Seçimlere Giderken Endişeli Vatandaşın Hali…

0

Uzun süre gündemde kalan kavramdı ‘Endişeli Modern’. Yaşam tarzlarına müdahale söylemi ile öne çıkan bir tereddüt halinin mümessili, herkes için açıklayıcı idi bu söz.
“Endişeliyiz çünkü bize yaşam hakkı tanınmayacak süreçlere girebiliriz.”

İran, Arabistan, Afganistan, Malezya örnekleri ile ağırlaşan kaygılar toplum bünyesinde onarılmaz etkilere yol açmaktaydı.
Üstelik sürekli bir “yaşam tarzına müdahale yok“ söylemi ile de karşı tarafta bir aba altından sopa gösterme ile sürekli sıcak tutulan bir ruh hali idi.

Bugün endişeli modern olmak lükse dönüştü…
Artık endişe modernin değil vatandaşın sıfatı haline geldi.
Vatandaşın endişelenmekte haklı olduğu çünkü başının belada olduğu, çünkü iktidardakilerin beka sorunu ile ortaya çıktığı bir faza girdik.

Modern için endişe, açılan imam hatip okullarının hiçbir başka okula imkan vermeyeceği hali  ile temsil ediliyordu.. Giyim kuşam vs. idi mesele.

Bu defa endişelenme sırası vatandaşa geldi. Türkiye’de tam 71 yaşına varmış bir liderin günde 40 defa söyleyerek neredeyse çağırdığı beka meselesi ile kast ettiği aslında vatandaşlık hakkının temel değerlerine taarruzdan başkası değil.

Vatandaşın seçme hakkına yönelik saldırının ve ithamın arka planını dolduran beka söyleminin ima ettiği “bizi seçmezseniz, yok olursunuz” iddiasından daha endişe verici ne olabilir?

Beka sorunu ile aklı ve tercihleri çeldirilmeye gayret edilen kitlelerin endişelenmesi için çok fazla neden var.

Üstelik bekanın son derece kişisel bir kavram olduğu gerçeği göz ardı edilerek yoksulluğa düçar olmuş kişilere tevekkül ve sabır telkin ediliyor.

Bütün iktisadi ve sosyolojik kuramları ters döndüren bu ağır lisanın bütün gayesinin seçimleri kazanmak, bu lisanın en büyük temsilcisinin kaygısının ise iktidara verdiği desteğin değerinin azalmaması olduğu açık.

Ülkenin bekasının teminatı olarak konumlanan partinin ülke genelinde iştirak ettiği seçim yarışının ülke coğrafyasına orantısı neredeyse ihmal edilebilir düzeyde.

İnsan “homo faber”dir yani ürettiği müddetçe insandır.

İnsanı insan yapan değerlerin biri ve birincisi, üretmesi ve bundan topluma fayda sağlamasıdır.

Kerameti kendinden menkul bir varlık kaygısı ve korkusu insanın en doğal yetisini hiçe saymaktadır.

Vatandaş, “citizen”, yani kentli olmanın en büyük çıktısı olan inkişafın insana verdiği en büyük onur, yoksullukla mücadeledir.

Bize yoksullukta devam edip varolmayı salık veren bir önermenin arka planında ne olursa olsun açık ettiği gerçeklik insanlığın ortak mirasına sırt çevirmektir.

Endişeli biçimde elimizdekileri kaybetmemize seyirci olmamızı beklememizi öneren, bizi yönetmeye aday da değildir.
O sadece bizi yönetmekte olana sadık kalmamızı talep etmektedir.

Bu denli dolaylı bir iktidar algısını basit bir vatandaşın algılamasını beklemek sadece haksızlık değildir.
Ondan da ötede vatandaşa neredeyse ülkenin koskoca ve karmaşık yönetim aygıtının, bürokrasinin yükünü yüklemektir.

Bekasını halkın özgür iradesini hamur gibi yoğurmaya teşmil etmek aslında bizatihi halk iradesini hiçe saymak ve devlet örgütüne en hafifinden saygısızlıktır.

Hiçbir toplum olamaz ki, kurduğu devlet örgütü, sınırları, ordusu, güvenlik güçleri kendi kurallarına göre yapılan seçimlerin neticesine bağlı olarak çöksün ya da gönensin.

Ülkeyi hep yönetme arzusu ne denli anlaşılır olsa da, “benden başkası yönetemez” iddiası kabul edilemezdir.

Amerika’da vatandaş değerini vergi ödemesi ile ortaya koyar.

Ben vergi veriyorum yani çalışıyorum ve dolayısı ile kamu görevlisi olan senin maaşını ben ödüyorum diyerek kendisini ifade eder.

Vergi toplumun bileşenlerinin ortak değeri halindedir. Vergi vermeyenin söze de katılım hakkı olamaz.

Devletin görevi herkesi üretime katmak vergi vermesini sağlamak ve bu üretimden elde ettiği değerle yaşam kalitesini artırmaktır.

Hiçbir devlet vatandaşını “beni seçmezseniz yok oluruz” diyerek korkutmaz.
Bunun adı o zaman devlet olmaz.

MHP’nin Arşimet’in kaldıracı ile dünyayı olmasa da Türk siyasetini yerinden oynatmayı başardığı günlerdeyiz.

AKP’nin de kolayca dahil olduğu bu tuhaf ve deneysel kaldıraç oyununda vatandaşı endişeye sevkeden dilin ne denli yanlış olduğunu hepimiz görüyoruz.

Bunu görmekten kaçınan AKP-MHP ittifakı iç ve dış vicdanda uğradığı bu prestij kaybını artık telafi edemeyecek.

Kırılan bibloların parçaları birleşemez.
Birleşse de ek yerleri herkesin gözünde olacak.

AKP-MHP kazanmak için her yolu denedikleri için mağlup oldular.

Uğradıkları hezimetin ağırlığını zamanın şaşmaz terazisi gösterecek.

CEVAP VER