Terör saldırısını lanetliyoruz ve diyoruz ki…

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Yeni Zelanda’da meydana gelen acı olay hepimizin içine kor gibi düştü. Yaratıcı Rabb’e ibadet etmek için saf niyetlerle camiye gelen Müslüman insanlar sadece ve sadece Müslüman oldukları için bu vahşete maruz kaldılar. Yapılan vahşi saldırı yetmezmiş gibi bir de üzerine İnternet aracılığıyla canlı yayınlanması insanı daha da kahretti.

Bu cani saldırıdan sonra birçok demeçler verildi. Bu demeçlerde kimi zaman itidal çağrısı yapılsa da, çoğu zaman da konu Haçlılar’a bağlandı.

Cani saldırıyı yapan kişinin daha öncesinde çok iyi hazırlandığı hepimizin malumu. İnsanların zihinlerinde yer edecek mesajları silahın üzerine itina ile sıralamış. Amacını adeta silaha kazımış.

Bu saldırıdan sonra kimi kesimler hemen düşman aramayı ve bazı ülkeleri ve dinleri şeytanlaştırmayı ihmal etmediler.

Fevri sözler ve demeçlerle ne oluştu: Dinsel kamplaşma.

…..

Bu yazıyı yazarının sesinden sesli olarak dinleyebilirsiniz de:

…..

Saldırıyı düzenleyen kişinin tarihin birikimini de kullandığını gördük. ‘Sanki birileri eskiye dair birçok hesabı kaşıyarak politika üretmeye çalışıyor’ diyenlerimiz de oldu.

Saldırıyı gerçekleştiren caninin kendi başına mı hareket ettiğini tam olarak bilemiyoruz, bilemeyiz de.

Çok profesyonelce hazırlanmış, örgütlerin düzenleyebileceği bir saldırı olmadığı da açıkçası ortada.

Ülkemizde gıyabi cenaze namazları kılınarak bu vahşi saldırı lanetlendi. Buna kimsenin diyeceği yok. Ancak şurası çok önemli: Saldırıyı lanetlerken düşman bellemek ve o düşman üzerinden nefret söylemi yapmak iki açıdan zararlı:

Bir; saldırıyı gerçekleştiren kişinin amacına hizmet etmek,

İki; bundan sonra daha başka saldırılara zemin hazırlamak.

Terörü lanetliyoruz. Bütün dünya da lanetledi ve sonrasında çok güzel gelişmeler de oldu. Terörü lanetlerken şunu da diyoruz: Bu olaydan sonra dünya insanları olarak bize düşen görev, din, dil, ırk ve milliyet ayrımı gözetmeden terörü lanetlemek. Terör saldırısını belli bir kesime yapıştırarak, terör yerine o belli kesimi lanetlemek Mutlak Kötülük’e yardım etmektir.

Haçlılar’ı savaşa çağırmak, Hristiyanları şeytanlaştırmak değildir bize düşen görev. Bize düşen görev yasımızı tutarken tefekkür etmek ve dua.

Aynı şehirde ve aynı ülkede yaşayan binlerce Hristiyan saldırıyı lanetleyerek üzüntülerini bütün dünyaya gösterdiler.

Yeni Zelanda Başbakanı farklı din ve inanıştan olsa da, Müslümanlar için önemli olan ‘başörtüsü’nü takarak saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleriyle buluştu. Orada ifade ettiği sözler de önemliydi: ‘Sizin yaşadıklarınızı kalbimizin derinliklerinde hissediyoruz. Yastayız, bu adil değil ve öfkeliyiz; bunları sizinle paylaşıyoruz’.

ABD’nin Maryland eyaletinde Emniyet Müdürü Hank Stawinski Cuma namazında Diyanet’in camisine gelerek olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve şunları söyledi:

‘Bugün burada kardeşim İmam Ali ile evimde beraberim. Burada onunla barış için duada bulundum. İnşallah, iyilik tutkunu olmaya devam edeceğiz. Yapacağınız iyilikleri yapmaya devam etmenizi istiyorum ve sonra bugün, bir iyilik daha yapın, böylece hayatını kaybeden kardeşlerimizin yasını tutmamıza rağmen onların şu an bizim sahip olduğumuz vakitleri olsaydı yapacakları iyiliklerden mahrum kalmayalım…’

Evet konu işte tam da bu: İyilik ve Kötülük.

Daha adil bir dünya için iyilikleri arttırmak ve kötülük ile mücadele etmek.

Kin, nefret, intikam ve başka dinleri kötülemek ‘Mutlak İyilik’ ile örtüşmeyen yanlış davranışlardır.

Kötülük ile mücadele ederken kötülüğün kullandığı sıfat ve özelliklerle başarılı olamayız ve bu da iyilik olmaz.

Kötülük ile mücadele ederken iyilikin sıfat ve özelliklerini kullanmalıyız ki, sonunda kazanan iyilik olsun.

Dinleri sınıflandırıcı gibi kullandığımızda yanılıyoruz. Çünkü dinler artık eskisi gibi insanların hayatlarında bütünsel yönlendirici değillerdir. Bu, sadece Hristiyanlar için değil aynı zamanda Müslümanlar için de böyledir.

Müslüman olarak terör yapanlar olduğu zaman, nasıl ki, bu durumun bütün Müslümanlara mal edilmesine karşı çıkıyorsak, aynı şekilde bu saldırı sebebiyle Hristiyanları ya da başka dinlerden olanları bütünsel olarak suçlayamayız.

 

Bugün 18 Mart, Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü. Ülkelerini korumak için hayatlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.

Nasıl onlar ülkelerini korumak için kendilerini feda etmişlerse, Cuma namazı için ibadete gelenler de başlarına gelecek olanlardan habersiz şekilde Yaratıcı Rabb’e dua etmeye giderek taraflarını belli etmişler ve bilmeden hayatlarını feda etmişlerdir.

Unutmayalım ki, Yaratıcı’nın bize buyurduğu ilk konu iyilik ve kötülüktür.

Dinler de hep bu iki kavram üzerine gelmişlerdir.

Bizim görevimiz de iyi insanlarla beraber olarak iyilik için mücadele etmek ve kötülüğün etkisini aşağılara çekmektir.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

2 YORUMLAR

  1. Sayin Yazar! O dediklerinizin binde biri Maalesef bizde yok.
    O saldiridan sonra gene biz Dünya markasi olduk, ve DÜNYAYADA REZIL OLDUK.
    Zellanada Başbakanı, facebook’a hesap sorarken bizimkilerin yaptıkları ortada.

  2. Sinan bey her cümlenize katılıyorum, her daim iyiliği yüceltmek gerekir. Yeni Zellanda hükümetinin ve batı toplumunun verdiği mesajların çoğu olumlu, bence müslümanlar olarak ya da tüm müslümanların kendileri hakkında oluşan algıyı, imajı değiştirmeleri için bir sıgaya çekme operasyonu yapmak lazım. Meydanlarda kini nefreti körükleyici açıklamalar yerine sessizce çalışmaya başlayıp bu katliamın örgütlü olup olmadığını belirlemek ve örgütlüyse o örgütün deşifre olmasını sağlayarak yeni katliamların önüne geçmek yani söz değil icraat yapmak gerektir.

CEVAP VER