Bozuk Zarla Tavla Oynamak… Tarihi Tersten Okumak !

2

Avustralya Başbakanı dehşet içinde Türkiye’den gelen haberleri kendisine çeviren yardımcılarına şöyle haykırmış olmalı: “Çocuklar bir çeviri hatası yapıyor olmayasınız. Bu sözleri bir ülke başkanı diğer bir ülkenin çoktan bedenleri toprağa karışmış askerleri için etmiş olamaz.”

Dedeleri savaşın zorunluğunda Anzak olarak Çanakkale’de savaşmış bugünün Avustralya’lıları kendilerine hitaben ortaya konulan tehdit diline akıl erdirememiş olmalı.

Babası savcılık görevi ifa etti diye oğlun suçlandığına tanıklık etmiştik, ama bu daha ileri bir şey. Post-modern bir ilan-ı harbi çağrıştıran ifadelerin açıklanması için çağrılan Türkiye’nin Canberra Büyükelçisinin buna dair açıklamasını duymak isterdim. Düşünsenize göreviniz diplomatlık ve temsil ettiğiniz ülkeden şu sözlere dair açıklama talep ediliyor:

“Bin yıldır buradayız, kıyamete kadar da burada olacağız. İstanbul’u Konstantinopol yapamayacaksınız. Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler. Aynı niyetle gelecekseniz sizi de bekleriz. Sizleri de dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan hiç şüpheniz olmasın.”

Diplomatın işi ne kadar zor. Diplomat da müdafaa etmeyi başaramamış olmalı ki, Dışişleri Bakanı devreye girmiş.

Benzer bir tartışma daha yakın zamanda şu sözler üzerine olmuştu: “Selanik’in, Girit’in, Üsküp’ün, Kosova’nın, Varna’nın, nice Balkan şehrinin acısını dindiren İzmir. Gavuru denize döken, garibi bağrına basan İzmir.”

Bu konuşmaya dair Yunanistan’dan gelen yanıt ise şöyleydi:

“Yunanistan, Türkiye’de gerçekleşecek yerel seçimlerde kazanımlar elde etmek adına dış politika söylemleri kullanımının ve tarihsel olayların komşu ülkelere karşı hasmane bir tutumla kullanılmasının parçası olamaz.”

Yunanistan’ın anladığını Avustralya da anlar mı, seçimlerde kazanmak için üzerinden 100 sene geçmiş hadiselerden istifade etmekten gayrı bir maksat olmadığı sezinlenir mi, bilinmez.

Lakin biri yan komşumuz, diğeri Okyanus ötesinde uzak bir nokta olan iki ülkede de aynı infiali yaratmak aslında meselenin özünü bize ifade eder.

İstanbul’un etimolojik kökünü bilenler şehrin adının zaten Konstantinopolis’in kısaltılması olduğunu bilir.

Yine az çok eğitimi haiz insanlar Çanakkale Savaşının dünyaya sağladığı bir kazanımın da savaş hukuku olduğunu unutmaz.

Savaşın bile hukuku olmalı, vardır denilerek esir takası, ölülerin toplanması, yaralıların tedavisi, savaşa ara verme gibi son derece insani faaliyetler Çanakkale ile literatüre girmiş ve benimsenmiştir.

Endişeliyim.

MHP’nin soğuk savaş döneminde Amerika’nın pompaladığı anti komünizm politikasından bu yana elde ettiği en büyük ideoloji tahakkümünü benimseyerek yol alan AKP’nin sözcüklerin zorunlu sürgününde tarihin özellikle Kurtuluş Savaşı döneminden, Mustafa Kemal’li yıllardan örneklerle cihad ruhunu anımsattığı anlaşılıyor.

Bu cihadın savunmaya dayalı versiyonunda Avustralyalı Anzak’lar, Yunan işgalciler Don Kişot’un değirmenleri gibi önümüze dikiliyor.

Lakin meşhur dizilerde de yer aldığı üzere, Türk tarihi 20. yüzyıla defansta girmek zorunda kalsa da ondan önceki yaklaşık tam 1000 yılı ofansta geçirmiştir.

Tarihin sarkacının farklı vurduğu dönemler için de verilecek örnekler mebzuldür. Suriye’de Emevi Camii’nde namaza durmaya dahi yetmeyen stratejik derinlik de, kendine aslında bu emsal geçmişi hedef koymuştu.

Stratejik derinliğin ofansif tarih anlayışından nemalanma hayalleri suya düşünce, bir dönem özellikle şimdi makbul meyve olmayan Kemalizmin ekmek yediği defansif başarılardan artı değer elde etmek gündeme gelmiştir.

Neticede her tarafında 6 yazan zarla oynanan tavla, etraftan bakanlarda hayranlık uyandırır ama ister istemez bir noktada tıkanır, daralır.
Milli oyununuz tavla da olsa kurallarına uymanız şarttır.

Yoksa pilav yemek için ayıklayacağınız taşlar sizi o zevkten de mahrum eder.

2 YORUMLAR

  1. Özellikle Yeni Zelanda ve diğer ülke liderlerinin olayla ilgili beyanatları ortadayken, teröristin manifestosunu muhatap kabul ederek sanki o bildiri o ülkelerin resmi görüşüymüş gibi meydanlardan ilgili ülkelere sert mesajlar vermek , şiddetin dilini yüceltmek, mitingte katliam görüntülerini izletmek ne denli doğru bir davranıştır? Kaç kişi bu davranışın doğruluğunu savunur, nasıl bir netice hedeflenir, kime nasıl bir fayda sağlar, zaten gergin olan dış dünya ile ilişkilerimiz daha da gerilmez mi, Trump’ın tweet atma ihtimalini artırmış olmazmıyız, alakalı alakasız her menfi olayın ekonomiyi sarstığı şu günlerde yeni bir gerginliğe ne gerek var, tabii ki makul ölçülerde tepkimizi ortaya koymamız lazım, hamlelerimizi uzun vadeli düşünüp ona göre yapmamız lazım. Olay bireyselmidir, örgütlümüdür, katilin Avustralya vatandaşı olması, olayın Yeni Zelanda da ve 18 mart’ın arefesinde meydana gelmesi hep tesadüfmüdür? Bahse konu ülkelerin istihbarat örgütleri olaya katkı sunmuşmudur, gücümüz yetiyorsa bunları açığa çıkarmalı ve ilerleyen süreçte ülkemiz için varsa olası riskler bertaraf etmeye çalışmalıyız. Bunları yapmak için meydanlara taşımak gerekmez bence. Ne diplomasiden ne siyasetten çok anlamam, benim alanım değil lakin Yeni Zelanda başbakanının açıklamaları, mecliste Kur’an okunması, kadınlara baş örtü tavsiye edilmesi, camilerin etrafında sivil halkın namaz kılan müslümanların güvenliğini alma gayretleri tüm bunlar bence yaşanan acının paylaşılmasıdır, iyi niyet göstergeleridir, söylemlerimizde teröristi muhatap almak yerine bu ince davranışlara atıfta bulunsak daha yerli yerinde olurdu.

CEVAP VER