Cennet

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

Cennet

Cennet “örtmek, gizlemek” anlamındaki cenn kökünden isim olup “bitki ve ağaçları ile toprağı örten bahçe” mânasına gelir.

Terim olarak; Âhiret hayatında müminlerin ebedî saadet yurdunun adıdır.

Allah (c.c), Kur’an-ı Kerim’de 144 ayette cenneti, 72 ayette cehennemi zikretmiştir.

Dolayısı ile Allah (c.c), bir defa cehennem dedi ise iki defa cennet demiştir. Bu oran  herkes için önemli bir ölçüdür.

Cennet, anlatımı çok geniş bir konu, ama biz şimdilik cennete giriş şartına ve bedeline (önemine binaen) kısaca dikkat çekelim istedik.

A-Cennete girmenin olmazsa olmaz şartı İman”dır

Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in (sav) bildirdiğine göre, cennete gitmenin olmazsa olmaz şartı imandır. (Saff, 61/10-12)

Cennet nimetlerine, ancak Allah’a ve peygamberlerine iman edenler erişecektir (Hadîd, 57/19, 21).

Ebû Saîd el-Hudrî’den nakledildiğine göre, Allah Resûlü şöyle buyurur: “Ey Ebû Saîd! Kim Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan ve peygamber olarak Muhammed’den razı olursa, ona cennet vacip olur.” (Müslim, İmâre, 116).

İman esasları kuşkusuz insanı cennete sevk eden en temel unsurlardır. Müminden beklenen, imanını hayatına rehber kılması ve davranışlarına da yansıtmasıdır.

B- İmandan sonra imtihan” vardır

Kur’ân-ı Kerîm’de, “İnsanlar, ‘İman ettik.’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannettiler?” (Ankebût, 29/2) buyrularak imandan sonra imtihana dikkat çekilir.

Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber müminler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara, 2/214)

İnsanlık tarihine baktığımız zaman en büyük sıkıntıları ve ağır imtihanları, başta peygamberler olmak üzere, inananların çektiklerini görürüz.

Zira İman, en büyük nimettir. Bu nedenle bu konudaki imtihan da çetin olmaktadır.

Hayat imtihanı inananlar için her zaman zor olmuştur.

Birtakım Müslümanlar sırf “Rabbimiz Allah” dedikleri için zülümlere maruz kalmışlar, yurtlarından çıkarılmışlar.

“Onlar, haksız yere, sırf, ‘Rabbimiz Allah’tır’ demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir” (Hac, 22/40).

Peygamberler ve onlara inananlar “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardır.

Önceki peygamberler ve onların ümmetleri gibi Hz. Muhammed ve onun ashabı da imanlarını ve kutsal değerlerini menfaat ve rahatlarının üstünde görmüşler; kutsal değerler uğruna dünyalık çıkarlarını feda etmeyi göze almışlar, büyük acı ve sıkıntılara katlanmışlardır.

Allah’ın yardımı ne zaman gelecek derken de, asla çaresizlik, imanda tereddüt ve acizlik içerisine düşmemişler, ellerinden geleni yaptıktan sonra “Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder” (Hac, 22/40) ilahi fermanından hareketle, o yardımı bekleyerek, mücadelelerini sürdürmüşlerdir.

Nitekim yüce Allah’ın bu hususta sözü vardır ve şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır” (Muhammed, 47/7).

C-Şüphesiz her nimetin bir bedeli vardır.

Bir nimet ne kadar değerliyse kıymeti de ona göre takdir olunur. Ya nimetlerin en güzeli olan Cennet nimeti!

Paha biçilemeyecek kadar değerli olan bu nimeti kazanmak elbette o derecede zahmetli olacaktır.

Geçmiş kavimlerin bu konuda yaşamış olduğu sahneleri anlatan şu ayetlere kulak verelim:

Şâhitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (müminleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.

(Rivayete göre İslam öncesinde Necran halkı Hıristiyanlığı kabul edince Himyer Kralı Yahudi Zi Nuvas, onlara savaş açmış, dinlerinden dönmeyenleri açtığı hendeklerde ateşlere atmıştı.)

O vakit, ateşin etrafında oturmuş, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlar müminlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah’a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah her şeye şahittir.” (Bürûc, 85/3-9)

İlk Müslümanlar da aynı şekilde şiddetli imtihana maruz kalmışlardır.

Habbab b. Eret (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (s.a.s), Kâbe’nin gölgesinde otururken, gelip (müşriklerin yaptıklarından) şikâyette bulunduk:

Bize yardım etmiyor musun, bize dua etmiyor musun?’ dedik.

Yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir vaziyette oturdu ve şu cevabı verdi:

Sizden önce öyleleri vardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonra getirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı, demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Bu yapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah’a yemin olsun ki, Allah bu dini tamamlayacaktır.

Öyle ki, bir yolcu devesine bindi mi San’a’dan kalkıp Hadramevt’e kadar gidecek, Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak, sadece koyunu için kurttan korkacak. Ancak siz acele ediyorsunuz.” (Buharî, “Menâkıbu’l-Ensâr” 29; Ebu Dâvud, “Cihâd”, 107) buyurdu.

Unutmayalım ki, büyük hedeflere büyük mücadelelerle ulaşılabilir.

Ağır imtihanları kazanmak da, sabır ve sebatla olur.

Vesselam!

Kaynaklar:

D.İ.B, Kur’an dan Öğütler-1, s,182.

T,D,V, İslam Ansiklopedisi, “cennet” mad.

D,İ,B, Hadislerle İslam, VII,cennete giden yollar”, s,659

CEVAP VER