Seyahat uyarısı ve bir de şimdi Taksim gerginliği

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

‘Müslüman Başbakan’ tartışmasından bahsedecektim.

Almanya’da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) gelecekle ilgili bir konuyu tartışıyor. Gelecekte CDU’nun başına Müslüman birisi geçer ve başbakan olur mu?

Bu konunun tartışılması garip gelebilir ama nüfus artışındaki verilere bakınca bunun yadırganacak bir durum olmadığını anlıyorsunuz.

Adında Hristiyan kelimesi geçen bir partide bunların tartışılması da ilginç. Aslında konu kimlik üzerinden yürüyor. Kimlikler, değerler ve hayata bakış.

Tartışma devam ederken başka bir gelişme gündemde yerini aldı.

Akreditasyonları yenilenmeyen gazeteciler,

Geçen hafta sizlere aktarmıştım. Akreditasyonları yenilenmeyen gazeteciler Almanya’ya döndüler.

Jörg Brase ve Thomas Seibert.

….

Bu yazıyı yazarının kendi sesinden dinleyebilirsiniz de:

….

Gazetecilerin geri dönmesi ve bu konuda kolaylık gösterilmemesi Almaya’da geniş yankı uyandırdı. Bu olumsuzluk rahatsız edici. Ülkemizin hak etmediği bir durum işin açıkcası. Bu durumdan rahatsız olanlar, sonucun Avrupa’ya karşı bir tavır olduğunu da söylüyorlar. Ama ben bu durumdan rahatsız olurken, ülkemizin imajını düşünüyorum. Özgürlüklerin kısıtlanıyor olması imajı.

İki Alman gazetecinin geri dönmesi ve oluşan olumsuz hava yetmiyormuş gibi bir de bakan Soylu’nun açıklamaları ile ortaya çıkan ‘seyahat uyarısı’ konusu var.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye seyahat yapacaklar için uyarıda bulunma ihtiyacı hissetti. Bunu da birçok gazeteciye basın kartı verilmemesini eleştirerek ve bakan Soylu’nun ifadelerine atıflar yaparak yaptı.

Evet, hoş bir durum değil ve hatta can sıkıcı.

Türkiye için bu ifadelerin kullanılması üzüntü verici. ‘Ülkemiz bunu hak etmiyor’ diyoruz sürekli.

Almanya’nın seyahat tavsiyelerini güncellemesi ve bu durumun gündeme ‘seyahat uyarısı’ olarak yansıması sadece ülkemizin imajı açısından değil aynı zamanda ekonominin düzlüğe çıkmasına fayda sağlayacak sıcak paranın ülkeye girmesi açısından da kötü.

Bütün bunların bilerek ve isteyerek yapılmış olduğunu düşünmek insanın zihninde soru işaretleri oluşmasına sebep oluyor.

Neden mi?

Çünkü sonrasında gelişen 8 Mart Taksim olaylarında olduğu gibi.

2013 yılından beri yapılan yürüyüş bu sene gerçekleştirilemedi. Polis’in ölçüsüz güç kullanımına hepimiz şahit olduk. Kadınların yürüyüşüne bu kadar sert tavır almayı anlamak gerçekten zor.

Hele sonrasında kimi yazarların kullandıkları ifadeler…

Konu kadın hakları konusu değil, aslında mesele insan hakları.

Kadın hakları diye konuşulmasını da ayrımcılık olarak görüyorum. Kadınların gece yapacakları yürüyüşü en doğal insani gösteri olarak kabul etmek gerekiyor. Bu yürüyüş için farklı bakış açısına girildiği zaman konu çok farklı boyutlara evriliyor ve sonrasında da kendini bilmez bazı yazarların terbiyeden yoksun demeçlerine ortam hazırlanıyor.

Bu olaylar rahatsız edici.

Daha da rahatsız edici olan da ‘en iyi savunma taarruzdur’ kabilinden ortaya çıkan ‘Ezan eylemi’.

Ezan’a saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle sokaklarda gövde gösterisi yapanlar acaba neyi hedefliyorlar?

Bu soru zihnimi çok meşgul etti.

‘Ezana uzanan eller kırılsın’ sloganları o kadar ezbere ve tutarsız ki. Bir kere ezana uzanan el yok. İkincisi gösteriye katılan türbanlı, dindar kadınlar bile olayın çarpıtıldığını ifade ediyorlar.

O hengamede ezan sesinin duyulmadığı aşikar. Duyulmayan ezan sesi acaba nasıl ıslıklarla protesto edilir?

Sokaklarda ezan eylemi yapanlar bunu İslam adına mı yapıyorlar yoksa kişisel tatmin adına mı?

Bir zamanlar Kalkancılar, Müslüm Gündüzler çıkıp tiyatro oynamışlardı. Kimdi o insanlar, nereye gittiler?

1980 İhtilalinden önce yaşanan sağ-sol kavgalarından ders almadık,

28 şubat dönemindeki yaşanan olaylardan ders almadık,

Ak Parti kuruldu ve Türkiye’nin idaresine geçti, çok güzel gelişmeler oluyor diye sevindik.

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nü hatırlayarak kadınlarımızın durumlarını, haklarını, isteklerini, daha güzel bir hayatı yaşamalarını konuşmamız gerekirken, konuşmak zorunda kaldığımız konuya bakar mısınız…

Birilerinin ortalığı karıştırmak amacıyla gündem yapmaya çalıştığı çarpıtılmış bir gelişme ve toplumun gerilmesi.

‘Ya ne oluyor bu insanlara’ diyor musunuz sizler de?

Müslüman olan insanın takınması gereken tavır bu mu Allah aşkına?

Müslüman olduğunu sürekli vurgulayarak İslami yazılar yazan bazı yazarların takınması gereken tavır ve kullandıkları dil böyle itici ve terbiye sınırlarını aşan şekilde mı olmalı?

Müslüman, elinden ve dilinden EMİN olunan kişi değil miydi hani?

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER