İslam Hukukçusu olarak İbn Rüşd

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Endülüs’ü anlamak ve anlatmaya çalışmak önemli ve önemli olduğu kadar da zor. Zor olan yanı, eskiden olduğu gibi bir ülkeyi fethederek orada medeniyet oluşturmanın somut olarak günümüz dünyasında olmaması. Ama buna rağmen kolay anlaşılır yönü de, günümüzde ülkeler fethedilmeden kültür ve medeniyetin başka ülkelerde yaşanabilir olması. Yani İslam ülkelerinde Müslümanlar yaşasalar da, dünyada etkin olan yaşam stilinin onlar tarafından da benimseniyor olması gibi.

Teknolojik gelişmeler, ürünler ve hayat tarzları…

Endülüs, Avrupa coğrafyasında doğan, gelişen ve meyveler veren İslam Medeniyeti idi. Hristiyanların, Yahudilerin ve Müslümanların bir arada yaşadıkları bir coğrafyaydı ve bu çok fikirlilik ve seslilik Endülüs’ü Endülüs yapan en önemli özellikti.

…..

Bu yazıyı yazarının sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

İbn Rüşd, işte böyle bir ortamda 1126 yılında Kurtuba’da dünyaya gelmişti.

Ailesi İslam Hukuku alanında ün yapmış. Dedesi ve babası Endülüs’te Başkadılık yapmış önemli İslam Hukukçularındandı.

Hem maddi zenginlik ve hem de bilimsel zenginlik açısından doygun bir noktada olan ailesi İbn Rüşd’ün hayatında önemli yere sahipti.

Neden mi?

Çünkü İbn Rüşd habitusunda doymuşluğu yaşamıştı. Bazı bilim insanlarında olduğu gibi zenginliği ve ilmi sonradan görmemiş, aksine ailesinde görerek büyümüştü.

Babası da İslam Hukukçusu olan İbn Rüşd ilk eğitimini ve öğretimini babasından almıştır.

Babasından öğrendiği temel İslam bilimleri şunlardı: Kuran, Hadis, Arapça, Siyer, Kelam ve İslam Hukuku.

İbn Rüşd’ün İslam Hukuku alanındaki teori ve pratik bilgisi babasının ve dedesinin birikimiyle harmanlanmış ve O’na çok önemli kazanımlar sağlamıştır.

İslam Hukuku’nu sadece kitaplardan ve hocalardan öğrenmemiştir.

Peki bunun önemi nedir?

İslam Hukuku sadece kitaplarda ve teoride olan bir bilim değildir. Aynı zamanda hayatın içinde olması gereken, hayatla beraber gelişen-dönüşen ve evrilen bir bilimdir. İşte bu yüzden İbn Rüşd’ün babasının ve dedesinin baş kadı olmaları O’na İslam Hukuku alanında çok farklı bakış açıları kazandırmıştır.

Bu sebeple İbn Rüşd’ün İslam Hukukçu kimliği diğer bilimlerden önce gelmektedir. Felsefe’ye düşman olanların ifade ettikleri gibi, İbn Rüşd sadece Felsefe ile ilgilenmemiştir.

İbn Rüşd’ün ağırlığını azaltmak isteyenler, O’nu sanki İslam ilimleri öğrenmemiş gibi lanse ederek, toplumu kandırmaya çalışmaktadırlar.

İbn Rüşd İslami ilimlerin yanında Astronomi, Edebiyat, Felsefe, Fizik, Mantık, Matematik, Politika, Psikoloji, Tabiat ilimleri, Tıp ve Zooloji gibi ilimler de tahsil etmiştir.

İbn Rüşd için, hem İslami ilimleri ve hem de Fen ilimlerini bir arada öğrenerek dengeyi sağlamıştır diyebiliriz.

İbn Rüşd’ü felsefeci diyerek küçümsemeye çalışanlar için şu bilgiyi de verelim:

İbn Rüşd Kadi’l- Kudat, yani Başkadılık yapmış önemli bir devlet görevlisidir. Kadı, hayatın içinde olan bütün anlaşmazlıklarda ve aynı zamanda insanların devletle olan anlaşmazlıklarında hüküm verme yetkisine sahip hukuk insanıdır. Bugünkü deyimle hakim desek bile, kadılık makamının karşılığı olamaz.

Kadılar hem toplum nazarında ve hem de devlet nazarında önemli konuma sahip kişilerdir.

İşte İbn Rüşd bu kadıların başında bulunan Başkadı olarak görev yapmıştır.

Başkadı olarak göreve gelebilmek için öyle böyle değil, çok ciddi İslam Hukuku bilgisi, birikimi, düşünce tarzı ve feraseti olması gerekir.

İbn Rüşd’e laf etmeye çalışan aciz insanlar bırakın kadılığı ve İslam Hukukçusu olmayı, sıradan İslami ilimlerde bile yeterli bilgi sınırına ulaşmamışlardır bunu özellikle belirtmek çok önemlidir.

İbn Rüşd yetkin ilim seviyesi ile sadece Başkadılık yapmamıştır.

Halife Aristo’nun eserlerini incelemiş ama anlamamıştır. Özel doktoru olan İbn Tufeyl’den yardım istemiş ve İbn Tufeyl yaşından dolayı bu zahmetli işi yapamayacağını ama yapacak yetide birini tanıdığını söyler. Aristo’nun eserlerini okuma işi değildir sadece bu, aynı zamanda eserlere vakıf olup üzerinde yorumlar ve açıklamalar yapabilmektir.

İşte bu kişi de İbn Rüşd’tür.

Kurtuba Başkadılık görevini yaparken eşzamanlı olarak Halife’nin isteğiyle Aristo’nun eserlerini şerh etmeye (açıklama ve yorumlama) başlar.

Günümüzle kıyaslayınca hangi birine yanalım bilemedim. Halife olan kişinin Aristo’yu incelemek ve bunun için yetkili birisini bulmaya çalışmak istemesine mi, İbn Rüşd gibi bir İslam Hukukçusunun aynı zamanda Aristo’yu şerh edebilecek yetide olmasına mı, yoksa böyle birikimden gelen Müslümanların bugün bilimden bihaber cahilce yaşamalarına mı?

Sevgi ve Bilgiyle kalın

1 YORUM

  1. Özetinizden, İbn-i-Rüşd’ü sevdim. Yeni yeni İbn-i Rüşdlerin Türkiye’den çıkması, Kuran’ın çağa uygun olarak yorumlanmasına bağlı. Onu küçümseyen düşüncesi-kıt ezberciler, Kuran’ın, herşeyi içinde barındırdığını ve bütün zamanlara hitap eden bir kitap olduğunu bilmiyorlar mı? Yoksa, Kuran’i/DiN’i, hayatta yorumlanmasını ve toplumda işlerliğini kendi tekellerinde mi sanıyorlar? Yeni İbn-i-Rüşdler ortaya çıktığında, bu tür ezberci müslümanları pek takan olmayacaktır. Müslüman topluma yön vermeğe çalışacaklarına, aynı safta namaz kılmağa gelsinler yeter…. 17 kat değil, 170 kat sevabı da olur.

CEVAP VER