Başkasını Yenmek Kolay Nefsi Yenmek Zor: Pirus Zaferinin Manası

1

Pirus bundan tam 2300 sene önce yaşamış bir komutandı. Asculum denilen yerde Romalılarla savaşmıştı. Savaşı kazanmıştı ama o kadar çok kayıp vermişti ki,şu meşhur sözü söylemişti: “Bir zafer daha kazanırsam tamamen biteceğim.”
İşte bu sözden dolayı, nihai getirisi, kazanma yolunda ödenen bedeli karşılamayan zaferlere siyasi ve tarihi literatürde ‘Pirus Zaferi’ deniyor.
Meydanda zafer gözükür, ama daha geniş bir perspektiften bakıldığında bir hezimettir.

31 Mart seçimleri için iktidarın yürüttüğü kazanma stratejisi Pirus’un yaşadıklarını adeta bugüne taşıdı.

Dozajı giderek artan agresif propaganda makinesinin inandırıcılığı sınırlı olsa da yarattığı korku iklimi, bu koşullarda elde edilen neticenin hakkaniyetini çoktan sakata getirdi.

Sondan başlamak gerekirse, 2002’den beri iktisadi alandaki başarıları ile övünerek hem ülke içinde hem de ülke dışında toplanan itibarın hiçbir aşamasında dış güçlerin katkısından söz edildiğini duymamıştık.

Bununla beraber madalyon ters yüzünü gösterdikçe birden herşeyi dış güçlerin “manipüle” ettiğini gördük.
Dış güçlerin üzerine yıkılan ekonomik sorunların seçimden sonra çeşitli tehdit unsurlarının da eklendiği bir perspektifte çözüleceği ifade edilmekte.
Buna inanmak için sebebimiz yok.

24 Haziran’dan bu yana tam 270 günden fazla zaman geçti, 2 adet 100 günlük program yapılmış, başkanlık sisteminin ülkeyi uçuracağı belirtilmişti.
Oysa seçime 1 hafta kala başa döndüğümüzü ve dış güçlerin mesul olduğu bir ekonomik operasyona tabi kaldığımızı anlatıyor iktidar bize…

İktidarın seçimi kazanmak için uyguladığı korkutma stratejisinin siyasette HDP ile infekte olmuş rakip partileri, ekonomideyse dış güçleri halka seçim gerekçesi olarak ortaya koyması, aslında elde edilecek bir seçim zaferini de bu iki paranoyalı korku öyküsünün mahsulü yaptı.

AKP’nin, inşaat ekonomisinin sürdürülememesinin arkasında yatan nedenlerin en başında, giderek demokrasiden kopan siyaset etme tercihinin olduğunu anlamadığını biliyoruz.

Seçimi kazanmak için sırtını dayadığı MHP’nin ülkenin geneline hitap etme kaygısı yok.
AKP’nin demokrasiden kopuşunun MHP ile yol arkadaşlığına karşılık gelmesi tesadüf olmasa gerek.

Dün, Yenikapı’da, Beka söylemi ile halka ülkenin AKP/MHP olmasa adeta kendi kendini fesh edeceğini anlatarak oy isteyen iktidar liderleri, hemen Yenikapı’nın yanındaki Fatih’ten de oy isteyen İBB adayı Binali Yıldırım’ın şu sözlerini bilmezden geldiler:

“Biz devlet başkanı seçmiyoruz, şehri yönetecek kişiyi seçiyoruz. İstanbul’da genel siyasetin, kutuplaşma siyasetinin gölgesinde kalırsak yazık olur, İstanbul adına üzülürüm.” (12.3.2019).

Ya da HDP ile yanyana duruyor diye vebalı olduğuna inanmamız gereken partileri eleştiren aynı kişilerin bu sözü de duymadıklarını anladık: “Ben onların oylarını istiyorum. Adayları olmadığı için oylarını istiyorum. Bir karar verecekler. Ben HDP’ye geçmişte oy verenlerin bu belediye seçimlerinde bana oy vereceğini düşünüyorum.” (22.3.2019).

Her iki ifade de Binali Yıldırım’a ait. Belli ki AKP’nin ve ortağının seçim için ortaya koydukları strateji aslında kendi adayları için dahi yol haritasına dahil değil.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, AKP seçimi kazanmak, MHP de kazandırmak için günah keçileri ile yola devam ediyor.
Günah keçilerini kurban ederek ilerleyen seçim konuşmaları Türkiye’yi Yunanistan’dan Zelanda’ya oradan Çekya’ya kadar neredeyse tüm dünyaya muhatap etti.
Dışişleri sözcüsünün başı döndü.
Nereye laf yetiştireceğini bilemiyor.

AKP/MHP’nin tarafgirlerinin İstiklal Caddesinde Rus ve Hollanda elçilikleri önündeki halleri daha dün gibi. Duran inşaat ekonomisinin tekrar dönebilmesi için ihtiyaç duyulan istikrarın her şeyden önce siyaset edenlerin istikrarlı laf etmesi olduğunu biliyoruz.

Rusya ve Hollanda elçilikleri önünde atarlanan partidaşlarını ‘pardon’ diyerek düzelten AKP’nin bu hezeyan retoriğini de daha sonra geri çekeceğini ama kırdıklarını toparlamanın giderek zorlaştığını söylemeliyim.

İstikrardan yoksun hezeyan dolu retorik MHP için bir yaşam biçimi. Lakin sırtında küfeyi taşıyacak olanlar bu retoriğe daha şimdiden paye vermiyor. Yine de retorik de desek bu acayip koşullarda girilen seçimin adilane olmadığı o kadar net ki.

AKP 2015 Haziran’ından beri tüm seçimleri Pirus Zaferine döndürerek kazanıyor. Güçlenmiş görünüyor, ama aslında gücünü demokrasinin kurallarını zorlamasından alarak demokratik siyasetten aldığı ilhamı risk ediyor.

31 Mart seçimini de kazanırsa AKP tamamen bitmez tabii ki. Ama ağır yaralı halde yola devam edeceğine kuşku duymamız için sebep yok.
Özgürlükleri sadece kendi siyaseti için geçerli ve gerekli gösteren bir kampanya için daha fazla olumlu söz söyleyecek bir durumda değiliz.

AKP’nin tarihi yalan yanlış dizilerle öğretmeye yönelik gayretine kendini de inandırmaktan vazgeçmesi ve adeta bir savaşa döndürdüğü seçimleri kazanmak için en değerli hazinesinden sürekli vermekten vazgeçmesi gerekiyor.

Seçime şurada kaldı 1 hafta. Bu saatten sonra MHP’nin şişirdiği yelkenliyi yürüten AKP için seçimi kazanmakamacıyla harcanan demokrasi değerinin kaybının telafisi ancak demokrasinin tehditten geçmediğini gösterecek bir seçim neticesi olacak.

24 Haziran’ın bir Pirus zaferi olduğu 31 Mart için ortaya konulan strateji ile çoktan tarihte yerini aldı. Öyle olmasa kazandığı seçimden sadece 276 gün sonraki seçime bu kadar yıkıcı bir kampanya ile girmezdi zaten.

AKP 2002’den beri bütün rakiplerini geçti, ama korku ve tehdit diline tabi oldu. Asıl yenmesi gerekenin kendi kibri olduğunu anlamadığı için bütün zaferlerini Pirus’un o yıkıcı kaderine kaptırdı.

İngiliz yazar Golmund’un dediği gibi; “Başkalarına karşı kazandığımız zaferlerin hepsi Pirus zaferidir, gerçek zafer kendimize karşı, yanı nefsimize karşı olandır.”

Not: Yazıyı tamamladım, Erdoğan’ın Ayasofya’ya dair ifadesi düştü medyaya. Sanki bizi okur gibi Pirus zaferi harcına bir madde daha ekliyor bu sözler. Konuya dair yazmıştım.

Lakin seçimi Ayasofya’nın adını kullanarak kazanır mıyım telaşını tahmin etmek de mümkün değildi. Milli Gazete AKP’yi eleştiren ama Ayasofya’yı da cami olarak görmek isteyen bir çizgidedir. Konuya dair haberi hemen ilk sıraya koydu.

Açıkçası Ayasofya’nın malzeme edildiği bir seçime Pirus bile şaşardı. Yeni Zelanda başbakanından hem aktif hem de namzet siyasetin öğreneceği daha çok şey var. Bakalım ve görelim…

1 YORUM

CEVAP VER