Din ve siyaset: Türkiye’de ve İsrail’de…

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Dinlerin doğru okunması, anlaşılması ve hayata uygulanması sadece günümüzün sorunu değil. Binlerce yıldır Mutlak Varlık’ın mesajı çarpıtılmış ve dünyevi menfaatlere alet edilmiştir. Bunun sebebi de insan dediğimiz varlığın içindeki inanma ihtiyacına dayanır. İnsan denen varlık Aşkın olan Mutlak Varlık’tan bir öz taşır ve bu öz bütüne kavuşmak ister. Dünyada yaşarken bu özün Bütün’e ulaşma yolu da inançlar ve dinlerdir.

İslam’a inanan Müslümanlar, daha önce gelmiş olan dinlerin değiştirildiği ve bu yüzden İslam’ın gönderildiğine inanırlar. İslam, daha önceki dinleri değiştiren ve bozan insanların yanlış davranışları sebebiyle gelmiştir. Bu yüzden de Kuran’da bu yanlış davranışlar özellikle belirtilmiştir. Müslümanların inandığı gibi dinler kötülenmemiş, yapılan yanlış davranışlar kötülenmiştir.

…..

Bu yazıyı yazarının kendi sesinden sesli olarak dinleyebilirsiniz de:

…..

Bugüne baktığımızda da Müslümanlar’ın Kuran’a ters birçok davranışlarına şahit oluyoruz. Daha İslami, daha Müslüman olma adına yapılan aşırılıklar şekilsel İslamiliği abartılı sergilese de, İslam’ın özünde bulunan ve Müslümanlara telkin edilen tavsiyeler çiğnenmektedir.

Fazla Müslüman olanların ahlaktan yoksun olmaları, faiz yasağını vurgulayan İslami cemaatlerin faizle cami satın almaları, örtüyü abartılı şekilde kutsayan kadınların genel ahlak anlayışına ters sözleri ve davranışları, kadına verilen değere rağmen kadınları ezen ve baskı altında tutan Müslüman erkeklerin İslam’ı kendi menfaatleri için kullanmaları ve saymak istemediğimiz bir sürü yanlış örnek.

Bu yanlışlıklara bakarak İslam değerlense, bu hakkani olur mu? El-Cevap: Hayır.

Bugün ayrıca bunlara eklenen Din-Siyaset ilişkisi konusu vardır. Aslında bu konu günümüzün sorunu değil tabii ki, dinin siyasete alet edilmesi İslam’dan önce de vardı, İslam’dan sonra da ve hatta Yahudiliğin geldiği zamanda da.

Ama bugünün farklı bir yönü var. O da şu: İnsanlar tarafından oluşturulan kanunlar çerçevesinde kurulan siyasi partiler resmi olarak hiçbir dini tabanı yok iken umarsızca dini sömürüyorlar ve dinin içini boşaltıyorlar.

Evet, siyasi partiler kanunlarla kurulmuş ve çalışan, tamamiyle dünyaya dair olan kuralların işlediği dünyevi oluşumlardır.

Hal böyle iken, bir siyasi parti kendisini din tabanlı gösteriyorsa, o siyasi partinin ve o partiye gönül verenlerin din anlayışlarında problem vardır.

Bu durum Müslüman ülkelerde olduğu gibi, aynı zamanda diğer dinlerin hakim olduğu ülkelerde de böyledir.

Ak Parti için dava partisi denir. Burada sorulması gereken soru şudur: Hangi dava?

Dava eğer İslam ise, Ak Parti’nin ifade ettiği dava ile İslam aynı değildir.

İslam bir sistemdir, açıklıktır, hukuktur, insan haklarıdır, adalettir, çok hukuklu ve insanidir.

Ak Parti ise Türkiye Cumhuriyeti siyasi partiler kanununa uygun şekilde kurulmuş bir partidir. Bu kanunun kabul edildiği tarih ise 1983’dür. Yani Ak Parti, Kenan Evren’in darbesi ile şekillenen kanunlara göre çalışır.

Yani Ak Parti İslam değildir.

Ak Parti’nin söylemi, politikası ve yaptıkları ayet değildir, hadis değildir. Hiçbir kutsallığı yoktur.

 

Dün seçimlerin yapıldığı İsrail’de faaliyet gösteren Likud Partisi de, ülkesinin siyasi partiler kanununa uygun şekilde çalışan bir partidir. Evet, İsrail’de yönetim daha dinidir ve dini yasalar önemlidir. Ama bu demek değildir ki, Likud Yahudilik’tir.

Netanyahu, partisi Likud aracılığıyla, daha fazla oy almak için populist bir yaklaşımla ‘Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini ilhak edeceğini’ ifade edebilir. Çünkü tekrar başbakan olmak istiyor. Çünkü koltuğu bırakmak istemiyor. Çünkü biliyor ki, daha fazla oy almanın yolu aşırı sağcı Yahudileri kandırmaktan geçiyor.

Netanyahu bunları ifade ederken Yahudiliği mi düşünüyor? Hayır.

Çünkü Yahudilik demek sadece ve sadece aşırı sağcılar demek değildir. Evet, aşırı sağcılar vardır ama buna rağmen İsrail Devleti’ni sonuna kadar eleştiren Yahudiler de vardır.

Netanyahu’nun sözleri ayet değildir, hadis değildir. Hiçbir kutsallığı yoktur.

 

Bunları neden ifade etme ihtiyacı hissediyorum? İslam için örnek olmayacak insanların yaptıkları yanlışlar sebebiyle İslam’a hakaret edilip, lekelenmeye çalışıyor.

Ve aynı şekilde Netanyahu’nun ve Yahudilik için örnek olmayacak insanların yanlışları ve hataları yüzünden Yahudilik’e hakaret edilip, lekelenmeye çalışılıyor.

Ülkemizde Osmanlıcılık söylemi ile insanlar kandırılmıyor mu? Kandırılıyor. Bu insanlar tekrar Osmanlı canlansın, dünyada hüküm sürsün demiyorlar mı? Diyorlar.

Osmanlı yıkıldı ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ama bu inanç ve söylem devam ediyor ve bu çok normal bir istekmiş gibi kabul ediliyor.

Kendimiz için birçok şeyi mübah görüp, başkaları için haram hükmünde kabul etmemiz normal mi? Bence değil.

İğneyi önce kendimize batıralım bakalım acıyor mu, ondan sonra çuvaldızı başkasına batırmanın planlarını yapalım derim.

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER