Şehremini Ekrem İmamoğlu Diyeceğiz

2

25 sene çeyrek yüzyıl demektir. Hiçbir Amerikan Başkanı ülkesini çeyrek yüzyıl yönetmedi. Modern tarihte Komünist rejimler dışında 25 yıl aralıksız iktidarı tek başına kullanan bir demokrasi görmedik.

Türkiye demokrasisini 1946’da ‘Yeter Söz Milletin’ şiarı ile devralan halk iradesi aradan geçen tam 73 senede 3’ü muvaffak 4 askeri darbe görse de günün sonunda ilk günün ana fikrinden sapmadı.

Nasıl oldu da başkanlık diye yola çıkıldı da, iş ittifaka dayandı bilemedik, ama Cumhur ile Milleti karşılıklı tokuşturan demokrasi mücadelesi retorik bir savaştan çıkıp bizatihi halk iradesi ile yarışa döndü.

Cumhur da Millet de aynı şeydi ama Cumhurbaşkanı belli ki retorik konusunda daha iştahlı; “Madem Cumhurun Başkanıyım, o zaman benim kampım Cumhur olsun” dedi.

Milletin patentini almamakla hata ettiğini herhâlde anlamıştır.

24 Haziran seçimlerini acaba iktisadi başaşağı gidiş durabilir mi diye kazandığının farkına varamadı ve gidişin ivmesini artırdı.
Frensiz bir kamyon, zincirsiz bir bisiklet, paraşütsüz bir pilot gibi serbest düşüşü seyretti.

Aslında basit bir algoritma vardı elinde. Matematikte buna orantı diyoruz. 25 yılda bütün seçimleri kazandı iseniz bir sonraki seçimi de kazanırsınız orantısı. Oysa ki, istatistikler, zaman serilerine bağlıdır.

Tüm başarılar sonlu, tüm apoletler sökülmeye matuftur.
Muhammed Ali de yenilmezdi. Boris Becker de. Pele de.

Ama zamanın en önemi özelliği yıpratmasıdır.

Siyasette yıpranmamak için yapılacak şey, aslında yüzey alanını geniş tutmamaktır.

Tam da bunun tersini yapıp belediyeden cumhurreisliğine, edebiyattan futbola, müzikten tarihe, savunmadan doğum kontrolüne her alanda söz ve ses olmanın bir bedeli ve neticesi olmalıydı.

En azından bütün bu dolgu alanlarını kapsarken asıl öze ve çekirdeğe özen göstermek, en azından ihanet etmemek gerekirdi. Buna kısaca ekonomi belirler diyoruz.

Popülizmin ağababası Demirel solcuları sevmez, “bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” derdi. O bile solculuğun ana fikri olan ekonominin temel rolünü “tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur” diye özetlemişti.

Ekonominin kurallarını hiçe sayıp, literatürü tersten okumaya çalışan AKP için doldurma alanlarına yapılan onca yatırım tabii ki çürük zeminde eridi gitti.
AKP için seçimi kazanması sürpriz idi.
Kaybetmesi şaşırtmadı.

Ülke genelinde elde ettiği oransal çoğunluğun iktisadi karşılığının olmamasını dahi algılamakta direnen siyasi varoluş bu tutuma devam ettiği takdirde giderek buharlaşacak ve yok olacak.

Ekrem İmamoğlu ve onunla cisimleşen ittifak İstanbul’da seçimi kazandı.
Bundan sonra ona hepimiz Ekrem Başkan diyeceğiz.

1994’ten beri belediyeleri 2002’den beri ülkeyi tekeline almış olan AKP’nin yaptığı en büyük hata kendisini en güçlü olduğu yerden vurmak oldu.
En güçlü olduğu alan demokrasi ve demokratik seçimlerde zafer kazanmak idi.

31 Mart seçimlerine girerken demokrasi ile uzaktan dahi ilgisi olmayan tehdit dili ile zirveye çıkan anti demokratik söylemler bir bumerang gibi kendisini vurdu.

Kimsenin izlemediği ve okumadığı TV ve gazeteleri parselleyerek kurulan tahakkümün ise bir başka bumerangı havaya kaldırdığını kimse inkar edemez.

‘Yeter Söz Milletin’ diyerek başlayan bir demokrasi yürüyüşünün herhangi bir anında dahi milleti, zillet ve illet kafiyesi ile aşağılayan bir dilden hayır beklemek en hafifinden saflık, en ağırından hoyratlıktı.

Ekrem İmamoğlu’nun geciken mazbatası 1946’dan beri süren yürüyüşte elden ele ilerleyen bayraktan başkası değil.

1989 yılında henüz 36 yaşındaki Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi haksız yere kaybettiği için tutamadığı siniri ile başına gelebilecek tatsız olayı önleyenlerin birinci elden anlattıklarını tekrar hatırlamaya ihtiyaç var.

Tayyip Erdoğan’ın 1994’te aldığı mazbata ile Ekrem İmamoğlu’nun alacağı mazbata arasında hiçbir fark yoktur.
Erdoğan’ın emanetidir İmamoğlu’na geçecek olan.
O emanet bu ülkenin sahip olduğu en değerli varlık olan ortak iradenin emanetidir. 73 senedir önüne çıkanı kenara savuran bu emanetin önüne konulacak barajın basıncı artırmaktan öte yararı olmamıştır.

Ekrem İmamoğlu seçilmiş Belediye Başkanı, İstanbul’un Şehreminidir.
Emin olan odur.
Çünkü halk onu ekseriyetle tercih etmiştir.
Onu değerli kılan tam da budur.
Halk iradesi, Millet İradesi, Cumhur iradesi onda vücut bulmuştur.
Bundan böyle ona; Şehremini Ekrem İmamoğlu diyeceğiz.

11 Nisan 2019 Ekrem İmamoğlu için yasal mazbata alma günüdür. Bu ülkenin kurallara uyan bir vatandaşı olarak bugünden itibaren benim için İstanbul Belediye Başkanı Sn. Ekrem İmamoğlu’dur.

Bu yazı mazbatayı alıp almamasından bağımsız olarak Sn. Başkan’ı kutlama amaçlıdır.

2 YORUMLAR

  1. Demokrasi ile diktatörlük arasındaki fark nedir !?
    Demokrasi der ki ; “ISTEDIGIN KADAR KONUSMAKTA, SOYLEMEKTE HURSUN AMA BENIM DEDIGIM OLUR ”
    Ornek: Herkes arabasının rengini seçmekte hürdür fakat siyah olması şartıyla.
    Diktatörlük der ki :” KAPA ÇENENI LAN, OTUR OTURDUGUN YERDE BENIM DEDIGIM OLUR”
    Ornek: “Ya bunu alırsın yada alırsın”
    Bir reklam vardi zamanında TV lerimizde ” YOKTUR BIR BIRIMIZDEN FARKIMIZ AMA BIZ OSMANLI BANKASIYIZ” Bizler kendimiz kandırmayalım zaten onlar (hepsi) biz kandırıyor. Kendini bilmeyenler her zaman kendine oturacak bir şapa bulur.

  2. Sadece itirazı kabul olanlarda…
    Sadece geçersiz oyların yeniden sayilmasiyla….
    Fark bu kadar düşerse… bu ortada bir hilenin işareti degilmidir????
    Oyların yeniden sayılması… neden sizleri chp yi, iyi parti yi hdp yi, Amerika yı rahatsız ediyor?
    Nedir bu telaş….?

    Sizin nefretiniz, sizi adaletsizliğe yitmesin…

CEVAP VER