Allah, Ekrem İmamoğlu’na Hz. Eyyüb Sabrı Vermiş

1

Türkiye’nin yakın tarihinin hikayesi yazıldığında, Ülke TV kanalında Ekrem İmamoğlu ile söyleşi yapan Turgay Güler başlığına özel bir yer ayrılacağına inanıyorum.
Turgay Güler’in biyografisini, ülke yakın tarihi ile yanyana koyup okuyanlar muhtemelen bu kadarı nasıl olabilir diyecekler. Konumuz tabii ki bu iniş-çıkış biyografisi değil.

Erdoğan’ın ülkede sağladığı ve kapladığı alanın medya aracılığıyla olduğundan çok daha büyük göründüğüne şüphe yok.
Televizyonlara talimat verdiğini saklamayan bir müdür tavrını alenen deklareden de imtina etmeyen Cumhurbaşkanının herhalde Ülke TV’yi es geçecek değil..

TV’lere emir verilmeyip rica edildiği dönemlerde Meksika Sınırının Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf’lu makbul versiyonu sebebiyle hala nedensiz sempatik gelen logonun sahibi Ülke TV bugün farklı bir durumda.

Basının hali gerçekten de acıma duygusu uyandırmakta.

Bütün bu ahval içinde Ekrem İmamoğlu ile Turgay Güler diyalogunun aslında taraflar için farklı anlamlar ifade ettiğine zaten şüphe duymamıştık.

Ekrem İmamoğlu, Eyüp Sultan’da sadece Kur’an tilavet etmemiş belli ki, Eyyüb El Ensari’den sabır da öğrenmiş.
Bundan sonra kendisi için “İmamoğlu Sabrı” kavramını kullanmaktan çekinmeyeceğiz.

Siyasetçinin köşeye sıkıştırılmasına dair gazeteciliğin duayeni Emin Çölaşan’dır.
Buna Uğur Dündar abimizin zarif ama vurucu tarzını ya da rahmetli Mehmet Ali Birand’ın bilgili ve iğneli yaklaşımını da ekleyebiliriz.

Çölaşan, Dündar, Birand. Her biri neredeyse ülkenin tüm süreçlerine damga vurmuş birer duayen. Turgay Güler’in iniş çıkışları itibariyle yarattığı dalga boyuna hiç bir zaman ulaşamayacaklar tabii ki. Ama konumuz, daha önce de söyledik, bu değil.

SSCB’nin Gulag yargılamaları da dahil kendine gazeteci diyen ama mülakat ettiği kişiyi sanık muamelesine mazhar eden bir tarza rast gelinmemiştir.

Yukarıda saydığımız gazeteciler muhataplarının ne yaptıklarını anlamaya, öğrenmeye çalıştılar.
Bizim izlediğimiz programın teması ise sanığa suç itiraf ettirmek idi.
Sanık sandalyesindeki bir suçluya suçunu itiraf ettirme hevesindeki bir savcının iştahını gördük.

Lakin gazeteciden ziyade uzun atlama dalında dünya rekortmeni gibi, muhatabının Binali Yıldırım’ın beyanını kendi görüşü gibi okumasındaki hikmeti dahi algılamaktan mücerret bir kendinde olmamanın boşluk hissi yaşattı izleyenlere Güler.

Beka söyleminin içi boş tenceresinden çıkan sesi Binali Yıldırım üzerinden yankılatan İmamoğlu’na verebildiği mukabele ise adeta başka bir itiraf tadında idi:
“Ajansa mı yazdırdınız?”
Anlaşılan Binali beyin ajansını yakından tanıyan Güler bu tanıdık cümleleri nerden duyduğunu hatırlama telaşında idi.

Muhatabı ya da eşiti değil konuğu olan bir seçilmişe “kaçtı” diyecek kadar da nezaketten, saygıdan ve duygusal zekadan yoksun hali ile adeta bir prototipin de mümessili olduğunu beyan etti.

Kavgada söylenmeyecek sözleri kavga çıksın diyerek sıraladığı o kadar belli oldu ki, kendisini sükûnete davet eden İmamoğlu aslında yüce Allah’ın kendini “sabr-ı celil” ile denediğini anladı.

Rol modeli olan AKP başkanının uyarılarına rağmen sigara içmiyorum demeyen, belli ki bir tiryaki olan Güler’in keşke tek zaafı sigara içmek olsa imiş.

Zaafların en ağırı, en acısı olan başkasının ağzı ile konuşmak, iradeye saygısızlık ile malül görüntüsü önemli bir ibret vesaiki olarak arşivlerde yerini aldı.

İnternet’in unutulmaz ve unutmaz arşiv yeteneği ile bugün kara dediği çok şeyi akladığı, bugün ağlayan nar olanın geçmişte “gülen” ayva olduğu biliniyor.

Havuzun en karanlık ve en kesif suyunda yüzmenin ne kadar ağır semptomlara vesile olduğunu gördüğümüz İmamoğlu söyleşisi, bu günlerin en unutulmaz anısı olacak.

İmamoğlu’nun sıktığı dişlerinin vebali de bindi, onca kul hakkına ilave olarak.
Kimsenin bunu helal edeceğini tahmin etmiyorum. Zaten endişenin sebebi tam da bu değil mi?

1 YORUM

CEVAP VER