Yalan: Bütün Kötülüklerin Kaynağı

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

YALAN / Bütün Kötülüklerin Kaynağı

Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancıları hidayete (başarıya) erdirmez (Mü’min, 40/28)

Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resülüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır (Ahzab,33/70-71).

Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80)

A-Tanım

Yalan kelimesinin Arapça karşılığı olan kezib (kizb) eski sözlüklerde; “doğruluğun (sıdk) karşıtı, bir konuda gerçeğe aykırı haber veya bilgi vermek, söz vâkıaya uygun olmamak” diye tanımlanır.

Kezib; “olmayanı olmuş, olanı olmamış gibi gösteren söz” şeklinde tanımlanır (Ya‘kūb b. İshak el-Kindî Resâʾil, I, 169).

Tekzîb’in kişiyle ilgili olan manası; “kişinin yalancı olduğunu ileri sürme, onu yalancılıkla suçlama”dır. Olay ve haberle ilgili olan manası ise; “yalan sayma, olayın veya haberin aslı olmadığımânasına gelir ve bu yönüyle inkârla örtüşür.

BKuran’da yalan

Kur’ân-ı Kerîm’de kezib ve türevleri 280 yerde geçmektedir ve bunların çoğu “bir şeyi yalana nisbet etmek” anlamında tekzîb masdarından türeyen fiil ve isimlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de;  gerçeği konuşana dürüst (sâdık), gerçek dışı konuşana yalancı (kâzib) denilmiştir (el-Mü’min 40/28).

Kur’an da “Kezib kelimesi;“uydurma, yakıştırma” anlamındaki iftira kavramıyla birlikteAllah hakkında yalan uydurma, O’nun birliği, aşkınlığı ve yetkinliğiyle bağdaşmayan iddialar ileri sürme” mânasında kullanılmiştır (meselâ bk. Âl-i İmrân 3/94; en-Nisâ 4/50; el-Mâide 5/103).

Kezib’in üç defa tekrar edildiği Nahl sûresinin 116. âyetinde insanların sorumsuzca yalan konuşarak yiyecekler hakkında, “Şu helâldir, bu haramdır” demeleri (Nahl,16/116),

Medine Yahudilerinin Araplar’a ait yanlarındaki emanetleri geri vermemenin kendileri için sorumluluk doğurmayacağını ileri sürmeleri (Âl-i İmrân 3/75),  

Yine Yahudilerin kutsal kitaplarına ilâve ettikleri sözlerin Allah katından geldiğini söylemeleri de (Âl-i İmrân 3/78) “Allah hakkında yalan söylemek, O’na asılsız şeyler isnat etmek, Allah adına doğru olmayan hükümler üretmek” şeklinde değerlendirilmiştir

Müslüman olduklarını ileri süren münafıklar Allah ve resulüne yalan söylemişlerdir (et-Tevbe 9/90).

Birçok âyette inkârcılar ve münafıklar hakkında, Allah’ın gönderdiği açık hakikatleri yalan saymaları sebebiyle kâzib/kezzâb “yalancılar” ifadesi kullanılmışdır.

Ayrıca Kur’an peygamberlerini yalancı (kâzib/kezzâb) diye suçlayan kavimlerden söz edilmiştir (el-A‘râf 7/66; Hûd 11/27; eş-Şuarâ 26/186).

Hased ateşi ile yanıp tutuşan ve bu yüzden Hz Yûsuf’u yok etmeyi planlayan kardeşleri, onu kuyuya atmışlardı. KurtUN parçaladığına inandırmak için gömleğine kan sürerek babalarına yalan söylemişlerdir (Yûsuf 12/18).

CHadislerde yalan

Hadislerde de kezibve türevleri sıkça geçmektedir. Bazı hadis kitaplarında bu konuya dair özel bölümler ayrılmıştır (Buhârî, “ʿİlim”, 8, 38; Ebû Dâvûd, “Îmân”, 13; “Edeb”, 80; Tirmizî, “Birr”, 46).

Asılsız bir sözü Hz. Peygamber’e isnat ederek nakletmenin menedildiği hadislerde kezibkavramı “hadis uydurma” anlamında da kullanılmıştır. Hadis uyduranların da cehennemde olduğu haber verilmiştir (Buhârî, “ʿİlim”, 38, “Enbiyâʾ”, 50; Müslim, “Zühd”, 72).

Bir hadiste de şöyle denilmektedir: “Yalandan sakının, çünkü yalanla günah yan yanadır ve ikisi de insanı cehenneme götürür” (Müslim, “Birr”, 103-105; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 4, 5).

Diğer bir hadiste, “Kardeşine bir söz söylediğinde o sana inanırken, senin ona yalan söylemiş olman, ne büyük bir ihanet!” buyurulmuştur (Müsned, IV, 183; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 71).

Hemen hemen bütün hadis kaynaklarıyla ahlâk ve tasavvuf kitaplarında zikredilen bir hadisin meâli de şöyledir.

Sizi yalan söylemekten menederim; çünkü yalan söylemek günaha, günah da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye nihayet Allah katında kezzâb diye yazılır” ( Buhârî, “Edeb”, 69).

Yine sıkça tekrar edilen başka bir hadiste yalan münafıklığın üç alâmetinden biri olarak gösterilmiştir. (Diğerleri, sözünden dönmek ve emanete hıyanet etmektir; bazı rivayetlerde bunlara düşmanlıkta ileri gitmek de eklenmiştir (Buhârî, “Îmân”, 24; “Şehâdât”, 28; “Meẕâlim”, 17; Müslim, “Îmân”, 106-108).  

Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre) (ra) şöyle anlatmaktadır:

Resûlullah (sav) üç kere, ‘Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?’ buyurdu.

‘Evet söyle Resûlallah!’ dedik.

Bunun üzerine Resûlullah, ‘Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya saygısızlık/kötülük etmektir’ buyurdu. Sonra arkasına yaslanmış hâldeyken doğruldu ve şöyle dedi:

Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır. Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır….”   Bu cümleyi o kadar çok tekrarladı ki biz keşke sussaydı’ dedik.” (Buhârî, Edeb, 6)

Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor:

“Ey Allah’ın Resulü! dedik, mü’min korkak olur mu?”  “Evet!” buyurdular. “Pekiyi, cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet!” buyurdular. Biz yine: “Pekiyi, yalancı olur mu?” diye sorduk.

Bu sefer: “Asla!” buyurdular. (Muvatta, Kelam, 19, (2, 990).

D-Yalanın mahiyeti

İbn Hazm’a göre; yalan her türlü kötülüğün aslıdır ve Allah’ı inkâr etme de onun bir türüdür.

Yalan korkaklık ve bilgisizlikten doğar. Korkaklık ruhu alçaltır; korktuğu için yalan söyleyen kişi artık değer verilen ruhsal yücelikten uzak kalmıştır (İbnü’l Hazm, el-Aḫlâḳ, s. 60).

Mâverdî de yol açtığı kötü sonuçlar yüzünden yalanı bütün kötülüklerin kaynağı, bütün çirkinliklerin temeli, düşmanlığa kadar varan bir dizi kötülüğün başı diye niteler (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 253).

İslâm ahlâk felsefesinin erken dönem kaynakları arasında yer alan eṭ-Ṭıbbü’r-rûḥânî adlı eserinde Ebû Bekir er-Râzî, yalan söylemenin arkasındaki psikolojik sebepleri ve doğuracağı sakıncaları incelemiştir. Ebû Bekir er-Râzî, “yalanın asıl sebebi kibir duygusu ve yönetme tutkusudur” der (Tdv İ.A).

Mâverdî de yalancılığın sebeplerini;

menfaat elde etme,

zararı önleme,

söze tatlılık, zarafet katma,

düşmana zarar verme düşüncesi şeklinde sıralar.

Yine Mâverdî’ye göre yalancıların bazı özellikleri vardır.

Yalancı doğru sözlerle kendisinin yalanları arasında fark görmez.

ylediklerinin şüpheyle karşılandığını görünce hemen sözünden döner.

Nihayet insan tabiatı yalandan hoşlanmadığı için yalancının ruh hali dışına yansır (Edebü’d-dünyâ ve’d-dîn, s. 255-257).

Ahlâk kitaplarında, zorunlu durumlarda (aile huzurunun korunması, husumetlerin önlenmesi, savaşta başarı sağlanması gibi sebeplerle) yalan söylemenin caiz görüldüğüne dair zikredilen delillerle birlikte;

Yalanla ilgili ruhsatların istismarından kaygı duyan İslam âlimleri, her halükarda yalandan sakınmak gerektiğine dikkat çekmişlerdir.

Nitekim Gazzâlî; “yalan kapısının bir defa açılması durumunda artık ihtiyaç ve zaruret sınırının ötesine geçme tehlikesinin bulunduğunu belirterek, “Zaruret durumu dışında yalan söylemek aslen haramdır” der (İḥyâʾ, III, 137-139).

Râgıb el-İsfahânî de kelâmcılara atfen, yukarıda geçen bazı ruhsatlardan bahsettikten sonra, ne olursa olsun yalanın her zaman utanç verici ve aşağılayıcı bir tutum olduğunu söyler (eẕ-Ẕerîʿa, s. 272-274).

E-Yalanın hükmü

Yaygınlığı ve etkisi, ağır sonuçlar doğurması gibi sebeplerle yalan her devirde insanlığın en büyük ahlâk problemlerinden birini teşkil etmiştir. Bütün dinlerde ve ahlâk öğretilerinde kötü ve günah sayılmış,

İslâm kültüründe de bu alanda geniş bir literatür oluşmuştur.

İslâm’ın büyük günah kabul edip yasakladığı yalanın fıkıhta ayrıca hukukî sonuçları da ele alınır.

1-Alış verişte yalan

Ticarî işlemlerde satılan malın özellikleri, maliyeti, piyasa değeri vb. hakkında satıcının yalan söylemesi ve bu yolla elde edilen kazanç, İslam dini tarafından haksız kazanç olarak nitelendirilmiş ve haram kabul edilmiştir.

Güven esasına dayanan akidlerde, yalan sebebi ile aldanan ve açık zarara uğrayan tarafa belli şartlarla akdi fesih, zararın tazmini gibi imkânlar tanınmıştır.

2Yalan yere yemin

Yalan yere yemin etmek; gerçeğe aykırı olan bir şeyin doğru olduğunu söyleyerek yemin etmektir.

Yalan yere yemin eden kişi, Allah’ı yeminine şahit göstererek insanları kandırdığı, Allah’ın adını istismar ettiği için O’na iftirada bulunmaktadır. Bu nedenle yalan yere yemin etmek büyük günahlardan sayılmıştır.

Yalan yere yemin ederek bir kimsenin hakkının zayi olmasına yol açan kişi âhirette Allah’ın gazabıyla karşılaşacağı gibi (Buhârî, “Eymân”, 17; Müslim, “Îmân”, 218-224) dünyada da verdiği zararı tazminle sorumludur.

Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler. Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şey ne kötüdür! Onlar yeminlerini kalkan yapıp (insanları) Allah’ın dininden alıkoydular. Bunun için onlara alçaltıcı bir azap vardır. Onların malları da, evlatları da Allah’a karşı kendilerine bir yarar sağlamayacaktır. Onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Mücadele, 58/14-17)

Bu âyetlerde Müslüman gibi görünen fakat İslam düşmanlığı yapan münafıklar yahut Medine ve çevresinde yaşayan Yahudiler veya Abdullah b. Nebtel isimli bir münafığın, Resûlullah’ın huzurunda O’nun aleyhine sözler söylemediğine dair yalan yere yemin etmesi ve bulup getirdiği tanıkların da, bile bile yalan yere yemin etmeleri anlatılmaktadır (DİB,Kur’an Yolu, V/277-279).

Ayetin sebeb-i nüzulündeki özel durumlarla birlikte genel hedefin, bile bile yalan yere yemin etmenin, yeminleri kalkan olarak kullanmanın, yeminlerin arkasına sığınıp insanları aldatmanın münafıkların özelliklerinden olduğu işlenmektedir.

Müminler olarak hepimiz, münafıkların ve yalan yere yemin edenlerin durumuna düşmememiz için bu konuda çok dikkatli olmalıyız. Nitekim  yüce Allah;

“Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da, Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır. Allah’a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır” (Nahl, 16/94-95) buyurmaktadır.

3-Yalancı Şahitlik

Bir kimsenin, hakkında bilgi sahibi olmadığı, görmediği ve duymadığı bir konuda; bildiğini, gördüğünü ve duyduğunu söylemesi “yalancı şahitlik”tir.

Böyle bir şahitlik, insanların zarar görmesine ve pek çok hakkın zayi olmasına sebebiyet vereceğinden, dinimizce haram kılınmış ve büyük günahlardan sayılmıştır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s) yanındakilere; “Büyük günahların da en büyüğü olan günahların ne olduğunu size söyleyeyim mi?” diye sormuş; “Buyurun Resûlullah” demeleri üzerine, bunları;  “Allah’a ortak koşmak, ana babaya âsi olmak ve yalancı şahitlik yapmak” şeklinde sıralamış, özellikle sonuncusunu birkaç defa tekrar ederek bu hususta yanındakileri uyarmıştır (Buhârî, “Şehâdât”, 10; Müslim, “Îmân”, 143).

Büyük günahlardan sayılan yalancı şahitlik neticesinde; ilgili kişilerin uğradığı zarar yalancı şahide tazmin ettirilir, ayrıca o kimse mahkemece tâzirle cezalandırılır. (Buhârî, “Diyât”, 2; İbn Mâce, “Aḥkâm”, 32)

İslam’da şahitliğe büyük önem verilmiştir. Gerektiğinde şahitliği yerine getirmek dinî bir görev ve farzdır. Adaletin gerçekleşmesi ve hakkın ortaya çıkması büyük ölçüde şahitlerin bu görevi yerine getirmelerine bağlıdır.

Kur’an’da farklı farklı sûrelerde müminlerin özelliklerini sıralanır. Bunlardan biri de ;“Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir” (Meraic,70/33);

“Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir” (Furkân, 25/72) şeklindedir.

Yalancı şahitliğin keffareti yoktur. Tövbe etmekle de bu manevi sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir. Çünkü bu, bir kul hakkıdır.

Yüce Rabbimiz; Kendimizin, ana babamızın ve en yakınlarımızın aleyhine bile olsa bize ihtiyaç duyulduğunda şahitliğimizi Allah için dosdoğru ve adaletle yapmamızı (Nisâ, 4/135),

Bir topluma olan kinimizin bizi adaletsizliğe sevk etmemesini (Mâide, 5/8),

Bildiklerimizi gizlemememizi (Bakara, 2/140, 283),

Çağrıldığımızda şahitlikten kaçınmamamızı (Bakara, 2/282) emretmektedir.

Böyle bir durum ortaya çıkarsa şahitlik görevimizi, dünyevi endişelerimizi bir kenara bırakıp; sadece ve sadece Cenab-ı Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle ve adaletle yerine getirmeliyiz.

Netice itibariye; Yalancı şahit bir çok büyük günahı bir arada işlemektedir.

Birincisi; Yalancı şahitlik, yalan ve iftiradır.

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz Allah, haddi aşan, çok yalancı olan kimseyi hidayete erdirmez” (Mü’min: 28).

Bir hadiste ise şöyle geçmektedir:

“Mü’min her ahlak üzerine yaratılabilir. Hıyanet ve yalan üzere ise asla.”

İkincisi; aleyhinde şahitlik yaptığı şahsa zulmetmektir.

Çünkü onun şehadetiyle adamın malı, canı veya şerefi gasbediliyor.

Üçüncüsü; lehine şahitlik yaptığı kişiye zulmetmektir.

Çünkü bu şahitlik dolayısıyla haram bir malı almış ve böylece cehennemi hak etmiştir.

Dördüncüsü; başkasının malı, canı, kanı, ırzı, şerefi Allah tarafından kendisine haram kılındığı halde onu helal yapmaktır.

Peygamber efendimiz; “Her müslümanın malı kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır” (Buhari, Müslim) buyurmuşlardır.

Vesselam.

Kaynaklar:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, “yalan mad.

D.İ.B, Hadislerle İslam, III, s, 395.

D.İ.B, Kur’an’dan Öğütler-2, 397.

CEVAP VER