenin yarısının oy hakkını gece gündüz “aşağılık=zillet” bulan bir iktidarın savunusu ile mükellef olmak önemli bir yüktür.

Diplomasinin dili ince ve narindir. Siyasetin hele ki dili Türkiye’de özellikle dışişlerine sufle verenlerin elinde, kapıyı zilletten açar ihanetten kapar.

İnsanın ülkemiz karşıtı çevreler ifadesini Cumhur İttifakı karşıtı çevreler olarak çeviremeyen Dışişleri bürokratları ile empati yapma duygusu pekişiyor.

Yine de bu ülkenin insanları ve vatandaşları olarak bırakın Birlik üyeliğini bir Schengen ülkesine adım atmak için 80 Euro = 500 TL para vermek zorunluluğundan dahi kurtulamayacak olmanın acısını en derinde hissediyoruz.

TÜSİAD da, Dış İşleri Bakanlığı da tıpkı Nasrettin Hoca’nın kazanın öldüğüne inandıramadığı komşuları gibiler. Doğururken gayet mutlu oldukları kazanın ölmesini içine sindiremeyenler için sürpriz gibi görünenler aslında sıradan gerçeklik.

Yazının başında demiştim. Bu ülkede gündem bitmez. Hafta neredeyse sona eriyor. Ne Cizrespor’a reva görülen ırkçılığı ne de bunu telin edemeyen oligarşiyi yazabildim. Yazamadığım çok şey var.

Tıpkı bu toprakların yetiştirdiği belki de en büyük ses olan Neşet Ertaş’ın Pir Sultan’dan mülhem dediği gibi:
“Derdim Çoktur Hangisine Yanayım
Ben Bu Derde Nerde Derman Bulayım”
Not : Avrupa Parlamentosu komisyonundan çıkan tavsiye karara şaşıranları ya da kızanları bu konuya dair yazdığım 4 yazıya vakit bulup göz atmaya davet ediyorum.
http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/06/02/turkiyede-ab-bakanligi-ne-icin-var/amp/?__twitter_impression=true

http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/10/04/vize-serbestisinin-sarimsakla-alakasi/amp/?__twitter_impression=true

http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/11/22/bir-temel-fikrasi-ve-aihmyi-artik-tanimayan-akp/amp/?__twitter_impression=true

http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2018/11/26/vize-serbestisidemokratiklesme-mhpbahceli/amp/?__twitter_impressio

CEVAP VER