Yeni Zelanda dersleri

3
Mehmet Tekelioğlu
İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi Uçak Bölümü mezunudur. Dokuz Eylül ve Celal Bayar Üniversitelerinde Makine Mühendisliği Bölümlerinde çalışmıştır. Sakarya Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kurucu Dekanlığında bulunmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi Kurucular Kurulu Üyeliği, İzmir Milletvekilliği, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyeliği, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu Başkanlığı ve Türkiye - Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonu Türk Grubu Üyeliği yapmıştır.

Yeni Zelanda’da cami baskınında elli Müslüman hayatını kaybetti. Önce bu şehitlerimize rahmet dileyelim.

Geçen yıl Haziran ayında burada çıkan iki yazıda Yeni Zelanda’dan söz etmiştim. Birinci yazıda “İslam ülkeleri ne kadar İslami” alt başlığı altında şu satırlar yer alıyordu:

“(George Washington Üniversitesi hocalarından S. S. Rehman ve H. Askari tarafından 2010 yılında yayınlanan) çalışmalardan birisi “How Islamic are Islamic Countries?” adını taşıyor. “İslam ülkeleri ne kadar İslami” diye çevrilebilir Türkçeye. 208 ülkenin İslami prensiplere ne derece sadık olduğunu ekonomi, hukuk, yönetim, insan hakları ve siyasi haklar ile uluslararası ilişkiler bazında değerlendirmişler. Kur’an ve hadis öncelikli kılavuzları olmuş.

Bu sıralama İslam ülkeleri açısından iç açıcı değil. İlk üç sırayı Yeni Zelanda, Lüksemburg ve İrlanda almış. Finlandiya beşinci, İngiltere sekizinci, Amerika 25’inci, Japonya 29’uncu sıraya yerleşmişler. Sıralamadaki ilk Müslüman ülke Malezya ancak 38’inci olabilmiş. Tunus’un 83’üncü olduğu bu endekste Türkiye 103’üncü sırayı almış. Suudi Arabistan 131, İran 163’üncü olabilmiş. Düşünün, İslami prensipleri, Müslüman olmayan pek çok ülke bizden daha iyi tatbikat sahasına koyuyor.”

Evet, Yeni Zelanda İslami prensiplere sadakat sıralamasında ilk sırayı alıyordu. Haziran ayında çıkan ikinci yazıda, ilk yazıda olmayan 2017 sıralaması veriliyor. 2017 yılında da ilk sıraları Yeni Zelanda, Hollanda, İsveç, Danimarka, İsviçre ve İrlanda paylaşmış. Türkiye 82’nci sırada ancak yer bulmuş kendine. Yeni Zelanda ilk sırada… 2018 sıralaması henüz hazır değil bildiğim kadarıyla. Galiba Haziran ayında yayınlanacak.

Nur Mescidi..

Yeni Zelanda’nın böyle tablolarda ilk sıralara oturması tesadüf değil anlaşılan. Demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla etkin olduğu bir ülke Yeni Zelanda. İnsana verilen kıymet bu neticeyi doğuruyor. Cami şehitleri için gösterilen hassasiyete bakmak kâfi… Başbakan Jacinda Ardern’in röportajlardaki ve Parlamentodaki konuşmaları ve Yeni Zelanda Müslüman toplumuna karşı gösterdiği samimi tavırları, o tablolardaki sıralamalarda neden birinci sıraya yerleştiklerine ışık tutuyor. Parlamentoda Kur’an okunuyor, Başbakan da Parlamentodaki konuşmasını “Esselamü aleyküm” diyerek bitiriyor. Şehit yakınlarıyla samimi kucaklaşması ve onlara saygı olsun için başını örtmesi de takdir ediliyor.

Bu konu etrafında söylenecek çok söz var. Fuzuli, “söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” diyor ya… İşte o ruh hali içindeyim… Fakat içimden bir ses susmak zaaf işareti diyerek kışkırtıyor beni. Molla Kasım da giriyor devreye… Tembellik yok diyor, sinmek yok diyor, hakikati ketmetmek yok diyor… Molla Kasım, biraz da hiddetle “senin işin doğruları söylemek, gözüm kulağım sende, içinden geçenler bile bana malum olur, bilesin” diyerek beni bir iksirle diriltiyor adeta. Molla her an beni sîgaya çekmeye hazır. Acaba diyorum kendi kendime Üstad Necip Fazıl “Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz” derken benzer hissiyat içinde miydi? Benimki onun hissiyatından bir kırıntı mesabesinde…

Yeni Zelanda katliamı elbette herkesi üzdü. Sebepleri üzerinde konuşan çok. En kolayı başkalarını suçlamak. Hristiyan fanatizmi diyen de var, popülist liderlerin aymazlığı diyen de… Trump’ı göçmen karşıtı politikaları sebebiyle eleştiren mi ararsınız, ondan daha beter göçmen karşıtı görüşleriyle AB değerlerine de boş vermiş olan Macar Orban’ı şaşkınlıkla izleyenleri mi ararsınız… Minareleri yasaklamaya kalkan İsviçre ve benzeri ülkelerin Müslümanlar için yaratttığı kötü algı var bir tarafta, diğer tarafta pek çok ülkede İslami terörizm yaftası altında bütün Müslümanları zan altında bırakan söylemler var.

Kan revan içindeki Müslüman coğrafyanın yarattığı negatif algıyı da bir kenara not edelim.

Hep beraber hepsine kızalım. İtham edelim. Hristiyan ve Yahudi işbirliği diye de daha bir pekiştirelim öfkemizi.

Bunları yapalım da, daha sonra dönüp bir de kendimize bakalım. Yukarda saydığımız negatif algıları pozitif bir görüşe çevirecek hangi faaliyetimiz var, bir düşünelim. Yani çuvaldızların en büyüklerini onlara batıralım ama hiç değilse kendimizi de ucu körelmiş bir toplu iğneden olsun muaf tutmayalım.

Hangi alanda şu yukarda saydığımız düşmanlara (!) örnek diye gösterilebilir İslam dünyası? Yönetim anlayışı mı, hukuk devleti uygulamaları mı, demokrasiyi içselleştirmiş partileri mi, bilim ve teknoloji alanındaki dâhiyane keşifleri mi, sanat, mimari ve şehirleşme alanındaki başarıları mı, refah seviyesi mi, gelir adaleti mi, şeffaf ve hesap vermeye hazır kamu idaresi mi, rüşvet ve yolsuzluklar konusundaki adımları mı, hangisi?

Bu konularda Ak Parti’nin ilk iki döneminde önemli adımlar atılmıştı ve başarının kıyısına neredeyse ulaşmıştık. Türkiye, İslam dünyasının bütün ülkelerine ilham veriyordu. AB kapısını zorlar hale gelmiştik. Sonra ne oldu birdenbire? Bugün hangi alanda o günlerden daha iyiyiz? Türkiye böyle de halkı Müslüman olan başka ülkeler farklı durumda mı?

Şu Yeni Zelanda hadisesinin ele alınış biçiminde bile Yeni Zelanda başbakanına gıpta ediyoruz. Oysa Ak Parti’de ve Cumhurbaşkanlığında bunca danışman var. Birisi çıkıp da bu konunun ele alınışı ile ilgili niçin önceden bir hazırlık yapmaz. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı diye bir birim var. “Cumhurbaşkanımıza o videoyu seçim meydanlarında gösterme hatasını yaptıran bu ofistekiler mi yoksa” diyesim geliyor. Onca hazırlıktan nasıl haberleri olmaz, Cumhurbaşkanımıza neden bu konuda bir şey demezler, Cumhurbaşkanımızın konuşmalarındaki o örseleyici bölümlerle ilgili neden önceden bir çalışma yapıp engel olmazlar, anlaşılır gibi değil. Şöyle demiş Cumhurbaşkanımız:

“Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler. Aynı niyetle gelecekseniz sizi de bekleriz. Sizleri de dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan hiç şüpheniz olmasın.”

Böylesi yaklaşımların hem Yeni Zelanda’yı hem Avustralya’yı en azından tedirgin edeceğini kestirememek için Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığında mı bulunmak gerek?

Her şey olup bittikten sonra çıkıp ‘konuşma bağlamından saptırıldı’ demek kolay… Avustralya ve Yeni Zelanda hükümetlerinin Türkiye’yi böyle bir konuda suçlamalarına meydan verecek tavırlardan kaçınmak bu kadar mı zor? Seçim stratejileri konusunda eski yeni Ak Parti muhibbi onca insanın ikazını boşa çıkartan bir yapı var. Anlaşılır gibi değil. Ne danışmanlar, ne İletişim Başkanlığı, ne de seçim stratejileri ve reklamları konusunda işbirliği yapılmış olan ajanslar bir yol çiziyorlar.

Cumhurbaşkanımızın Washington Post Gazetesinde çıkan yazısı belli ki özenle hazırlanmış. Niçin oradaki özen miting konuşmalarına yansımıyor? Kimsenin Cumhurbaşkanımız için “Hangi Erdoğan?” sorusunu sordurmaya hakkı yok. Washington Post yazısındaki fikirlerle halkın karşısına çıkmak eminim ki her bakımdan çok daha iyi olacaktı. Üstelik Washington Post gazetesindeki yazıya yapılan haksız yorumlar da önlenmiş olacaktı. Onlardan biri şöyle: “Erdoğan dikkatleri ne yaptığına değil, ne dediğine çekmek istemiş.

Benim üzüldüğüm bir nokta daha var: Şehitler için içinin yandığına hiç şüphemiz olmayan Tayyip Erdoğan’ın bu acı ile değil bu hadiseyi istismarla anılması… Bu da Cumhurbaşkanının etrafının yetersizliği ile açıklanabilir ancak… Yeni Zelanda Başbakanının olaya yaklaşımını ve tavrını takdirle anıyor Tayyip Bey yazısında. Yani bir çelişki var yazı ile miting konuşmaları arasında. Miting konuşmalarındaki o örseleyici sözler sadece bir kereliğine idi. Bir daha o tarz bir konuşmasını duymadım ben. Çok ağırdı ama o sözler. Bir yakınım “BBC, El-Cezire gibi televizyonlar bütün gün Erdoğan’ın tabutlu kefenli sözlerini nakletti, bunun dış âlemdeki etkisi elbette çok üzücü” diyordu.

Türkiye, bugün İstanbul’da toplanacak İslam İşbirliği Teşkilatında Yeni Zelanda’daki hadiseyi de gündeme taşımakla çok iyi yapıyor. Cemal Kaşıkçı hadisesinde sessiz kalan teşkilatın bu toplantısına Yeni Zelanda Başbakan Yardımcısı da gözlemci olarak katılıyor.

Gelin bir daha düşünelim: Yeni Zelanda, Kur’an ve Hadis esaslı kriterler üzerinden yapılan sıralamada neden birinci olmuş? İslam ülkeleri diyemiyorum, halkı Müslüman ülkeler neden gerilerde kalmış? Düşünmeye değmez mi? Terör niçin böyle bir ülkedeki Müslümanları hedef alıyor?

Yeni Zelanda şehitlerine bir kere daha rahmet, yaralılara şifa, ailelere sabır ve metanet temenni edelim. Annem böyle durumlarda “oğlum, ateş düştüğü yeri yakar” derdi.

Doğrudan haberleşme için: mtekeli35@gmail.com

3 YORUMLAR

  1. Cumhurbaşkanımız “Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler….” dediyse durum ülkemiz adına tahminimden çok daha vahim. Bunu dedirtenler olmalı. İki ihtimal akla geliyor.

    1) Bu dedirtenler hala Osmanlı’nın güçlü olduğu (veya Avrupa’nın fikir-teknik ve iş ahlakı olarak bugünkü kadar gelişmiş olmadığı) dönemlerde yaşadıklarını sanıyorlar. Tarihteki o sınırlı zaman kesitine sıkışıp kalmışlar da denebilir. Uynadırıp günümüz dünyasına getirmek lazım. Dünyanın her yönden tam istediğimiz gibi olmasa da bir çok açıdan değiştiğini görmeleri gerekir. Çok önyargılı ve kötümserler. Kendilerini imam-hatipten yetişmiş vaktiyle bastırılmış, ancak bugün belki de elit bir tabaka olarak görüyor olabilirler. Ancak düşünce kapasiteleri, içinde yaşadıkları dünyayı biraz olsun objektif olarak yorumlamağa yetmiyor. Akli kapasitelerinin yeterli olduğunu farzedelim. Mümkün olsun bu insanları gelişmiş bir Batı ülkesine getirelim. Yine, mümkün olsun bir on yıl kadar bu Batı ülkesinde yaşasınlar. Batıdaki günlük hayata herkes gibi katılsınlar. Kendi inanç, düşünce ve kültür değerleriyle bu sürede yaşadıkları topluma entegre olsunlar. Bu süreçte devamlı gözlemlerde bulunsunlar ve bunları geldikleri ülke Türkiye’nin günlük hayatı ve olaylarıyla mukayese etsinler. Bu on yıl sonunda yine Türkiye’ye dönsünler. Bu yukarda değinilen “dedelerinizle ….” başlayan ifadelerin ne kadar luzumsuz bir gaflet hali olduğunu kendileri kabul edeceklerdir ve bu söylediklerinden utanç duyacaklardır.

    2) Bu ifadeleri dedirtenler herşeyi pekala da biliyor. Bu da daha vahim olan ihtimal. Bunlar dünyanın seviyesini ve bizim seviyemizi gayet iyi biliyorlar. Ancak kasıtlı davranıyorlar. Başkan Erdoğanı bu tür söylemlerlere sevkederek Türkiye adına vahim hatalar hanesine yazılmasına vesile oluyorlar. Sn Erdoğan’ın hata listesi kabardıkça kabarsın gidişi kolaylaşsın diye düşünüyor olabilirler. 15 Temmuz olayı herkesin psikolojisini bozdu. “Dedeleriniz…” şeklinde başlayan ifadeler… biraz da bununla ilgili olabilir. Psikologlara bu dönemde çok iş düşüyor çook!

    Yazınızda yorum yapılabilecek çok nokta var eminim, ancak hepsini okuma zamanım olmadı. Sadece “dedeleriniz…” ifadeleri dikkatimi çekti… yorumum bununla sınırlı.

  2. ALLAH RAZI OLSUN .çOK GÜZEL ANLATMIŞSINIZ BUNUN ÜZERİNE SÖYLENECEK BİR SÖZYOK AMASİZYİNE FUZULİ’YİDİNLEMEYEBAKIN.BİRDENİZ YILDIZINI KURTARMAKDA BİR İBADETTİR.CUMAMIZ MÜBAREK OLA

  3. Hocam ben elinize dilinize sağlık demiyorum.
    Çünkü diliniz kalbinizde çarpan doğruları söyleyemiyor.
    Hala ciplak doğruyu değil “iletişim baskanligiymis”, “cevresiymis” gibi yuvarlak sozler sarfediyorsunuz.
    Haklısınız. Ben de iceri atarlar korkusundan asıl sorundan ve sorunludan direkt bahsetmiyorum.
    Sorun bu işte….i

CEVAP VER