Dönüp kendimize bakma zamanı

1

Önceki gün, Avrupa Parlamentosu (AP), “Türkiye Raporu”nu oyladı ve rapor 109 “hayır” oyuna karşı 370 “evet” oyuyla kabul edildi. Bu rapor, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında süren üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını talep ediyor. AP’nin en büyük grubu olan “Avrupa Halk Partisi” ise, müzakerelerin tamamen durdurulması konusunda baskıya devam ediyor.

Raporda, ağır insan hakları ihlalleri, OHAL’in fiilen devam ettiği, terör sebebiyle tutuklanan 150 bin kişiden 78 bininin “kesin kanıtlar olmadan” tutuklu bulundukları, pasaportların tutuklu ve şüphelilerin yakınlarını da kapsayacak şekilde iptalleri, üçüncü ülkelerde Türkiye vatandaşlarını rahatsız etme, kaçırma, gizli takip ve ihbar hatları açma gibi baskıların olduğu, sendika üyeliğinin suç kabul edildiği, OHAL başladığından beri Türklerin Avrupa ülkelerine çok ciddi sayıda artan sığınma talepleri, yolsuzluğun çok ciddi oranlarda arttığı – bununla mücadelede zayıf kalındığı ve insan hakları savunucularına karşı desteklerin hiç olmadığı kayda geçirilmiş.

Hükümet sözcüsü, bu raporu, “Avrupa Parlamentosu tarafından benimsenen tek taraflı ve objektiflikten uzak tutuma, tarafımızca herhangi bir değer atfedilmesi mümkün değildir. Sözkonusu tavsiye kararı bizim için hiçbir anlam ifade etmemektedir” diyerek cevaplamış ama “AB’ye üyelik, ülkemizin stratejik hedefidir” demeyi de ihmal etmemiş.

Ve şöyle bir beklenti de eklenmiş: “Avrupa Parlamentosu’ndan beklentimiz, Türkiye aleyhinde tutum benimsemekten ziyade, halklarımızı yakınlaştıracak vize serbestisi ve ekonomik alanda bütünleşmemizi daha üst seviyelere çıkaracak Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi hedeflerde yapıcı ve teşvik edici rol üstlenmesidir.”

Beklentiniz “tam üyelik” ve bunun öncesinde “vize serbestisi – Gümrük birliğinin güncellenmesi”… Peki bunlar için neler yapıyorsunuz? AP yada AB bu konularla ilgili “yolun açılması” için bir pusula – bir yol haritası mutlaka vermiştir. Poşetleri paralı yapmanız, kaldırımlara görme engelliler için taş döşemeniz herhalde bu pusula yada yol haritasında istenilen ve de sizin yapmış olduğunuz çalışmalardır.

Fakat poşet ve kaldırım taşıyla olmuyormuş demek ki…

Adamlar “ağır insan hakları ihlalleri…” , “yolsuzlukla mücadelede zayıfsınız…” , “kesin kanıtlar olmadan 78 bin kişiyi tutuklamışsın…” diyor, sen ise “Tamam ama bakın çevre kirliliğini önlemek için poşetleri paralı yaptık…” cevabını veriyorsun…

Adamlar “İstanbul Havalimanı çalışmalarında 38 kişinin hayatını kaybetti, onların kötü çalışma koşullarını protesto eden kişileri cezaevine göndermişsiniz” diyor; biz onlara, “Bakın görme engelliler için kaldırımlara işaretli taşlar döşedik…” diye mukabele ediyoruz…

Yine adamlar yayınladıkları raporda, “160 basın kuruluşunu kapatmış, dini azınlıkları baskı altında tutmuş, Avrupa Birliği ülkelerine yapılan iltica başvurularınız tavan yapmış durumda?” diyor ve cevap; “Sigara paketlerinin üzerinden markaları bile çıkarttık, siz ne diyorsunuz!” diye geliyor…

Sonra da sinirleniyorsunuz ve satranç tahtasının üstündeki taşlara vuruyor, onları dağıtıyor, hatta tahtayı alıp yere çarpıyorsunuz ve masadan kalkıp “…bu rapor bizim için hiç bir anlam ifade etmemektedir…” diyorsunuz…

Adamların asıl istediklerini yapmıyorsun, kalkıp onlara “Biz elimizden geleni yapıyoruz azıcık da siz gayret edin” demek şu anlama geliyor: Sofra hazırlıyorsun. Tüm mezeleri yapmış, satın almış yada servis etmişsin. Peki ana yemek? O yok. Karın doyuracak hiç bir şey yok… Misafirler “Eee, hani yemek?” dediğinde, “Ne yemeği efendim, bakın haydarisi, favası, barbunya pilakisi, paşa ezmesi var…” Evet mezeler şahane, ama ana yemek yok masada. Asıl karın doyuracak, insanları mutlu edecek, “Yemekler çok güzel olmuş” dedirtecek bir şey koymamışsın tabaklara ve sonra “Nasıl, memnun kaldınız mı?” diyorsun…

İnsan haklarında hassas olur, usulsüz tutuklamalar yapmazsın; sendikaya üye oldu diye işçiyi cezaevine atmaz, gazeteleri kapatmaz, gazetecileri cezaevine koymazsın; hoşgörülü olursun ve sonra da “Buyurun…” dersin. Poşetlere, kaldırımlara sıra sonra gelir. Tam tersini yapıp “Bunlar aşırı sağcı… Ondan böyle yazmışlar…” demenin yeri de alemi de yok.

Hep karşı tarafa ateş ediyoruz ya… Acaba bu sefer dönüp kendimize bir bakma zamanı gelmemiş midir? Hep mi “dış güçler” suçlu? Hep mi “Türkiye’yi kıskananlar” var her işin altında? Yani bizde hiç kusur yok mu?

Bence bunun üzerinde düşünme zamanıdır…

1 YORUM

  1. sayın yazar.neden korkuyorsunuz bu kadar?yazılarınızda hep bir geri adım,bir çekimserlik,bir korkaklık var.bu belli.rahat ve özgür yazılar bekliyoruz sizden.

CEVAP VER