Abdülkadir Cami Bey’in Akşener’e ve Soylu’ya Verdiği Beyaz Zarf

0

Abdülkadir Cami Baykut Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk İçişleri Bakanıydı. Osmanlı Meclisinde Fizan, ilk Büyük Millet Meclisi’nde Aydın mebusu idi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kesintisiz varlığında 75 kişiye nasip olan bu görev ilk ona tevdi edildi.

3 Mayıs 1920’de aldığı vazifeyi 13 Temmuz 1920’de Hakkı Behiç Bayiç’e devretti. Milli Mücadele’nin çetin şartlarında hangi imkansızlıklar içinde bu görevi 2 ay ve 10 gün sürdürdüğüne dair kaynaklar geniş değil.

Cumhuriyet hükümet sayısının fevkinde İçişleri Bakanı olmasının basit bir sebebi var: Eskiden seçimlere girerken İçişleri Bakanı devletin tarafsızlığını göstermek için istifa eder, yerine İçişleri Bakanlığından bir bürokrat gelirdi.

İçişleri Bakanının tarafsızlığı, bırakın siyasette sporda dahi üzerine titrenen bir vakıa idi.
Rahmetli Ali Tanrıyar’ın Galatasaray için “Seni Sevmeyen Ölsün” demesi olay olmuştu.
Bir bakan ne hakla takımlar arasında ayrım yapabilir denilerek kızılmıştı uzun süre.

75 kişilik listede kadınları temsil eden tek bir kişi vardı: Şimdi İYİ Parti’nin başındaki Meral Akşener… 61. İçişleri Bakanı olarak 8 Kasım 1996, 30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yaptı.
Susurluk kazasının ardından oluşan kaotik günlerin yükünü sırtlamaktan çekinmedi.

Tabii ki 75. şırada Süleyman Soylu var; 31 Ağustos 2016’dan beri görevde.
Türkiye’nin 61. İçişleri Bakanı -yani Meral Akşener- için dün Erdoğan şu cümleyi kurdu :
“Birileri şu an cezaevinde süre dolduruyor. Aynı yola sen de düşebilirsin.”
Türkiye’nin 75. İçişleri Bakanı -yani Süleyman Soylu- ise aynı gün bu defa Meclis’in bir vekili için şu sözleri sarf etti : “Sezgin Tanrıkulu’ndan ve onun gibi milletvekillerinden nefret ediyorum.”

Her iki sözün öncesi ve sonrası tabii ki var. Verilen yanıtlar da var.

Ama benim takıldığım konu farklı. Ortak paydası Cumhuriyetin İçişleri Bakanları olan bu diyalogları imkan olsa ilk İçişleri Bakanının riyasetinde bir İçişleri Bakanları toplantısı yapıp gelmiş geçmiş tüm bakanlara dinletsek, ne hissederler, ne söylerlerdi?

Refet Bele’den Nahit Menteşe’ye, Recep Peker’den Faik Öztrak’a, Ethem Menderes’ten İsmet Sezgin’e, Fethi Okyar’dan Necdet Uğur’a bu hayali ve fantezi toplantıda iki İçişleri Bakanının bu diyaloglarının tarafı/muhatabı olmalarına acaba ne derdi bu gelmiş geçmiş devlet adamları?

Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Mücadeleden ve 1. Meclis’ten kesintisiz devam eden akışında askeri darbe dönemlerinde dahi duymadığımız lakırdıları, tehditleri, hesap sorma söylemlerini duyduğumuzda kulaklarımıza inanamıyor, gözlerimizi oğuşturuyoruz.

Gerçek üstü bir vaziyet bu gördüğümüz diyoruz kendi kendimize.
Devletlerin bir tutarlılığı olur, bir öz saygısı olur, bir duruşu olur.
Bu da, geçmişe sahip çıkmakla, geleneği korumakla olur.

Gücü temerküz edip bunu her daim karşısındakinin gözüne sokmak değildir bu.
Tehdit dilini bu ülkenin İçişleri Bakanına kullanmak, İçişleri Bakanından duymak alışık olmadığımız şeylerdir.

Bakan her zaman bakandır.
Başbakanın -şimdilerde Cumhurbaşkanının- bakanıdır.
Toplumun tüm yetkisini devrettiği otoritenin yardımcısıdır.
Milli iradenin tecellisinin dağıtım kanalıdır bakan.

9 Mart 2019 Türkiye Cumhuriyeti tarihine geçecek bir gün olmuştur.
Bugün öznesine denk düşen iki kişinin de, eski ya da yeni fark etmez, İçişlerinin emanet edildiği kişiler olması bu tarihi bizim zihinlerimizde unutulmaz kılmıştır.

Rahmetli Cami Bey bu günleri görse eminim hiç de huzur duymaz, olan bitene dair tafsilatlı malumat isterdi.
Hazirundaki diğer eski bakanların da buna dair ciddi sorgu sual isteyeceklerine şüphe duymuyorum.

Atatürk’ün ilelebet payidar kalacağını ilan ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanları layık oldukları saygıyı ve saygınlığı isimlerinden değil o makamı onlara emanet etmiş insanlardan alırlar.

Bu emaneti her biri diğerine devretmiş ve elini hararetle sıkmıştır.
Süleyman Soylu’nun da Meral Akşener’in de bu zincirde Cami Beyin uzattığı ele borçlu olduğu saygınlık ve ondan aldıkları saygı zarfı vardır.
Bu zarf beyazdır ve buruşmamıştır.
Bunu buruşturmak, çöpe atmak, yırtmak kimsenin elinde değildir.
Unutulmaması gereken tam da budur.

CEVAP VER