Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (82)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

31 Aralık

Köln

‘Kulağına gelen seslerle bir anda irkildi.

Yüzlerce atlının yere vura vura gelişinin sesleriydi bunlar.

Yere vurdukları nallarından çıkan kıvılcımlar etrafa saçılır gibiydi. Atların nal darbeleri bütün binada hissediliyordu…’

Yılın son günüydü.

Geceyi bekleyemeyen sabırsız çocuklar ve yetişkinlerden çocuklaşanlar, satın aldıkları onlarca-yüzlerce patlayıcıdan birkaçını deniyorlar ve şehirde Ortadoğu ülkelerini hatırlatan bomba sesleri yankılanıyordu.

Çevre kirliliği ile meşgul olan, kendisini bu konuya adamış birçok insan da, bu alışkanlığı ya çocukları için yada eğlence adına devam ettiriyorlardı.

Her sene aynı sahneler tekrar tekrar canlanıyordu.

Patlayıcılar, eğlenen yetişkinler, kadınlar, erkekler, çocuklar, gençler sokaklara çıkıp saat gece yarısına geldiğinde çılgınca bombalarını ateşliyorlardı.

Bu zevk için harcanan para sadece Almanya’da yıllık yaklaşık yüz yirmi milyon euroyu buluyordu.

Eski bir German geleneği olan bu kutlama, savaş tanrısı Wotan’a dayanıyordu.

Hristiyanlığın kabul edilmiş olmasına rağmen, eskiye ait doğa dinlerinin alışkanlıkları hala devam ediyordu. Bu çok da yadırganacak bir durum değildi. İslam’ı seçmiş olan Türkler’den de, hala daha Şaman alışkanlıklarını sürdürenler vardı..

Bir saati bile bulmayan bu kutlama alışkınlığı için harcanan yüz yirmi milyon euro (Bir yıllık ve sadece Almanya) artık normal bir hal almıştı.

Ertesi gün ortaya çıkan çevre kirliliği ne çevrecileri ne de yetkilileri ilgilendiriyordu.

Sadece ertesi günkü kirlilik değil, aynı zamanda patlayıcılardan çıkan zehirli gazlar da önemliydi.

Ancak önemli olan insanların meşgul olmalarıydı.

Benliklerinin, algılarının, zihinlerinin meşgul olması ve geriye kalan önemli konuları düşünememeleri.

Gece yarısına saatler kalmış ve hemen hemen her evde geceki eğlence ve patlayıcıları ateşleme planları yapılmaktaydı.

Ancak bir ev vardı ki, kapılarını, pencerelerini sıkı sıkı kapatmış ve insanların düşüncesizce eğlenmelerine şahit olmak istemiyordu.

Belki birçok ev vardı aynı şekilde düşünen ve hisseden ama bunu açıkça dile getiremiyorlardı.

Birçok platformda, konuşmada ve toplantıda, insanları uyarmak için haykıran Günter Gottfried de artık yorulmuştu.

Çalışma odasında Almancaya çevirisi yapılan ‘Korku İmparatorluğu’nun çöküşü’ kitabını okuyordu.

‘Efendim bir arzunuz var mı’ diye soran Kurt’u hiç duymamıştı bile.

Korkularla kurulu bir dünyanın dönüşümünün algı ve farkındalıkla olması, aslında o kadar basit ve kolaydı ki, birçok insan kolay olanı kendine yakıştıramadığı için zorluk içinde boğuluyordu.

Sağ omzunda hissettiği dokunuşla kendine gelmişti, kitaptan başını kaldırmış ve Kurt’un masum bakışlarını yakalamıştı.

Yorucu günler geçirmiş ve bütün işlerle bizzat ilgilendiği için yorulmuştu. Buna rağmen Baş Arınmış’ı yalnız bırakmak istemiyordu.

-‘Bir isteğim yok Kurt, sen odana geçip istirahat edebilirsin. Biraz kitap okuyup ben de uyuyacağım’.

-‘Pekala Efendim’.

Kurt, odadan ayrıldıktan sonra Günter Gottfried kitabını okumaya devam ediyordu.

Pencereler ve kapılar sıkı sıkıya kapalı olduğu için, deneme için atılan sabırsız bombaların sesleri yok denecek kadar azdı.

Yatağının yanındaki koltukta oturmuş kitabın sayfaları arasında kaybolmuş, korku imparatorluğunun çöküşünün hazzını yaşıyordu.

Kulağına gelen seslerle bir anda irkildi.

Yüzlerce atlının yere vura vura gelişinin sesleriydi bunlar.

Yere vurdukları nallarından çıkan kıvılcımlar etrafa saçılır gibiydi. Atların nal darbeleri bütün binada hissediliyordu.

Koşturmalarından dolayı nefes nefese kalan atların hırıltıları, kişnemeleri duyuluyordu. Sesler daha da yakınlaşmıştı.

Arınmış dostların ona söyledikleri Adiyat Suresi’ndeki cümleler belirdi tekrar zihninde.

Ayağa kalkıp, perdeyi aralamış gözlerini nehre kadar uzanan bahçeye dikmişti.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER