HDP’nin geleceği…

6
Adelina Sfishta
Adelina Sfishta 1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.
Türkiye’nin 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde üzerinde en çok spekülasyon yapılan partilerden birisi de HDP

HDP’nin Kürt siyasi hareketindeki en etkili parti olması, silahlı siyasi mücadele-terör- yapan PKK’nın bu parti üzerindeki “vesayeti” iddiası, politik söylemleriyle talepleri arasında bir netleşmenin olmaması, HDP seçmeninin Türkiye genelindeki sonuçlarda giderek belirleyici olabilecek bir sayıya ulaşması gibi nedenler, söz konusu spekülasyonları belirgin hale getiriyor.

Uzun zamandır, AK P. ve MHP ve de Vatan Partisi “bloku” HDP’yi “terörist” olmakla suçluyor. CHP ve Saadet Partisi ise HDP ile doğrudan işbirliğine yanaşmıyor, sadece dolaylı işbirliğine” evet diyebiliyor.

Türkiye siyasetindeki bu duruş, sağlıklı siyaset üretebilme konusunda HDP’yi negatif etkiliyor.

2015 yılı öncesinde HDP ve AK P. ilişkileri son derece yoğun ve pozitif idi. Hatta AK P., devlet organlarının HDP ve ötesine ilişkin tavır ve kararlarının, bu “işbirliğini” bozmaması için dikkatli olmaları gerektiğini söylüyordu. MGK kararı var mıdır tam hatırlamıyorum ama, “devlet” de AK P.’nin bu tarz-ı siyasetinin “Kürt sorununun çözümünde” etkili olabilmesini umuyordu, diyebilirim.

O dönemde “terörden bezen” birçok insan, aklı selim kimseler, AK P.’ye hak verdi, bir şekilde “toplumsal barışın” sağlanması, Türkiye’nin “milli menfaatlerine” uygun görüldü.

AK P. ile HDP’nin birlikte yürüttüğü ve adına “Kürt açılımı” denen sürecin, yani Dolmabahçe mutabakatının, bizzat Erdoğan tarafındanbitirilmesibu “pozitif iklimi” tamamen alt üst etti ve Şubat 2015 tarihinden sonra HDP için kaotik bir süreç başladı.

HDP, o gün bu gündür, Erdoğan’ın hedefinde.

Diyarbakır’ı bölgenin yıldızı yapmayı hedefleyen Erdoğan, yön ve tercih değiştirmişti. Erdoğan, bu değişime rağmen, “Dindar Kürtleri” ve “Kürtler ile devlet ilişkisini” ön plana çıkararak, Kürtleri AK P.’nin yanında tutmaya çalışıyordu.

Ancak, Erdoğan’ın yeni toplumsal stratejisi-milliyetçi/devletçi bakış ve “yeni siyasal partnerleri-MHP/Vatan P.”, Erdoğan ile “tam mutabık” değillerdi. MHP, Kürtlerin kendilerini daha çok Türk hissetmelerini, Vatan P. ise Kürtlerin Amerikancılıktan vazgeçip, Rusya’ya daha yakın durmalarını tercih ediyordu. Bu üçlü için tek ortak şeyin, “HDP’nin siyaseten bitirilmesi” olduğunu söylemek mümkün.

Erdoğan’ın bu “yeni tercihi” hem AK P.’yi hem HDP’yi ve hem de Türk siyasetini etkiledi. Kürtlerin birinci adresi olma iddiası, geri plana itiliyordu.

Değişen Erdoğan, AK P.’yi ve parti kurmay heyetini de değiştirdi. Orkestra şefi, artık yeni sazlar ve yeni melodi istiyordu. Liderin bu değişimi “devlet yapısını” ve “devlet bürokrasisini” de buna uygun” hale getirdi, kısa süre içerisinde. Böylece Türkiye’nin ve “devletin” Kürt meselesine bakışı tamamen farklılaşmış oldu.

“Kürt meselesine askeri çözüm” mantığının ağır bastığı MHP ise, çözümden katkı yerine, ayrışmayı tetikler sosyolojik etkiler oluşturuyordu.. “Türklüğü benimsemiş Kürtler” veya “Kürtlerin de kendilerini Türk hissetmesi” gibi içinden kolay çıkılamayacak talepler, Erdoğan’ı daha da sınırlandırıyor, HDP’yi ise Erdoğan’dan daha da uzaklaştırıyordu.

Erdoğan ve MHP’nin yeni Kürt stratejisi; “HDP çadırının dağıtılmasını”, “başının koparılmasını” ve “çatışma halinin korunmasını” gerektiriyordu. Ve nitekim öyle de yapıldı. HDP başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, Kasım 2016 tarihinde tutuklandı, birçok HDP milletvekili tutuklandı, HDP’li belediye başkanları tutuklandı ve yerlerine devlet tarafından kayyum atandı. Temel ve genel gerekçe “PKK- terörle ilişkili olmak” idi.

AK P. ve MHP’nin yönettiği “devlet aygıtı”, HDP’nin üzerine öyle yüklendi ki, HDP seçmeni ile temas kurmaya niyetlenebilecek, CHP-İYİ P. ve Saadet P. bu zeminden, “öcü” görmüşçesine, uzaklaştılar.

İşte Türkiye böyle bir ortamda, referandum, 2018 genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini yaptı. HDP her üç seçimde de AK P. karşıtlığında konumlandı.

31 Mart 2019 yerel seçimlerine işte böyle bir psikoloji içerisinde girildi. HDP, sıkışmış, dağılmış ve yönetemez durumdaydı.

CHP ve Saadet Partisi bu seçimlerde, daha önce cesaret edemediği, HDP seçmenine daha uygun gelecek, “demokrasi” vurgusunu öne çıkardı ve HDP seçmenine sıcak mesajlar vermeyi başardı. Kürt meselesine utangaç da olsa “insani-islami” cepheden mesajlar verdiler. İYİ P. daha mesafeliydi.

AK P. Kürt seçmeni kaybetmemeye özen göstermekle birlikte, HDP ile özdeşleşmiş Kürt seçmene AK P.’nin tarzı ikna edici gelmedi. AK P.’nin MHP ile işbirliği kurması ve bu işbirliğinin Kürtlerin çoğunlukla yaşadığı yerlerde, “MHP-Devlet algısına neden olması, “Kürtler HDP’den başkasına oy vermez” söyleminin ön plana çıkmasına neden oldu.

CHP ve Saadet Partisi; AK P.’nin boşalttığı ve MHP’nin Türkleşmek şerhi koyduğu sosyal alana, daha kolay yanaşabildi ve daha cesaretli davranabildi.

Bunalan HDP; “kayyum atanan belediyeleri geri almaya yoğunlaşmayı” siyasi strateji olarak benimsedi. Bunu başarmayı da, “Kürt kimliğini muhafaza etmek” hedefi olarak gördü. Diğer yerlerde ise, “demokrasiyi önemseyen adayları” desteklemeyi benimsedi. HDP’nin “ağırlık merkezi”, “kayyum atanan yerlerin geri alınması” oldu.

31 Mart 2019 yerel seçim sonuçları, HDP’nin; büyük ölçüde “kayyum atanan belediyeleri geri alarak” “Kürtlük bilincini” öne çıkarabildiğini, diğer bölgelerde ise “demokrasi lehine” oy vererek, demokrasinin gelişmesine katkı verebildiğini gösterdi.

Özellikle CHP ve daha sonra Saadet Partisi, HDP seçmeninden en çok oy alabilen partiler olarak ortaya çıktı.

Kürt seçmen; HDP-AK P-CHP-Saadet Partisi’ne dikkati çekebilecek oranlarda oy verebiliyordu.

AK P.’nin Kürt seçmenden alabildiği oyların hala “diri” olduğunu da dikkate almalıyız. Bu oyların, sadece “devlet gücünü kullanan parti” olma özelliğinden kaynaklanmadığını, HDP’nin eksiklikleri ile de ilgili olduğunu unutmamak gerek. “Terör-terör bıktık, biz kalkınmayı hak etmiyor muyuz” diyen önemli bir Kürt seçmeni olduğu da aşikar.

CHP, bu akıştan memnun, ama hala belli etmek istemiyor. CHP, %30’lara çıkan oyunun içinde hayli “HDP seçmeni olduğunu unutmamalı.

CHP, Kürt siyasi hareketinin “demokrasi talebini” önemsemeli, Türkiye partisi olabilmek için, ulusalcı-CHP çizgisi yerine, “toplumcu” bir çizgiyi benimsemelidir. Bu hem HDP’ye, hem Kürt seçmene “alternatif” sunacak, hem de Türkiye siyasetinin normalleşmesine, çok ciddi katkılar sağlayacaktır.

Saadet Partisi, dindar Kürtlerin yeni adresi olma noktasında yeni kapılar aralayabilmiştir. Saadet Partisindeki gelişmeler bu alanla daha doğru ilişkilerin kurulmasını sağlayacaktır.

HDP, her şeye rağmen, Kürt siyasi hareketi içinde en güçlü parti olduğunu ortaya koymuştur. Umarım HDP liderleri, rollerinin, etnik haklar peşinde koşuşturan bir parti olmak değil, Türkiye’nin demokrasisine hizmet etmek olduğunu, deyim yerinde ise, “burunlarını sürte sürte” anlamışlar, mikro demokrasiler yerine, genel demokratik açılımlarla; hem Türkiye, hem bölge, hem de Kürtler için çaba göstermenin, daha acil ve önemli olduğunu idrak edebilmişlerdir.

HDP; etnik kimlik siyaseti” ile ”siyaseten marjinalleşme” riskini umarım hissetmiştir. HDP, Kürtlerin “ekonomik refah, sosyo-kültürel kalkınma-zengin olma-çatışmasız yaşama” gibi insani taleplerinin öne çıkabileceğini, “etnik kimlik siyaseti romantizminin” azalacağını gözden uzak tutmamalıdır. Yanlış tutumlarının Türkiye’deki “yetersiz demokrasiye” gerekçe yapılabileceğini de…

HDP, Türkiye için önemlidir. Bu önem HDP’nin Türkiye için yapabileceklerinin farkına varması ile daha da artacaktır.

HDP’nin Türkiye’ye katkıları, Kürtlere olan katkılarının önüne geçmelidir.

6 YORUMLAR

  1. Adelina hanım, tespitlerinizi son derece isabetli bulduğumu belirtmeliyim. İnşallah HDP yöneticileri dediğiniz gibi bu milletin asli unsurlarından olduklarını kavrar, Ülkeye katkı sunacak davranışlar içerisine girerler lakin görünen o ki çok zor. AKP. ile ilgili de bir değerlendirme yapmanızı istirham ederiz Bir diğer mevzu yazılarınız arasındaki süreler sizce de çok uzun değil mi? En azından haftada bir olsa.

  2. Oncelikle tesekkur ederim, HDP`nin daha olumlu noktaya gelmesi Turkiye icin gercekten “beka” meselesi o nedenle tesvik edici olmak sanirim katki verir. Yazilarimi artirmayi en azindan ben de arzu ediyorum, gayret edecegim. AKP ve ayrica derin devlet kavramini yazmayi dusunyorum ama ciddi hazirlik yapmam gerek. Yorumlariniz icin ayrica tesekkur ediyorum. Kolay gelsin.

  3. Mutabakatları yakından takip edecek kadar kanuyla ilgili siyasetin içersinde değilim. O açıdan yazınız ayrıntılar açısından faydalı oldu. Bildiğim kadarıyla, Suriye’deki gelişen olayları fırsat bilen PKK kendine daha iyi bir gelecek hesabıyla çatışmasızlık kurallarını bizzat kendisi bozdu ve Türkiye içersindeki silahlı eylemlere yeniden başladı. Böyle davranmakla devletin sabrını taşırdı. Şu unutulmamalı, yeryüzünde hiç bir devlet eli kanlı bir örgüte bu denli tolerans göstermez. PKK kendi kendini fesh etmeli, daha fazla insan ziyanlığını göze almamalıdır. İnşallah böyle bir karar alırlar.

    Öyle bir bölgede yaşıyoruz ki HDP de kürtçülükten gazgeçip ülkede herşeye rağmen güvenilirliğini arttırmalı. Hem kısa vadede ve hem de uzun vadede en iyi politika olur. Allah indinde de en makbulu budur ki bu nokta herşeyden daha önemlidir. Nasıl ki CHP geçmişine abone olmanın dezavantajlarını yaşıyor, HDP geçmişine abone olmanın dezavantajını yaşamaktadır. Bunun en önemli bileşeni PKK olan ilişkisidir. Ülke ekonomisi gelişirse herkesin yüzü güler ve herşey normalleşir.

  4. Sn. H.K., görüşlerimiz paralellik gösteriyor. Ben bir hususu daha ilave etmek isterim, “hangi PKK”, hangi “örgüt”, “hangi devlet” kavramları; içerisinde bulunduğumuz, Balkanlar-Kafkaslar-Ortadoğu-Afrika-Orta Asya gibi, büyük güçlerin “rahat” etkileyebildiği coğrafyalarda-toplumlarda, şüphe ile bakılması gereken kavramlardır. Ayrıca biz Balkanlarda çok sık karşılaşıyoruz, dolaylı tutum uygulayan ülkeler, hiç beklemediğiniz merkezleri harekete geçirebiliyor. Söz gelimi siz “milliyetçilik” yaptığınızı zannederken, çıkarılan milliyetçi karşı hareketler ile sizi kendi menfaatlerine yönlendirebiliyor. Bunlara dikkat etmek iyi olur.

  5. Aynen öyle Adeline hanım. Dış güçler, tekin değil, bölgede kimin eli kimin cebinde belli değil. Zaten neyin ne olduğu konusunda kafası karışanlar, bu “üst akıl” deyip geçiyor…..

    …….
    Aklı başında insan, olsun bir zararı yok,
    Yoksa, milliyetçi olsun, pek bir yararı yok!

    Ne olursak olalım, ama “bütün” önemli,
    Zarar veren çıkarsa, ona, gücün önemli!…
    ……

CEVAP VER