Bir romandan parçalar: Selim Usta’nın hikayesi (83)

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

31 Aralık

Köln

O kadar yağan yağmura rağmen elbisesi de ayakkabıları da kuruydu ve şemsiyesi de yoktu.

Yürürken kösele ayakkabılarından çıkan sesler, sanki boş ayakkabıların çıkardığı ses gibiydi.

Bahçenin nehirle birleşen noktasında, yüzlerce atın kendisine doğru ışıltılı bakan gözlerini gördü.

Atların vücutları seçilemiyordu ama kendisine bakan yüzlerce mavi ışıltılı parlayan göz, evine doğru yönelmiş haldeydiler.

Gökyüzü delinmişti adeta.

Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun bahçedeki çimleri döver gibi yağması, atların parlayan ışıltılı gözleri, kulağındaki kişneme ve hırlamaları Günter Gottfried için ürperticiydi.

Her ne kadar bunu daha önce yaşamış olsa da, her seferinde bu anı yaşamak hem ürpertici hem de büyüleyiciydi.

Bahçeden eve doğru yaklaşan karaltı çok belliydi.

Her zamanki gibi beyaz elbiseleri ve beyaz saçlarıyla süzülerek eve doğru yaklaşıyordu.

Bahçeden Günter Gottfried’in odasına ulaşmak çok daha hızlı ve kolay olsa da, her seferinde giriş kapısından gelirdi.

Bir kaç saniye sonra kapı zili çalmıştı.

Çalan kapı ziliyle irkilen Kurt, yastığının altındaki tabancasını alıp, hemen kapıya koştu.

Kapıyı açtığında beyaz takım elbisesi, omuzlarına düşen dalgalı saçları, kısa beyaz sakallarının süslediği yüzündeki tebessümüyle doktor Martin Soldans karşısındaydı.

Şiddetli yağmura rağmen elbisesinin kupkuru olduğunu farkeden Kurt, Baş Arınmış Günter Gottfried’in bu gizemli arkadaşını hiç bir zaman anlayamıyordu.

‘Dostum Günter Gottfried müsait mi?’ sorusuyla gözlemci bakışları bir anda kaybolmuş ve elindeki telefonu çalmasıyla birlikte kulağına dayamıştı.

-‘Kurt, dostum doktor Martin Soldans kapıdadır sanırım, odama kadar eşlik et kendisine’

-‘Peki Efendim. Geliyoruz’ diyerek hemen buyur etmişti.

Gece gece gelen misafir önde, Kurt arkasında koridordan ilerliyorlardı.

Her gelişinde anlamaya çalıştığı bu gizemli misafiri gözlemlerken saçlarının renk tonuyla elbisesinin renk tonunun nasıl olup da aynı olabildiğine bir anlam veremiyordu.

O kadar yağan yağmura rağmen elbisesi de ayakkabıları da kuruydu ve şemsiyesi de yoktu.

Yürürken kösele ayakkabılarından çıkan sesler, sanki boş ayakkabıların çıkardığı ses gibiydi.

Günter Gottfried, misafirini odasının kapısında bekliyordu.

Elini uzatıp tokalaştıklarında Kurt’a dönerek ‘Sen odana geç, ben yolcu ederim’ demişti.

Koridordan odasına dönerken geçen sefer gelişi aklına gelmişti. Gece internete girmiş, araştırmış ve sadece bir kişi bulmuştu, Martin Soldans adında. O da Bayern’de doktorluk yapmış ve 1960 yılında ölmüştü.

Odaya girdiklerinde Günter Gottfried koltuğu işaret ederek, ‘buyrun’ demişti. Gösterdiği koltuğa oturan misafiri, sırtını geriye, elleri ve kollarını da koltuğun yan kolluklarına dayamıştı. Kurt’un kendisini merak ettiğini, internette araştırdığını biliyordu. Bahçeden ikinci kattaki odaya uzanarak da gelebilirdi ama evdeki çalışanların kendisini görmesini özellikle istiyordu. Günter Gottfried’in en yakınındakilerin kendisinin gelişini bilmeleri hem destek, hem gizem, hem güç, hem de güvenlik açısından önemliydi.

Ne kadar yakında olsalar da, insan insandı.

Karşısındaki koltuğa oturan Günter Gottfried, artık alışmıştı onun gelişine.

İlk geldiğinde oturmak istememişti karşısında ama o ısrar etmişti. O gün bugün oturarak konuşuyorlardı.

Söze ilk başlayan, ev sahibi olarak Günter Gottfried olmuştu.

-‘Hoş geldiniz Hazar. Sizi bekliyordum ama otuz bir aralık gecesi olabileceğini tahmin etmiyordum’.

-‘Hoş gördük Baş Arınmış Gottfried.

Bu gece gelmemin sebebi, seni az da olsa sessizlikle rahatlatmaktı. Bu yüzden de yanımda yağmuru da getirdim. Bu geceki patlamaları sevmediğini biliyorum.

Yoğun yağmurla geldim ki, en azından yağmurdan dolayı azalmış olur sesler.

Yeni bir yıl başlıyor.

Seninle görüşme vaktim gelmişti. Aytunç Kabalalı boyutumuza geldi, onunla görüştüm.

Gelişmeleri bekledim. Selim’in buraya alışması için biraz zaman gerekiyordu.

Biliyorsun insanların hayatları ve seçimlerinde bekliyoruz. Onların karar vermelerini, hayatlarında bu kararları uygulamalarını, hayatlarına yön vermelerini istiyoruz. Önlerine çıkan binlerce ihtimalden özgür iradeleriyle seçim yapmalarına ve o seçimle oluşacak hayat yolunda yürürken nasıl davrandıklarına bakıyoruz.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER