Oyunu kurallarına göre oynayan partiler

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Hayat bir tiyatro sahnesi. Yani bir bakıma oyun. Bu oyunun kuralları da zamana ve toplumlara göre değişiklik arz ediyor. Hayat tarzları değiştikçe kurallar da değişiyor. Mesela günümüzde herkes samimiyetten, açık olmaktan ve özgürlükten bahsetse de aslında çok farklı bir hayat yaşanıyor. Samimi olan kolay lokma görülüyor, açık olanlardan korkuluyor ve özgürce hareket edenler neredeyse deli kabul ediliyor.

Siyaset dediğimiz konu da hayat gibi aslında. Siyasetin de aynı hayat oyunu gibi kendine ait kuralları var. Bu kurallar da toplumun yapısına/ihtiyaçlarına, konjönktüre göre yer yer değişiyor.

Siyaset aslında çözümler üretebilme sanatı. Üretilen çözümlerin de toplum tarafından kabul görmesi gerekiyor ki, siyaset yapanlar desteklenmiş olsun ve arkalarında hissettikleri halk desteği ile güçlü kalsınlar.

…..

Bu yazıyı yazarının kendi sesinden dinleyebilirsiniz de:

…..

Siyaset oyununun kuralları da, günümüz insanının yaşadığı sanayi ötesi teknolojik dönemin kuralları gibi, artık bir hayli değişti. Nasıl değişmesin ki? Artık 10-12 yaşındaki çocuklar bile paylaştıkları resimlerin ve videoların kaç ‘tık’ aldığının hesabını yapıyorlar. Takipçi sayılarının artmasıyla enteresan bir mutluluk içine giriyorlar.

Anlayacağınız Popülizm sadece Siyaset’in tek gerçekliği değil. Popülizm oy elde etmek için her yolu mübah görüyor. Aynı internet dünyasında ‘tık’ ya da ‘takipçi’ elde etmek için her türlü basitliğin mübah görüldüğü gibi.

Siyaset’in yeni kuralları var artık.

Değerlere dayalı, erdemli, çözümler üreten, Birlik’in önemine vurgu yapan siyaset anlayışı ve buna uygun kurallar kayboldu.

Bir örnekle açıklayalım.

AB’nin kurulması, genişlemesi ve güçlenmesi eskiden çok önemliydi. Ama artık bugün ülkeler AB’den rahatsız oluyorlar. AB’den ayrılmayı savunan siyasetçiler daha fazla oy alıyorlar. Birlik yerine ayrılma ve ayrılarak daha da muhafazakarlaşma.

Bugünün siyasetinde Popülizm var, Pragmatizm var, Klientelismus (clientelism-Himayecilik) var, Düşmanlaştırma-Ayrıştırma-Korkutma var. Evrensellik yerine Milliyetçilik var. Barışa dayalı güzel günler arzusu yerine savaşa ve kavgaya meyilli-güçlü ve etkin olma ihtirası ile buram buram Kapitalizm kokan ve karanlığa çalan günlerin beklentisi var.

Siyaset, dünyanın her yerinde artık çok değişti.

Rusya, kendi vatandaşlarının milliyetçi olduklarını bildiğinden ‘kendi İnternet’imiz’ söylemini kullanarak yasa değiştiriyor. İnternet’i tamamen kontrol altına almanın hesaplarını yapıyor.

Aşırı sağcı siyasetçiler ülkelerinin ve insanlarının geleceğini düşünüyormuş gibi yaparak onları ateşe sürüklüyorlar.

ABD’deki Trump zaten nevi şahsına münhasır, aşırı pragmatik ve çıkarcı bir örnek.

Bütün bunlar olurken halk nasıl oluyor da böyle bir siyasete prim veriyor? Esas sorulması gereken soru da bu.

Siyasetçilerin amacı belli: Seçimleri kazanabilmek ve mümkün olduğunca iktidarda kalabilmek.

Sorulması gereken sorunun cevabını aslında yazımın başında vermiş oldum biraz.

Terazi düşünün. Hani şu eskiden bakkallarda bulunan ve iki kefesi olan terazilerden. Dedemin bakkalı vardı. Orada çok gözlemlemiştim. İki tarafta yer alan metal uçlar eşitlenir ve istediğiniz gramajı yakalamış olursunuz. Bilmeyenler İnternet’ten bakkal terazisi diye aratabilirler.

Sorunun cevabı işte o bakkal terazisinde açıkça görülüyor.

Sanayi ötesi teknolojik hayatı yaşayan insanlar, elektronik cihazlarıyla sürekli daha fazlasını isteyerek ve bularak yaşıyorlar. Bilinen o parmak hareketi hep daha ileriye, daha fazlasına ve yeniye gitmeyi sağlıyor. Bu doyumsuzluk, insanları populist, faydacı, klientalist, ayrıştırıcı ve anlık hazların peşinde olan varlıklar haline getiriyor.

İnsanlar bu halde olunca da, onlara uygun yeni siyaset kuralları yerleşiyor.

Değerlere önem veren, çözümler sunan, birleştirmeci, düşünmeye dayalı ve barışı tesis etme amaçlı siyaset kuralları prim yapmıyor. Çünkü alıcısı yok.

Bu şekilde siyaset yapanlar oy alamıyor ve seçimlerde başarılı olamıyorlar.

Diyeceksiniz ki ama artık bu değişiyor. Evet değişiyor.

Neden?

Çünkü ekonomi gibi çok ama çok önemli ayrı bir etken var.

Ekonomi kötüye gidince insanlar daha egoistçe davranarak ‘ben ve ailem daha önemli’ düşüncesine giriyorlar. Bu da çok doğal. Ekonominin bu kadar etkili olmaması için ne yapılır? Savaşlar bu yüzden çıkmamış mıdır? Savaşlar olmuyorsa, sokak gösterileri-sokak kargaşası ve kavga başlıyor. Ama bu da çok tutmaz, çünkü insanlar artık ‘Rahatlık’ın ne demek olduğunu biliyorlar. Çok tersmiş gibi görünen ama birbirini destekleyen farklı-farklı etkenler.

Çok garip değil mi? Evet çok garip.

Hayat zaten böyle tezatlarla dolu gariplikler bütünü.

Refah Partili eski bir siyasetçi, mecburi ikametgahı olan Almanya’dan Türkiye’ye dönerken görüştüğümüzde şunu demişti: ‘Bizim asıl amacımız mutfaktaki yangını söndürmek olmalı, bunun için çalışacağız’.

Yıllar sonra mutfakta yangın tekrar var. İktidardaki partiler oyunu kurallarına göre oynasalar da mutfaktaki yangın yani ekonomi, seçimlerde onları zorlayacak gibi geliyor bana.

Hayat işte: Tezatlarla dolu gariplikler bütünü…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

 

(NOT: İstiklal Marşı’nın milli marşımız olarak kabul edilmesinin 98. Yılı sebebiyle merhum Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle anıyoruz).

CEVAP VER