Durdurulamaz Bir Güç ve Yıkılmaz Bir Duvar

0

Durdurulamaz bir güç ile yıkılmaz bir duvar karşı karşıya geldiğinde ortaya çıkacak tek şey ‘Kaos’tur. Maddenin tabiatına elbette ki aykırıdır; ancak madde politika ise doğaldır bu. Durdurulamaz güç… Yıkılmaz duvar… Bir de bu politika konusu Suudi Arabistan Krallığı’ndaysa eğer, işler daha da içinden çıkılmaz bir hale dönebilir.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman “durdurulamaz bir güç” gibi hareket etmekte. Bunu önceki yazılarımda işlemiştim. Ancak The Guardian’nın haberine göre Prens Selman’nın karşısına “durdurulamaz bir güç” çıkmış gibi görünüyordu haberin başında: “Kral Selman…”

Kral Selman ile Prens Selman arasındaki ilk “hoşnutsuzluk” Cemal Kaşıkçı’nın öldürülme emrini Prens Selman’ın verdiğine yönelik CIA kaynaklı istihbarat raporlarının ortaya çıkmasıyla başladı. Ardından Suud ordusunun Yemen’deki harekât tarzı da Kral Selman’ı oldukça rahatsız etti. Ardından Kral yurt dışındayken Veliaht Prens Selman’ın yaptığı atamalar da Kralı oldukça kızdırdı. Prenses Reema’nın ABD büyükelçiliğine ve Veliaht’ın kardeşi Halid Bin Salman’ın da savunma bakanlığına atanmasıydı Kralı kızdıran değişiklikler.

Kral Selman’ın Mısır’da bulunduğu sırada kendisine Prens Selman tarafından bir darbe yapılacağı uyarısı gelmesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Peki, Kral ne yaptı? Etrafındaki güvenlik birimlerini değiştirdi ve Suudi Arabistan’ın “Rüya Projesi” olarak adlandırılan, en yakın Suudi yerleşim birimine 100 km uzakta olan ve temeli “babasının emeklilik günleri” için Prens Selman tarafından atılan Neom Kentindeki sarayı kontrol etmeye gitti.

Yani “durdurulamaz bir güç” olan Prens Selman’nın karşısında “yıkılmaz bir duvar” ümidiyle beklediğimiz Kral Selman “emeklilik planlarını” yapmaya başlamış… Duvar değil, set bile değilmiş demek ki… Ama bir duvar ne yazık ki şarttır, muhakkaktır!

Suudlularda farklı bir durum vardır, diğer monarşi yapılanmalarına göre. Kraliyet ya da taç, doğrudan babadan oğula geçmez. Tahta geçecek kişinin meşruiyetini “mutlak söz sahibi” olan 34 üyeden oluşan “Bağlılık Konseyi” belirler. Yani şu an “Veliaht Prens” konumunda olsa bile “Bağlılık Konseyi”nin onayı şart gözüküyor Prens Selman için. Bildiğimiz kadarıyla bu Bağlılık Konseyi’nde şuana kadar 3 üye Prens Selman’dan hoşlanmadıklarını aleni belirttiler. Bunlardan biri Kral’ın tek erkek kardeşi ve Prens Selman’ın da amcası olan Prens Ahmed bin Abdulaziz…

Bağlılık Konseyi’nin kimi seçeceği bizi pek ilgilendirmez gibi gözükse de, ibreler Prens Selman’a dönerse ve meşru kral o olursa hiç şüphe yok Ortadoğu’da daha fazla kan akacaktır. İran ve Suriye rejimine karşı dile getirdiği sert ve küstahça tehditler o zaman gerçekleşebilir. Ve işte ‘Durdurulamaz güç’ ile ‘Yıkılmaz duvar’ karşı karşıya geldiğinde neler olur, biz de görürüz. Bu kriz atlatılamazsa “Üçüncü Dünya Savaşı”nı bile tetikleyebilir. ABD destekli (kısmen de olsa) Suudiler, Rusya destekli İran’lı Şii’ler… Herkesin bir taraf seçmek zorunda kaldığı “üçüncü bir dünya” savaşı. Çin’in duracağı yer şimdiden bellidir: İran – Rusya tarafı… Keza Fransa – Almanya ve İngiltere’nin de safları kesindir: ABD – Suudi cephesi… Bu iş Japonya’ya kadar uzayabilir… Savaş, Müttefik anlaşmalar gereği, Kanada, Polonya, Ukrayna gibi “Silahlı Kuvvetler” açısından zengin ülkelere de sıçrayabilir. Ve hemen dibimizde olacak bu savaşın bize yansımayacağını düşünmek saflık derecesinde iyi niyet göstergesidir.

Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi (Nazi) henüz 6 milletvekili varken “Almanya’daki Yahudi nüfusun sınır dışı edilmesi” konusunda Alman Meclisine teklif götürdüğünde herkes gülmüştü ve o tarihten 14 yıl sonra II. Dünya Savaşı başladı.

Diğer yandan 84 yaşındaki Kral Selman’ın 14 yılı kalmadığını herkes biliyor. Kendisi de emeklilik planlarını yapmaya başladı zaten. Cemal Kaşıkçı cinayetinde “O zaman bu işi mermiyle çözeceğiz” diye ses kayıtları olan Prens Selman’ın psikolojisine göre içinden çıkamayacağı her sorun mermiyle çözülüyorsa, fikirlerinden hoşlanmadığı prenslerin helikopterleri teknik arıza sebebiyle çöle düşüyorsa, Prens Ahmed bin Abdulaziz beklentilerini en düşük seviyede tutmalı ve yaşadığı için şükretmelidir bile diye düşünüyorum. Keza babası Kral Selman da öyle düşünüyor olmalı ki kendince önlemler almaya başlamış öz oğluna karşı…

Prens Selman şayet bir darbeyle başa gelirse o zaman dünya kamuoyundan ihtiyacı olan desteği alamayacağını sanıyorum. ABD zaten Rusya ile gizliden yürüttüğü bazı silah anlaşmaları yüzünden kendisine kırgın… Yoksa Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi, fırında yakılması ABD için çok da önemli konular değil… Asıl konu “silah anlaşmaları” konusunda Prens Selman’nın Rus yetkililerle gizlice görüşmesi…

Diğer yandan Prens Selman “Bağlılık Konseyi” tarafından “meşru kral” ilan edilirse işler o zaman çığırından çıkıp, bayır aşağı akmaya başlayacaktır. Bunu Prens Selman’ın saldırgan ve öfke dolu kişiliğine bakarak analiz edebiliriz… Bayır aşağı koşmaya başlayınca onun önünde hiçbir şey duramaz. Durmaya çalışan da ezilir, yok olur gider; ta ki çarptığında yıkamayacağı bir duvarla karşılaşana kadar… Ve ne yazık ki bu da Prens Selman’ı durdurmaya yetmeyecek, o duvara vurdukça vuracaktır. Her vurduğunda bambaşka kaoslar oluşacak, insanlar ölecektir. Ya duvar yıkılacak ya da Prens Selman duracak; ama ikisinin birden asla olmayacağı bir paradoks karşımızda cereyan edecektir.

Prens Selman’ı arkasından itekleyenler, duvara sırtını verip daha da güçlü durmasını isteyenleri biliyoruz…

Peki, biz bu kaosun neresinde olacağız? Asıl soru bu olmalı…

CEVAP VER