Kitaplara İman ve Kur’an

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Rasulüne salat, selam olsun.

Kitaplara İman ve Kur’an

İman esaslarından Allah’a imanı, meleklere imanı yazmıştık. Şimdi kitaplara imanı yazalım istedik. Hadi buyurun okuyalım!

A-İlahi Kitaplar

Allah Teâlâ, insana birçok lütufta bulunmuştur. Bu lütufların en önemlilerinden biri de insanlığa rehberlik edecek, onlara doğru yolu gösterecek, hak ile bâtılı ayırt etmelerine imkân verecek olan ilâhî kitaplardır.

Kullarına karşı çok merhametli olan Allah Teâlâ, İnsanı akıl ve irade sahibi bir varlık olarak yaratmış olmakla birlikte onu dünya hayatında başıboş ve yalnız bırakmamış, lütuf ve kereminin ifadesi olarak ona elçiler göndermiş, ilâhî kitaplar indirerek yol göstermiştir.

Allah Teâlâ, hayat serüveninde Rabbini tanıyıp O’na kulluk etmesi; inanç ve ibadetle ilgili konuları, ahlâkî yükümlülükleri, geçmiş ümmetlerin yaşadıkları tecrübeleri, âhiret hayatının mahiyetini ve daha nice konuları içeren ilahi kitaplarla her iki dünyada mutluluğa ulaşmaları için insanlara yardım etmiştir.

Bu maksatla ilk peygamberden itibaren sahifeler ya da kitaplar insanlık tarihinin farklı dönemlerinde insanlara yazılı şekilde ulaştırılmıştır.

Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerîm’de bazı peygamberlere yazılı belge anlamında “kitaplar”, bazılarına daha küçük hacimli olan “suhuf” (sayfalar) verildiği ifade edilmektedir.

Kitap olarak, peygamberlerden Hz. Musa’ya Tevrat; (Bakara, 2/53, 87).

Hz. Dâvûd’a Zebur; (Nisâ, 4/163).

Hz. İsa’ya İncil; (Mâide, 5/46) verilmiştir.

Kur’an dışındaki mevcut semavî kitapların ilk hâli sonraki nesillere intikal ettirilememiştir.

Kur’an bu durumu şu şekilde açıklamaktadır: “Vay o kimselere ki elleriyle kitabı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, ‘Bu, Allah’ın katındandır’ derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!” (Bakara, 2/79)

Allah’ın, nimetini tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Hz. Musa’ya indirdiği vahiy (kitap) (En’âm, 6/154) çeşitli şekillerde müdahaleye maruz kalmıştır (Bakara, 2/75).

İnsanlar, Allah’ın kitaplarının kadrini gereği gibi takdir etmemiş, Allah’ın kelâmı olduğunu bildikleri hâlde onu gizleyip inkâr ederek (En’âm, 6/91) istedikleri gibi yorumlayıp kelimelerin yerlerini değiştirmişlerdir. (Mâide, 5/41).

Özellikle bazı Yahudi ve Hıristiyan din adamları kutsal kitaplarında ekleme ve çıkarmalarda bulunarak öznel yorumlar yapmak suretiyle kitapların özgün yapısını değiştirmişlerdir.

Kur’an’da ve bazı hadis metinlerinde bu kimselerin Allah’ın sözünü işitip anladıktan sonra, bile bile bozarak çıkarları uğruna az bir pahaya sattıklarına vurgu yapılmaktadır. (Dârimî, Mukaddime, 57).

Bunun karşılığında onları âhirette şiddetli bir azabın beklediği belirtilmektedir. (Mâide, 5/41).

İlâhî kitaplarda gerçekleştirilen söz konusu değişiklikler, bazen lafız ve mânâda, bazen de (yanlış tefsirlerle) sadece mânâda yapılmıştır.

İlahi kitabın tahrif edilmesi aslında peygamberin mesajının bozulmasıdır.

Peygamberin mirası olan kitaba ihanet, peygambere ve dolayısıyla Allah’a ihanettir.

Hz. Peygamber, Yahudi ve Hıristiyanların Tevrat ve İncil’i okumalarına rağmen hükümleriyle amel etmedikleri için dinî bilginin aslını kaybettiklerini ifade etmiştir. (İbn Mâce, Fiten, 26).

İlahi kitapların kaynağı birdir.

Yüce Yaratıcı’nın gönderdiği peygamberler gibi kitaplar da bir öncekini tasdik etmiş, böylece ilâhî kaynağın bir olduğunu ortaya koymuşlardır.

Bu çerçevede son semavî kitap olan Kur’an da kendinden önceki kitapları tasdik etmiş ve şöyle buyurmuştur:“Allah, sana Kitabı (Kur’an) hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi.” (Âl-i İmrân, 3/3).

Aynı şekilde İncil de kendisinden önce indirilen Tevrat’ı tasdik etmiştir.

Bu husus Kur’an’da şu şekilde ifade edilmektedir: “Kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa’yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, öncesindeki Tevrat’ı doğrulayan Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik.” (Mâide, 5/46).

B-Kitaplara İman

Herbiri kendisinden öncekini tasdik eden ve son halkası Kur’an olan ilâhî kitaplara, hepsinin doğru, gerçek olduğuna ve hepsinin hidayet vesilesi olarak insanlığa sunulduğuna inanmak; iman etmenin, mümin olmanın gereklerinden biridir.

Kısaca ilâhî kitaplara iman “âmentü” olarak bilinen iman esaslarından ve Hz. Peygamber’in meşhur Cibrîl hadisinde zikrettiği inanılması gereken unsurlardan birisidir. (Müslim, Îmân, 1).

Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Peygamber’in mesajlarında özellikle vurgulanan, “Bütün ilâhî kitaplara iman etme” emri, hiç şüphesiz o kitapların tahrif edilmemiş yani Allah’tan geldiği şekliyle muhafaza edilmiş hâlleri için söz konusudur.

Müminler bu kitapların asıllarının Allah kelâmı olduğunu kabul etmekle yükümlü olduğu kadar, Kur’an dışındaki mevcut ilâhî kitapların tahrif edilmiş olduğuna da inanmakla sorumludur.

1-Kuran’da kitaplara İman.

Kur’an kitaplara imana özel önem vermekte bu konuyu şu âyetlerle ifade etmektedir: “Deyin ki biz, Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Musave İsa’ya verilene ve diğer bütün peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” ( Bakara, 2/136).

Çünkü adı ne olursa olsun bütün ilâhî kitaplar Allah kelâmıdır. Kaynakları ve taşıdıkları mesaj açısından aralarında bir fark yoktur. Hepsi haktır ve gerçeği bildirir. Hepsi melekler aracılığı ile indirilir. Hepsi Allah’ın birliğini, yalnız O’na kulluk edilmesi gerektiğini ifade eder.

“Ey iman edenler, Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş olduğu kitablara iman edin.” (Nisâ, 4/136).

Kur’an, müminlerin kitaplara iman ettiğini özellikle vurgulamış, böylece kitaplara inanmayı mümin olmanın gereklerinden birisi addetmiştir.

Nitekim bu husus şu şekilde beyan edilmiştir: “Müminler sana indirilene ve senden önce indirilene (kitaplara) inanırlar, âhirete de kesinlikle iman ederler.” (Bakara, 2/4).

Ayrıca Kur’an, Hz. Peygamber ve müminlerin kitaplarla diğer iman esaslarına inanmak zorunda olduklarını ifade eder. (Bakara, 2/285).

Diğer taraftan Yüce Allah, kitaplara inanmamanın küfür ve sapıklık olduğunu da şu şekilde dile getirir: “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve âhiret gününü inkâr ederse o derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisâ, 4/136). 

2-Hadislerde kitaplara İman.

Kitaplara iman konusuna, Hz. Peygamber de ümmetinin dikkatini çekmiştir:

Siz Ehl-i kitabı (Yahudileri) ne tasdik edin ne de yalanlayın. (Ancak) şöyle deyin: ‘Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrâhim, İsmâil, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Musa ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.” (Bakara, 2/136)

C-Kur’an-ı Kerim

1-Son Peygamber’e son Kitap.

Görüldüğü üzere, önceki dinlerin mensupları, kitaplarını çıkarları doğrultusunda değiştirmişlerdi. Bunun neticesinde Allah’ın insanlığa gönderdiği ilâhî rehberler olan kutsal kitaplar unutulmaya yüz tutmuş, insanlık câhiliye karanlığında bocalamaya başlamıştı.

Böyle bir zamanda Allah Teâlâ, kulu ve elçisi Muhammed’e (sav) son kitabı Kur’ân-ı Kerîm’i indirmiş, yüce vahyi ile kullarını yeniden lütuflandırmıştır.

Hz. Peygamber’den ve Kur’an’dan haberi olan bütün insanların Allah’ın gönderdiği son Peygamber’e ve son Kitab’a iman etmesi zorunludur.

Hz. Peygamber bu hususu şu şekilde ifade etmektedir: “Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu ümmetten bir Yahudi veya Hıristiyan beni işitir, sonra da benim kendisiyle gönderildiği (vahy)e iman etmeden ölürse mutlaka ateş ehlinden olur.” (Müslim, Îmân, 240).

2-Kur’an’ın tarifi.

Kur’an’ın terim anlamıyla ilgili olarak çeşitli tanımlamalar yapılmış, bunlar büyük ölçüde bir araya getirilerek şöyle bir tarife ulaşılmıştır: 

“Kur’an, Allah tarafından Cebrâil vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir şekilde son peygamber Hz. Muhammed’e indirilen, mushaflarda yazılan, tevâtürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı Arapça mûciz bir kelâmdır.” (T.D.V, İslam Ansiklopedisi)

3-Kur’an’ın gönderiliş gayesi.

Kur’an’ın süslü kılıflar içerisinde evlerin en mutena köşelerine yerleştirilip ele alındığında, öpülüp baş üzerine konulması ancak ve ancak şeklî saygının ifadesi ve tezahürüdür.

Oysa Allah’ın insanlardan istediği ve Kur’an’ın gönderiliş gayesi bu değildir. O, süslü kılıflardan çok kalplerin derinliklerine yerleşmeli, onun içeriğine ve hükümlerine göre bir hayat sürülmelidir.

Bu gerçeği Allah Resûlü, damadı Hz. Ali’ye şu şekilde ifade etmektedir:

Allah’ın Kitabı’nda sizden öncekilerin bilgisi ve sizden sonrakilerin haberi vardır. Aranızdaki meselelerin hükmü ondadır. O, (hak ile bâtılı birbirinden ayıran) kesin bir hüküm olup anlamsız boş söz ve oyun değildir. Allah onu terk eden zorbayı rezil eder. Her kim doğru yolu Allah’ın Kitabı’ndan başkasında ararsa Allah onu sapıklığa düşürür. O, Allah’ın sağlam ipidir ve hikmet dolu sözleridir. O, dosdoğru yoldur… Ona dayanarak konuşan tasdik olunur. Onunla amel eden sevap kazanır, onunla hükmeden adaletli davranmış, ona davet eden doğru yola iletmiş olur.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 14)

Bütün bu gerçekler bir kenara bırakılır ve Kur’an hayatın dışına itilirse, Peygamberin, “Ey Rabbim! Kavmim şu Kur’an’ı terk edilmiş bir şey hâline getirdi” (Furkân, 25/30) serzenişiyle karşı karşıya kalınabilir.

İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy da içinde yaşadığı dönemdeki inananların Kur’an’a karşı tutumlarını şu şekilde hicvetmektedir:

“Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın;

Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mânânın;

Ya açar Nazm-ı Celîl’in, bakarız yaprağına;

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!”

4-Kur’an’ın ana konuları.

İnsanları hem bu dünyada hem de âhirette mutluluğa kavuşturmak için gönderilmiş bulunan Kur’ân-ı Kerîm başlıca şu konuları kapsamaktadır:

1- İtikad: Başta Allah’a iman olmak üzere peygamberlere, meleklere, kitaplara, kazâ ve kadere, âhirete ait önemli konular ve inançla ilgili çeşitli meseleler, Kur’an’ın kapsadığı konuların başında gelir.

2- İbadetler: Kur’an’da müslümanların yapmakla yükümlü bulundukları namaz, oruç, hac, zekât ibadetlere dair âyetler vardır.

3- Muâmelât: Kur’an bir toplumun devamını sağlayan ve toplum fertlerinin aralarındaki ilişkileri düzenleyen birtakım hükümleri Kur’an’da alışveriş, emanet, bağış, vasiyet, miras, aile hayatı, nikâh ve boşanma gibi kişiyi ve toplumu ilgilendiren konulara dair açıklamalar ve hükümler vardır.

4- Ukubat: İslâm toplumunun mutluluğa erişebilmesi, bu toplum fertlerinin, İslâm’ın koyduğu kurallara aynen uymasıyla mümkün olur. Toplumun düzenini bozan, insan haklarını ve yasakları çiğneyen kimseler cezayı hak edecekleri için Kur’an bunlarla ilgili hükümleri de kapsamaktadır.

5- Ahlâk: Kur’an, kişilerin dünya ve âhiret mutluluğunun sağlamasına yardımcı olmak üzere, ana babaya hürmet, insanlarla iyi geçinme, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma, adalet, doğruluk, alçak gönüllülük, merhamet… gibi ahlâkî hükümleri de kapsamına almaktadır.

6- Nasihat ve tavsiyeler: İnsanlara emir ve yasaklar konusunda duyarlı olmalarını, nefislerine esir düşmemelerini, dünyayı âhirete tercih etmemelerini, dünyada imtihana çekildiklerini hatırlatan, çeşitli tehlikelerden koruyan nasihat ve tavsiyeler de Kur’an’ın içerdiği konular arasındadır.

7- Va‘d ve vaîd: Allah’ın emirlerine boyun eğip yasaklarından kaçınanların cennetle mükâfatlandırılacaklarına, buyruklarını terkedip yasaklarını çiğneyenlerin cehennemle cezalandırılacaklarına dair Kur’an’da pek çok âyet bulunmaktadır.

8- İlmî gerçekler: Kur’an, insanlığa gerekli olan ilmî gerçeklerin ve tabiat kanunlarının ilham kaynağını teşkil eden âyetleri de kapsamaktadır. Kur’an, bu ilmî gerçeklerden bir pozitif bilim kitabı gibi bahsetmek yerine, insanları, âlemin yaratıcısının kudret ve büyüklüğünü düşünmeye, Allah’ın nimetlerini anarak O’nu yüceltmeye teşvik eder.

9- Kıssalar: Kur’ân-ı Kerîm önceki ümmetlerle, peygamberlerin hayatından da söz eder. Ancak bunları bir tarih kitabı gibi değil, insanların ibret alacakları bir üslûp ile anlatır.

10- Dualar: İnsan yapacağı işlerde sürekli Allah’ın yardımına muhtaç olduğu için Kur’an’da çeşitli dualar da yer almıştır.

5-Kur’an, kıyamete kadar gelecek insanlığa hitap eden ilahi rehber ve “sapasağlam bir kulp”tur.

Zira “Gerçekten bu Kur’an en doğru yola götürür” (İsrâ, 17/9) şeklinde kendisini insanlığa tanıtan yüce Kitabımız tüm zamanlarda, tüm insanlara rehberlik edecek ve yol gösterecektir.

Artık tek rehber, hidayetin kaynağı, dünya ve âhiret mutluluğunun anahtarı Kur’an’dır.

Bundan dolayı Allah Resûlü Kur’an’ı, yolcuları uyaran bir rehbere benzetmektedir. (İbn Hanbel, IV, 183).

Onun rehberliğinde hayatlarını sürdürenler asla yollarını şaşırmayacak, istikametlerini kaybetmeyeceklerdir.

Çünkü o, kâinatı yoktan var eden Yüce Allah’ın ipi (hablullâh), (Âl-i İmrân, 3/103) kopmak bilmeyen “sapasağlam bir kulp”tur (el-urvetu’l-vüskâ). (Bakara, 2/256).

Kitaba sarılmak, ona tutunmak, onun rehberliğinde hayat yolculuğuna devam etmek ancak onun hükümlerini uygulamakla ve eksiksiz yerine getirmekle mümkün olmaktadır.

Allah Resûlü, “Kur’an’ın haramlarını helâl sayan, ona iman etmemiştir” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 20) buyurarak bu gerçeği ifade etmiştir.

Bu çerçevede Kur’an’ın sayfalarını yüceltip kutsallaştırmak ama diğer taraftan hükümlerini çiğnemek, ona tutunmak sayılmaz.

6-Kur’an Şifa kaynağı, hidayet rehberi ve rahmet vesilesidir.

Allah’ın Kitabı, kendisine inanan müminler için koruyucu ve kurtarıcıdır (Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân, 1). Şifa kaynağı, hidayet rehberi ve rahmet vesilesidir. (Yûnus, 10/57).

“Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.” (İsra,17/82).

7-Hz. Muhammed’in en büyük mirası Kur’an’dır.

İlâhî kitaplar aynı zamanda müminlere; korumaları, üstüne titremeleri, her şeyden önemlisi buyruklarıyla amel etmeleri için bırakılmış birer yüce mirastır. “Andolsun, biz Musa’ya hidayet verdik, İsrâiloğulları’na da kitabı (Tevrat) miras bıraktık” (Mü’min, 40/53) âyetinden bu hususa dair işaretler çıkarılabilmektedir.

Peygamber Efendimizin de ümmetine bıraktığı en büyük miras, Allah’ın Kitabı Kur’an’dır. Bu bağlamda Allah Resûlü (sav) Veda Haccı sırasında ümmetine şu tavsiyede bulunmuştur:

Size öyle bir şey bırakıyorum ki ona sarıldıktan sonra asla sapıtmazsınız. O, Allah’ın Kitabı’dır.” (Müslim, Hac, 147).

Vesselam.

Kaynak:

D.İ.B, Hadislerle İslam I, Kitaplara İman / Aklın Vahiyle Buluşması s, 539.

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, KUR’AN, mad.

D.İ.B, İslam İlmihali 1, s, 99-105.

CEVAP VER