Hz. Ali’nin Yönetim Anlayışı ve Devlet Adamlarına Öğütleri

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun.

Hz. Ali’nin Yönetim Anlayışı

Hz Ali (r.a) Resülullah’dan (s.a.v) sonra gelen râşid halifelerden dördüncüsüdür. Miladi 656-661 yılları arasında görev yapmıştır. Onun hilafeti dönemi siyasi ihtilafların ve çalkantıların yaşandığı bir dönemdir.

Bu netameli dönemde, Hz. Ali (r.a) yöneticilere pek çok öğütlerde bulunmuş, onlara nasihat etmiş, mektup ve emirmeler (genelgeler) göndermiştir.

Ancak bunlar içinde bir emirnâme (genelge) vardır ki Hz. Ali’nin yöneticilikle ilgili görüşlerinin özeti mahiyetindedir.

Müminlerin emîrinin sadık adamlarından Mâlik b. Eşter’i [radıyallahu anh] Mısır’a vali olarak atadığında kendisine gönderdiği bu emir-nâme (genelge) bütün müslüman yöneticiler için rehber kaynak niteliğindedir.

Hz Ali nin devlet adamları, valiler, idareciler ve yönetenler için yayımladığı bu genelge, Şerif Radiy’in “Nehcü’l-Belâğa” adlı eserinde geniş bir biçimde ele alınmıştır.

Bu genelge kaynaklarda, Ahd-nâme, veya Emir-nâme olarak da ifade edilmiştir.

Birçok yazar ve müellifin ilgisini çeken bu genelgenin yirmiden fazla şerhi yapılmıştır.

Yakın geçmişte bir çok akademisyen bu genelge üzerinde çalışma yapmıştır.

Mehmet Akif Ersoy da, söz konusu genelgeyi “Hz. Ali’nin Bir Devlet Adamına Emir-nâmesi” adıyla Türkçeye çevirmiştir.

Diyanet İşleri tarafından Ankara’da, Ayyıldız Matbaasında 1959’da basımı yapılmıştır.

Aynı eser 1963’te Doğangüneş Yayınevi tarafından da tabedilmiştir.

Genelgenin tamamı bir yazının kapasitesini aştığı için, biz özetini maddeler halinde arzediyoruz.

Vakti olanlar için metnin tamamını yazının sonuna ekledik.

Bu çağda bile çok modern enteresan tespitler var. Hadi buyurun okuyalım:

A-Hz Ali (r.a)nin devlet yönetimi usulleri genelgesinin maddeler halinde özeti

Giriş; Allah’a itaat etmeyi, kulluktan ayrılmamayı, Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulduğu üzere farzlara ve Peygamberin sünnetlerine uymanı emrettikten sonra;

1-Toplumda herkes birinci sınıf insan muamelesi görmeli ve eşit haklara sahip olmalıdır.

2- Halk güven içinde yaşamalı, zulüm ve baskı yapılmayacaktır. Kesinlikle halkın malına dokunulmayacaktır.

3- İnsanlara öfkeyle değil, merhametle, iyilikle ve sevgiyle yaklaşılmalıdır.

4- Devletin yönetim kademesinde cimri ve korkaklara yer verilmemeli, iyiler ile kötüler aynı kefeye konulmamalıdır.

5- Toplumun bütün kesimleri, bir çarkın dişlileri gibi birbirlerinin eksiğini tamamlamaktadır.. Bu kesimler olmadan devletin yönetimin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün değildir.

6- Devletin iki önemli ayağı vardır. Biri ordu diğeri de hazinedir.

7- Kurallara uygun olarak çalışan Esnaf ve sanatkâr desteklenmeli. Vergileriyle hazineyi besleyen esnaf ve sanatkârın önü açılmalı, alış veriş için uygun ortam hazırlanmalıdır.

8- Asker düşmana karşı cesaretli, zayıflara karşı şefkatli olmalıdır. Anne ve babanın çocuklarını koruduğu gibi komutanların da askeri koruması ve daima savaşa hazır durumda bulundurması gerekir.

9- Devletin üst kademelerine, işten yılmayan, baskılara boyun eğmeyen, hatasında ısrarlı olmayan müşavirlerin, bürokratların atanması gerekir.

10- Yönetimde adalet, bürokraside liyakat esas alınmalıdır.

11İdareciler Halkla yüz yüze konuşurak toplumu rahatlatmalı ve nabzı tutulmalıdır.

12Adalet dağıtan hâkimlerin halka muhtaç edilmemesine özen gösterilmeli, bağımsız karar vermeleri için kendilerine yeterli mali kaynak sağlanmalı, verdiği kararlar denetlenmelidir.

13- Halk iki kısımdır. Bir kısmı mümin insanlardır ki bunlar senin din kardeşlerindir. Halkın bir kısmı da zimmîlerdir ki bunlar da tıpkı senin gibi Allah’ın kullarıdır. Reaya (Halktan Müslüman olmayan kesim) ve beraya’nın (halkın vergi ve haraç vermeyen müslüman ve hazır asker kısmı) alım gücü zorlanmamalıdır.

14- Fakir ve düşkünler devlet tarafından korunma altına alınmalıdır.

15- Valiler toplumla iç içe olmalı, insanların farklı muamele görmeleri önlenmelidir.

16- Uluslar arası barış teklifleri kurallara uygun ise geri çevrilmemelidir.

17- Uluslar arası yapılan antlaşmalara sadık kalınmalı. Yapılan antlaşmalarda karşı tarafoyuna getirilmemeli, yoruma açık ifadeler kullanılmamalıdır.

19- İnsanların yaşama hakkına saygı gösterilmeli, haksız yere adam öldürülmemelidir.

20- İdareciler, İnsanlara muamelede, duygularıyla değil, akılları ile hareket etmelidir.

21- Yapılan iyilikler başa kakılmamalı.

22- Verilen sözler mutlaka tutulmalıdır.

23- Devlet işleri aceleye getirilmemeli, zamanı gelince de gevşeklik gösterilmemelidir.

24Herkes eline, diline, beline ve öfkesine hâkim olmalı, hiç kimse rencide edilmemelidir.

25– Geçmişin tecrübesi daima göz önünde bulundurulmalı ve ondan istifade edilemelidir.

Hz. Ali’nin çağları aşan öğüt niteliğindeki bu yönetim ilkeleri, günümüz idarecilerine ışık tutması ve dönemin yönetim anlayışını yansıtması bakımından ne derecede önemli olduğu görülmektedir.

EK:

B-Hz. Ali [radıyallahu anh] Mâlik b. Hâlis el-Eşter’e, Mısır’a vali tayin ettiğinde kendisine, siyasi, idari, askeri, yargı, iktisadi ve sosyal konulara dair mektubun (genelgenin) metnin tamamı.

Ey Malik!

Allah’a itaat etmeni, kulluktan ayrılmamanı, Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulduğu üzere farzlara ve sünnetlere uymanı emrediyorum. Ancak bu farzlara ve sünnetlere uyanlar saadete ulaşır, bunlara uymayanlarsa hüsrana uğrar. Allah yolunda elinle, dilinle ve kalbinle hizmet et. Çünkü Allah, dinine yardım edene yardım eder ve dinini yükselteni yükseltir. Sonra iştahın kabardığı zaman nefsine hâkim ol ve âsileştigi zaman dizginlerini çek. Zira Allah rahmetiyle muhafaza etmezse nefis insanı helake sürükler.

Seni vali tayin ettiğim beldeyi senden önce de yönetenler oldu. Bunlar içinde âdilleri de vardı, zalimleri de vardı. Şimdi sen kendinden önceki yöneticiler hakkında ne düşünüyorsan bundan sonra halkın da senin hakkında öyle şeyler düşünecektir. Neler söylüyorsan halkın da senin için söyleyecektir. Allah’ın insanlara bir kul hakkında söylettikleri o kulun gerçek halini gösterir. Bu yüzden kendine azık olarak iyilik biriktir. Hırslarını, arzularını kontrol et. Nefsinin helâl olmayan isteklerine karşı elini sıkı tut. Bu sıkılık nefse az bile gelir.

Halka kalbini aç, muhabbet besle ve lutufta bulun. Sakın yırtıcı bir hayvan gibi o çaresizlere saldırma. Çünkü onlar iki sınıftır. Ya dinde kardeşindirler ya da yaratılışta benzerindirler. Kabahatleri ve birtakım kusurları olabilir. Hatayla veya kasten işledikleri suçlar da vardır. Ama ellerinden tutulup yardım edilse doğru yola gelebilirler. Nasıl sen Allah’tan kusurlarını bağışlamasını istiyorsan sen de onların kusurlarını bağışlamalısın. Sen onların üstündesin. Valilik yetkilerini sana veren de senin üstündedir. Seni vali yapanın da üstünde olan Allah ise seni halkla imtihan ediyor, görevini nasıl yapacağına bakıyor.

Sakın Allah ile savaşmaya kalkıp da gazabına siper olma. Sen ne ilâhî gazaba dayanabilecek güçtesin, ne de Allah’ın af ve mağfireti olmadan kurtulma imkânın var. Sakın birini bağışladığın için pişman olma ve asla birini cezalandırdığın için memnun olup sevinme.

Öfkeni her zaman muhafaza et, sinirlerine hâkim ol, badirelere atılma. “Hâkimiyet bendedir, hükmederim itaat ederler” deme. Çünkü böyle bir  davranış kalbi bozar, dini zayıflatır, fesada uğratır.

Şayet yetkilerinden dolayı içinde ufak da olsa bir kibir meydana gelirse derhal Allah’ın yüce kudretiyle hükmettiği kâinata bir bak. Allah muazzam ve muhteşem bir şekilde nelere kadirken senin kendini idare edecek kadar bile bir kuvvete sahip olmadığının farkına var. Böyle düşünmek, tepelerde gezinen bakışlarını yere indirir, heyecanını alır, seni terkeden aklını tekrar başına getirir.

Sakın Allah ile yarışmaya kalkma, azamet ve hâkimiyette kendini O’nunla kıyaslama. Yerleri ve gökleri yaratan yüce Allah, bütün zorbaları rezil eder, kibirlileri iyice alçaltır.

İster kendinle ilgili, ister yakınlarınla ilgili, ister halktan sevdiğin, kayırdığın kimselerle ilgili bir mesele olsun asla Allah’a ve kullarına karşı adaletten ayrılma. Eğer böyle yapmazsan zulmetmiş olursun. Kullarına zulmedenlerin karşısında mazlumların koruyucusu ise Allah’tır.

Allah birinden davacı olunca, o kişinin kendini savunacağı bütün deliller çürür. Böyle biri, ölene veya tövbe edene kadar yüce Allah ile savaş halinde kalır. Dünya üzerinde Allah’ın rahmetini kaldıracak ve azabını çekecek, zulmetmek kadar hızlı bir şey yoktur. Zira Cenâb-ı Hak, zulümle inleyenlerin sesini duyar, zalimlerin üzerindense gözünü hiç ayırmaz.

Öyle işleri tercih et ki bu işler hem orta yolu koruyan hem de adaleti yayan işler olsun ve halkın genelini memnun etsin. Halkın çoğunluğu memnun olmadıktan sonra bazılarının memnun olması bir anlam ifade etmez. Seçkin bir azınlığın kızgınlığıysa toplumun rızası içinde kaybolur. Para ve makam düşkünü şımarık kodamanlar kadar iyi günlerde yük olan, kötü günlerde desteği görülmeyen, adaletten hoşlanmayan, istemekten usanmayan, verilince kıymet bilmeyen, verilmeyince haline razı olmayan, sıkıntılara katlanmayan, kusurları için özür dilemeyen bir topluluk yoktur. Halbuki müslüman toplumun direği halkın çoğunluğudur.

Dini ve devleti bu çoğunluk korur, düşmanla bu çoğunluk savaşır. Bu yüzden her zaman samimiyetle halka yönel, onların refahını sağlamaya çalış.

İnsanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarmaya meraklı olan ispiyoncuları yanına asla yaklaştırma, onlardan sürekli uzak dur. İnsanların ayıplarını örtmek herkesten önce senin vazifendir. Yanlışları bulup düzelteceğim diye gizli şeyleri eşeleyip durma. Senin görevin bir şekilde haberdar olduklarını düzeltmekten ibarettir. Habersiz kaldıklarına gelince, onlarla ilgili hükmü Allah verir. Sen halkının kusurlarına elinden geldiğince perde ol ki Allah da senin halktan sakladığın şeyleri örtsün.

İnsanlara kin besleyen bağlarını kopar, seni intikama doğru çeken ipleri kes. Emin olmadığın konularda anlamazlıktan gel, asla ispiyoncuların sözüne kolayca aldanma. Çünkü ispiyoncular ne kadar masum görünseler de hilecidirler.

İstişare meclisinde seni mal varlığını kaybetmekle korkutup ihsan etmekten alıkoyacak cimrilere, cesaret gerektiren işlere karşı seni tedirgin edecek korkaklara, seni zulme sevkedecek ihtiras sahiplerine yer verme. Cimrilik, korkaklık ve hırs öyle birer huydurlar ki ancak Allah’ın cömertliğine, kudretine ve takdirine güvenmeyenlerde bulunurlar.

Senden önceki yöneticilerin suçlarına ortak olmuş, onları zulme yöneltmiş kimselerle yapılan istişare en kötü istişaredir. Canilerin yardımcısı, zalimlerin dostu olan böyle kimseleri kendinden uzak tut.

Zulme ortak olanların yerine zalimlere yardım etmeyen ve günahkârlara ortak olmayan öyle insanlar bulursun ki bunlar diğerlerinden hiç de aşağı kalmazlar. Diğerleri kadar isabetli görüşlere sahip ve tedbir almakta mahir oldukları gibi pisliğe de bulaşmamışlardır. Yükünü hafifletirler, sana yardım ederler, seni herkesten çok severler, senden başkasına muhabbet beslemezler. Bunlarla gizli ve özel işlerde de, herkese açık genel işlerde de istişare et. Bunların içinden de en beğendiğin, sana hoşuna gitmeyecek şeyleri söyleyen, Allah’ın sevdiği kullarında görmek istemediği bir şey yaptığında yağcılık yapıp seni teşvik etmek yerine uyaran kişi olsun.

Sırlarını sadıklarla ve kanaatkârlarla paylaş. Bunlar seni alkışlamaz ve yapmadığın şeyleri yapmışsın gibi seni övmezler de keyfin kaçarsa anlayış göster. Alkışlanmak ve yapmadığı şeylerle övülmek insanı gurura ve kibre götürür.

İyilerle kötüleri bir görme. Böyle yaparsan iyileri iyilikten soğutur, kötüleri de daha fazla kötülük yapmaları için cesaretlendirirsin.

Halkına hizmet eder, onların yüklerini hafifletir, adaletten ayrılmazsan halkın güvenini kazanır ve karşılıklı iyi niyeti tesis edersin. Halk arasında iyi niyeti yaygınlaştır. İyi niyetin yaygınlaşması bunaldığın ve tıkandığın zamanlarda imdadına yetişir. Herkesi iyi niyete teşvik etmenin karşılığını güven, kazanarak alırsın. Kötü niyeti yaymanın sonucu da düşmanlarının artmasıdır.

Ümmetin büyükleri de dahil herkesin işlediği, halkın benimsediği ve sürdürdüğü güzel âdetlerden birini ortadan kaldırmaya kalkışma. Yeni bir şey ortaya çıkarıp bunlardan birini yok etmeye de yeltenme. Böyle yaparsan sevaplar o âdeti başlatanın, günahlar da güzel bir âdeti yok ettiğin için senin olur.

Memlekete fayda sağlayacak önlemleri belirlemek, senden öncekilerin tesis ettiği huzurlu, güvenli, iyi niyetli barış ortamını devam ettirmek için her zaman âlimlerle ve âriflelle istişare halinde ol.

Toplumu oluşturan birbirinden farklı bazı kesimler vardır. Bunların her birinin selâmeti diğerlerine bağlıdır. Allah yolunda savaşan askerlerin, düzeni sağlayan devlet memurlarının, adaletin dağıtıcısı hâkimlerin, merhametli ve anlayışlı vergi toplayıcılarının, cizye ödeyen gayri müslimlerin, mûslüman ticaret ve zanaat ehlinin, muhtaç durumdaki yoksulların her biri bir sınıftır. Hepsinin görevleri Cenâb-ı Hak tarafından belirlenmiştir. Bu görevler ya Allah’ın kitabıyla ya da Peygamber Efendimiz’in sünnetiyle bizlere bildirilmiştir.

Askerler kaleleri, valileri, dinin izzetini korur ve asayişi temin eder. Devleti bunlar ayakta tutar. Aynı zamanda askerlerin dayanağı da devletin desteğidir. Allah yolunda savaşan ordularımızın düşmanlarını bozguna uğratmasını sağlayan asıl sebep Allah Teâlâ’nın verdiği kuvvet ve dirayettir.

Bu asıl sebebin vesilesiyse ordunun ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu ihtiyaç devletin topladığı vergilerle giderilir. Dolayısıyla halkı koruyan askerlerle, vergi vererek orduyu ayakta tutan halk birbirine bağlıdır.

Hâkimler adaleti yayar, memurlar kamu düzenini sağlar ve vergileri toplar. Ticaret ve zanaat erbabı da devlet gelirlerine katkıda bulunur ki bu katkı şarttır. Nitekim sermayeler, ticarethaneler, başkalarınca üretilemeyecek eşyalar bunlar aracılığıyla meydana gelecektir. Son olarak muhtaç durumdaki yoksullardan bahsetmek gerekir ki bunların ihtiyaçlarını karşılamak toplumdaki bütün kesimlerin görevidir.

Her sınıfın Allah’tan bir nasibi ve ihtiyacı miktarında vali üzerinde hakkı vardır. Valinin Allah tarafından omuzlarına yüklenen bu ağır yükü taşıması ancak bu işe büyük özen göstermesi ve önem vermesiyle, Allah’tan yardım istemesiyle, kolay olsun zor olsun bütün işlerde nefsini doğruluğa, sabra ve tahammüle alıştırmasıyla mümkündür.

Askerlerinin başına kumandan tayin edeceğin adam ordu içerisinde Allah’a ve Resûlü’ne karşı en itaatkâr, devlet başkanına en bağlı, en temiz kalpli, en aklı başında kimse olsun. Öfke anında yavaş hareket etsin, özür dileyenleri sessizce dinlesin, zayıflara merhamet etsin, kuvvetlilerden yana olmasın, öfkeyle kalkıp zararla oturmasın.

Asil bir soydan gelen, şerefli bir geçmişe sahip olan, halk arasında iyi halleriyle tanınan ailelerle daima yakından ilgilen.

Cesur yiğitlere ve izzetli insanlara iltifat et. Bunlar halk arasında özel bir yeri olan, iyilikleri ve üstünlükleri kendilerinde toplayan kimselerdir. Onları desteklemek için yaptıkların sana çok gelmesin. Sana duydukları minnet de ne kadar az olursa olsun gözüne küçük görünmesin. Böyle davranırsan hakkında iyi düşünmelerini sağlar ve güvenlerini kazanırsın. Bunların yanında, böyle değerli insanların çok önemli meselelerini hallediyorum diye küçük işlerini önemsemezlik etme. Bazan küçük bir iyilik pek çok büyük iyiliğin yerini tutar.

Komutanların içinde en çok askerlere iyi davrananı beğen. Onun sayesinde askerler ne kendi ihtiyaçlarını düşünsün ne de geride bıraktıkları aileleri için endişelenmek zorunda kalsınlar. Böylece düşmanla savaşırken tamamen birbirlerine kenetlensinler ve tek noktaya odaklansınlar.

Valiler için en büyük saadet adaleti diri tutmak ve halkın sevgisini kazanmaktır. Nitekim yürekler birine ısınmadıkça sevgi beslemezler. Askerler ancak kumandanlarını sevip sayar ve başlarındakilerden bir an evvel kurtulmanın yollarını aramazlarsa sana karşı samimiyetle bağlılık gösterirler.

Onları yüreklendir, övgüyü hak edenleri övmekten ve büyük kahramanlıklar göstermiş olanların bu kahramanlıklarını anlatmaktan çekinme. Böyle yapman Allah’ın izniyle cesurları galeyana getirir, savaşmaktan çekinenleri de şevklendirir.

Her birinin ne fedakârlık yaptığını bil. Birinin hizmetini sakın bir başkasının hizmetiyle birlikte anlatma. Hiçbir fedakârlığa değerinden düşük bir hediyeyle karşılık verme. Birinin mevkii düşük diye yaptığı işleri küçük görme.

Üstesinden gelemediğin işleri Allah’a ve Resûlü’ne havale et. Nitekim Allah Teâlâ hidayete erdirmek istediği toplumlar için, “Ey iman edenler! Allah’a, peygambere ve içinizden çıkan emir sahiplerine (yöneticilere) itaat edin. Anlaşamadığınız konuları Allah’a ve Peygamber’e iletin” buyurmaktadır. Allah’a iletin demek, Kur’ân-ı Kerîm’deki açık hükümlere uyun demektir. Peygamber’e iletin demek, Kur’an’ı açıklayan, içindeki hükümleri düzenleyen, ihtilafları gideren sünnete uyun demektir.

Hâkim olarak atayacağın insan halk içinde en beğendiğin kişi olsun. İşten sıkılan, davacıların tavırlarına kızan, hatasında ısrar eden, hakkı görünce yanlışından dönmeyen, menfaatlerini kaybetmekten endişe eden, meseleyi iyice anlamadan hüküm veren birini hâkim tayin etme.

Atayacağın hâkim şüphelerini iyice giderip delillerinden emin olmadan hüküm vermesin. Her şey açıklığa kavuşana kadar sabırla beklesin. İşler açıklığa kavuştuktan sonra da kararı ertelemesin. Övülünce şımarmasın, heyecana kapılmasın. Gerçi böylelerini bulmak çok zordur.

Hâkimlerin verdiği hükümleri sürekli gözden geçir. Onların ihtiyaçlarını gider, halka minnet edecek duruma gelmelerine izin verme. Onlara o kadar yakınlık göster ki kimsenin mevkilerini ellerinden alacağından veya seni ikna edip kendilerine karşı kışkırtacağından endişe duymasınlar. Bu meseleye çok dikkat et. Çünkü din kötü adamların elinde esir oldu. Bu adamlar dini kullandılar ve arzu ettikleri dünyalıklara dini alet ederek ulaştılar.

Diğer memuriyet atamalarında da çok dikkatli davranmalısın. Çünkü menfaat düşkünlerinin gözleri hep bu makamlardadır.

Sakın devlet görevlerine hak etmediği halde yakınlarından veya üzerinde baskı kuranlardan birini atama. Bencilliğin ve adam kayırmanın sonu zulüm ve ihanettir.

Devlet görevleri için güvenilir ailelere mensup, ehliyetli, tecrübeli, hayâlı, önceden beri dine hizmet ettiği bilinen kişileri seç. Ahlâklı, dürüst, iffetli ve izzetli kimseler dünyanın cazibesine kapılmaz ve işlerin sonunu da düşünür.

Bunlara geçim hususunda geniş bir rahatlık sağla. Böylece iyiliğe yönelme konusunda kendilerinde kuvvet bulsunlar ve elleri altındaki mallara tenezzül etmesinler. Emirlerine itaat etmez veya emanete ihanet ederlerse bu hallerini onlara karşı birer delil olarak kullan.

Devlet görevlilerinin icraatlarını sürekli denetle. Vefalı ve doğru sözlü gözcülerle onları kontrol ederek işleri nasıl idare ettiklerini, halka nasıl davrandıklarını, emaneti muhafaza edip etmediklerini öğren. Yardımcıların konusunda her zaman tedbirli ol. Güvendiğin gözcülerinin vereceği haberler içlerinden birinin ihanete yeltendiğini ortaya çıkarırsa gözcülerine inan. Onu bedeni üzerinde cezalandır, ihanetle topladığı malları elinden al, itibarını ortadan kaldır, ihanetini ve suçunu ilan et.

Vergi toplama çalışmalarının yönetimine de büyük özen göster ve bu konuyu sürekli takip et. Vergilerin doğru bir şekilde düzenlenmesi vergi vereceklerin iyiliğini sağladığı gibi vergi vermeyen diğer halkın da selâmetini temin eder. Nitekim vergi vermeyenlerin iyiliği vergi verenlerin iyiliğine bağlıdır. Halkın tamamı vergi gelirleriyle yapılacak hizmetlere muhtaçtır. Bu sebeple vergi toplamaktan çok memleketin refahını arttırmak için çalış. Eğer kalkınma olmazsa vergi yükümlülerinin ödeme gücü de olmaz. Gelirleri arttırmadan vergi toplamaya kalkışan kişi ülkeyi tahrip eder, halkı helâk eder ve vergi defterleri de ummadığı kadar kısa bir sürede dürülüp kapanır.

Birileri yanına gelip vergi ödeyememekten, doğal bir âfetten, yağmur yağmamasından veya su bulamamaktan dolayı kuraklıktan, topraklarını su basmasından, ürünlerinin azlığından şikâyet ederse onlara kolaylık sağla. Elinden gelen her şeyi yap, işe yarayacağını umduğun bütün çarelere başvur. Böyle yaptığın için zarar edeceğini düşünüp endişelenme. Onlar durumları düzelince yaptığın iyiliklerin karşılığını memleketini imar ederek ödeyeceklerdir. Böylece övgülere de mazhar ve layık olacak, gösterdiğin adaletle de övüneceksin.

Kendilerini sıkıntıdan kurtardığın, zenginleştirdiğin için bolluk zamanlarında devlete olan borçlarını kat kat ödemekten çekinmeyeceklerine rahatlıkla güvenebilirsin. Sen adaletli ve yumuşak davranarak onların güvenini kazandıktan sonra endişelenme. Bir bakarsın dar bir gününde yardımına koşmuşlar, bütün yükü yüklenmişler, seve seve taşıyorlar.

Kalkınmış, refaha kavuşmuş bir halk sırtındaki yükleri taşımaya güç yetirir. Halkın yoksulluğu ise memleketi de yoksul bırakır. Bu yoksulluğun sebebi de ancak valilerin servet düşkünlüğü, görevden alınma korkusu ve geçmişten ders almamasıdır.

Memurlarına çok dikkat et, onları güzel seç. Sırlarını söyleyeceğin, mektuplarını ve emirlerini yazdıracağın kâtiplerinin asil ve ahlâklı kişilerden olmasına özen göster. İtibarlarına güvenip sana ihanet etmeye kalkışacak, arkandan konuşacak karakterde olmasınlar. Sana gelen mektupları da senin yazdırdıklarını da titizlikle takip etsinler. Hesaplarını kontrol ederken, senin adına para alıp verirken dalgınlığa düşüp hata etmesinler. Yararına ve zararına olan işlerde gerekeni düzgünce yapsınlar. Görevlerinin bilincinde olsunlar ve vakarlarını korusunlar. Nitekim kendi kıymetini bilmeyen başkalarının kıymetini hiç bilmez.

İnsanların sadece dış görünüşüne bakarak da tercihte bulunma. Valilerin gözüne girmek için masum tavırlar takınan, kendini çok çalışkan gösteren kişiler olabilir. Halbuki bu samimiyetsizliğin tâ kendisidir. Bunlara dikkat ederek senden önceki valilere güzel hizmetler yapmış kişileri bul, halk nezdinde itibarı olanlara ulaş, güvenilirliğiyle nam salmış olanları seç.

Böyle davranman Allah’a, halka ve senden önceki valilere karşı hürmetini gösterir, işlerin dağılmaması ve görevlilerin iş yükü altında ezilmemesi için görevleri paylaştırarak her birini güvendiğin başka bir memura ver. Memurlarının hatalarına göz yumarsan sen onları azarlayacağına onlar seninle alay ederler.

Ticaret ve zanaat ehlinin bir kısmı oturduğu yerde bir iş bulur, bir kısmı mal götürüp getirir, bir kısmı da kendisi bir şeyler üretir. Bunlara çok iyi davrandığın gibi herkese de iyi davranmalarını emret. Bunlar memleket için pek çok hayırlı hizmetlere vesiledirler. Topraktan, denizden, ovalardan, dağlardan, uzak ve yakın yerlerden, herkesin gitmeye korktuğu diyarlardan ihtiyaçlarımızı çıkarıp getiren bu insanlar huzurumuzun ve selâmetimizin teminatıdır. Meşguliyetleri dolayısıyla kargaşa çıkarmaz, fesada bulaşmazlar. Hem seninle hem de diğer memleketlerde halletmeleri gereken bir iş olursa o işin peşine düş. Bununla birlikte hırslı ve tamahkâr olabileceklerini, zaruri ihtiyaç maddelerini stoklayabileceklerini, alışverişlerde hile yapabileceklerini de hesaba kat Bu halka zarar veren şeylerin varlığı valilerin kusurudur.

Stokçuluğa ve karaborsacılığa izin verme. Çünkü Peygamber Efendimiz bunları yasaklamıştır. Alışverişler doğru tartılarla ve iki tarafa da zarar vermeyecek uygun fiyatlarla yapılmalıdır. Birinin emirlerine rağmen stokçuluğa ve karaborsacılığa yanaştığını görürsen aşırıya kaçmamak şartıyla cezasını hemen ver.

Fakirler, yoksullar, muhtaçlar, çaresizler, felaketzedeler, engelliler hakkında Allah’tan çok kork. Bunların içinde öyleleri vardır ki hallerini, sıkıntılarını söylemezler. Allah onların dertlerini bulup gidermekle seni görevlendirdi. Bunların hakkını korumak için hem kenefi hazinenden (beytülmâl) hem de sana bağlı diğer vilayetlerin hazinelerinden pay ayır.

Unutma ki hükmettiğin topraklar içinde sana yakın olanı da uzak olanı da birdir. Hepsinin hakkını korumak senin vazifendir. Makamının ihtişamına kapılıp da muhtaçlarla ilgilenmekten vazgeçme. İşlerin dikkat çekenlerini halledip göze batmayanlarını ihmal edersen sığınacak mazeret bulamazsın.

Muhtaçları her zaman gözet ve onlara hiçbir zaman yüzünü asma. İçlerinden aşağı görüldüğü ve önemsenmediği için dertleri sana ulaşmayanların sıkıntılarını araştırıp bul. Bu iş için Allah’tan korkan, mütevazi, güvenilir birini görevlendir ki sana bilmediğin sıkıntıları haber versin, öyle uğraş ki ilâhî huzura çıktığın zaman, “Elimden geleni yaptım” demeye yüzün olsun. Halkın bu kesimi diğer kesimlerden daha fazla ihtiyaç sahibidir. Muhtaçların her birinin teker teker hakkını vermeye özen göster.

Yetimlerin ve kimsesiz kalmış yaşlıların geçimini üstlen. Böyle işler valilere ağır gelse de halkın senin üzerindeki hakları da zaten çok ağırdır. Yine de içinde bulunduğu andan ziyade işlerin sonunu düşünen, nefsini uysallaştıran, Allah’ın vaatlerinden şüphesi olmayan kişiye Allah kolaylık verir.

İhtiyaç sahipleriyle görüşmek için kendine özel zamanlar belirle. Bu zamanlarda Allah rızasına uygun güzel bir tevazu ile onları dinle. Yanında askerlerini, yardımcılarını, muhafızlarını, memurlarını bulundurma ki dertlerini çekinmeden söyleyebilsinler.

Hz. Peygamberin [sallallahu aleyhi veselleml şöyle dediğini birkaç kez işittim: “Zayıfın hakkı kuvvetliden kolayca alınamayan bir toplum hiçbir zaman düzelmez ve rahata ermez.”Bir de ihtiyaç sahiplerinin dertlerini anlatırken işledikleri kusurları, haddi aşan ifadeleri hoş gör. Onlara hırçın davranma, kibirlenme. Bu sayede Allah sana rahmet kanatlarını açar, itaatinin sevabını verir. Verdiğin zaman güler yüzle, güzel sözle ver. Veremediğin zaman özür dile, gönül al.

Bizzat halletmen gereken bazı işler vardır. Bunlardan biri memurların yetersiz kaldığında astlarıyta senin ilgilenmen, onlara senin cevap vermendir. Yardımcıların halkın ihtiyaçlarına yetişemediğinde de senin devreye girmen ve halkın ihtiyaçlarını karşılaman gerekir. Her günün işini o gün içinde yap, erteleme. Çünkü diğer günlerin de kendilerine mahsus işleri olacaktır.

Her ne kadar halis bir niyetle halkın selâmetine hizmet etmek de Allah rızası için önemli bir iş olsa da, sen yine de en değerli vakitlerini Allah ile senin arandaki işlere ayır. Allah rızası için yapacağın ibadetlerin başında farz olan ibadetler gelsin. Seni Allah’a yaklaştıran kulluk vazifelerini ne pahasına olursa olsun gece gündüz eksiksiz bir şekilde yerine getir.

Eğer namazlarda halka imam olursan namazı ne bıktıracak kadar uzat ne de bir işe yaramayacak kadar aceleye getir. Cemaat içinde hasta olanlar veya önemli bir işi olanlar bulunabilir. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem] beni Yemen’e gönderirken namazı nasıl kıldırmam gerektiğini sordum. “En zayıflarının namazı gibi kıldır. Onlara çok merhametli davran” buyurdu.

Bütün bunlara ek olarak halktan uzun süre uzak kalmamaya da dikkat et. Çünkü valinin halktan uzun süre uzak kalması yanlış kanaatlerin ortaya çıkmasına neden olur ve valinin işlerine hâkimiyetini azaltır. Valinin halkla arasına perde çekmesi perdenin arkasında ne olup bittiğini görememesine sebep olur. Böylece valinin gözünde büyük şeyler küçülür, küçük şeyler büyür; güzel çirkinleşir, çirkin güzelleşir; hak ile bâtıl birbirine karışır. Sonuçta vali de bir insandır. Habersiz olduğu işlerin aslını nasıl bilebilir. Doğruların üzerinde doğru olduklarını belirten bir işaret yok ki bakıp da anlasın. Eğer sen adaletli ve cömert biriysen halkın istek ve şikâyetlerinden kaçmana gerek yoktur. Yok, şayet cimri ve hakkı teslim etmeyen biriysen o zaman da halk zaten senden ümidini keser, bir şey istemez. Her iki durumda da halktan uzaklaşmanın bir anlamı yoktur. İnsanlar sana ya bir zulmü şikâyet edecek ya da bir meselede senden adalet isteyecektir.

Yöneticilerin yakınındaki seçkin kişiler yetkilerini kötüye kullanabilir ve haksızlıklara neden olabilirler. Bunlardan doğacak kötülüklerin kaynağını kurutmalısın. Sakın yakınlarına ve akrabalarına devlet arazisinden pay verme! Bir arazi veya ırmak tekelleşirse o araziyi veya ırmağı elinde bulunduran kişi halka zulmeder. Kendi sıkıntısını azaltıp halkın sıkıntısını artırır. Böylece işin tadını onlar çıkarırken dünyada ve ahirette sıkıntısını sen çekmiş, utancını sen yaşamış olursun.

Sana yakın olsun, uzak olsun herkesi hakkı kabul etmeye zorla. Yakınlarından biri bir suç işlerse sana ne kadar zor gelirse gelsin cezasını eksiksiz bir şekilde ver. Bu konuda sabırlı ol, kararlılığını yitirme, Allah’tan yardım iste. Bu işin sonu hayırlıdır.

Toplumda haksızlık yaptığın yönünde bir kanaat uyanırsa özrünü beyan ederek onlara işin iç yüzünü göster. Böylece tevazu göstermiş, halkla aranı düzeltmiş ve halkının adaletten ayrılmasını engellemiş olursun.

Düşmanların Allah rızasına uygun bir şekilde barış yapmaya yanaşırlarsa hemen barış yap. Çünkü barışta askerlerin dinlenir, endişelerin gider, ülken selâmete kavuşur. Ancak barış yaptıktan sonra düşmanına karşı hep tetikte ol. Belki seni gafil avlayıp saldırmak ister. Tedbiri elden bırakma, kötü ihtimalleri göz önünde bulundur.

Düşmanlarınla anlaşma yaptıysan veya onlara bir söz verdiysen mutlaka anlaşmaya uy ve sözünü tut. Bu uğurda gerekirse canını bile feda et. Çünkü ahde vefa insanların inançları, düşünceleri ve arzuları birbirinden farklı olmasına rağmen üzerinde ittifak ettikleri bir farzdır.

Müşrikler bile ahde uymamanın nasıl sonuçlar doğurduğunu bildikleri için ahde vefa göstermeye dikkat ederler.

Asla sözünden dönme, ahdîni bozma, düşmanını aldatma. Zarara uğramaya mahkûm ahmaklardan başkası bu konuda Allah’a karşı gelmez. Allah sözleşmeleri ve verilen emanları kulları için güvenilir bir sığınak ve huzurlarını temin edecek bir barınak kılmıştır. Bu yüzden bu konuda sorun çıkarmak, ihanet etmek, kandırmak olmaz. Farklı anlamlara gelebilecek, maksadı açıkça belli olmayan sözleşmeler yapma. Kabul ettiğin ve arkasında durduğun bir sözleşmeyi daha sonra bozmak için içindeki manaları değiştirmeye de kalkma. Allah adına verdiğin sözden uygunsuz bir şekilde dönmeye yeltenme. Sözleşmeden doğacağını düşündüğün zarara katlanmak senin için Allah’ın seni uğratacağı zararlara katlanmaktan daha hayırlıdır.

Sonra haksız yere kan dökmekten de sakın. Çünkü haksız yere kan dökmek kadar büyük bir suç ve felakete sebep olan, nimeti yok eden, devleti mahveden bir şey yoktur.

Allah Teâlâ mahşer günü hesap sormaya dökülen kanlardan başlayacaktır. Asla haram yoldan kan dökerek hâkimiyetini güçlendirmeye çalışma. Böyle yaparsan hâkimiyetini artırmış değil azaltmış, belki de yok etmiş olursun.

Hele kasten bir cana kıyarsan artık ne Allah katında ne bana karşı bir kurtuluş yolun kalır. Kısasla cezalandırılırsın. İstemeden kamçın, kılıcın veya elinle birini öldürürsen sakın makamına ve gücüne güvenerek ölen kişinin ailesine diyet ödememeye kalkışma.

Sakın kendini beğenme. Nefsinin hoşuna giden şeylerden kaçın. Övülmeyi isteme. Nitekim şeytanın iyilerin iyiliklerini mahvetmek için kullandığı en etkili silah budur. Halka yaptığın iyilikleri başlarına kakma. İşlerini abartma. Sözünden dönme.

Başa kakmak iyiliği ortadan kaldırır, abartmak gerçeğin görünmesine mani olur, sözden dönmek de Allah’ın gazabına ve halkın nefretine sebep olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir nefretle karşılanır” (Saf 61/3).

Bir işe sabırsızlık edip vaktinden önce başlama, vakti gelince de gevşeklik edip o işi erteleme. Açıklığa kavuşmamış konularda inat etme, açıklığa kavuşan konularda da ihmalkârlık etme.

Her işin yerini ve zamanını doğru belirle. Herkesin ittifak ettiği hususlarda kendini bir köşeye çekme.

Görevlilerinin yanlışlarından habersizmiş gibi davranıp gerekeni yapmaktan kaçınma. Böyle yaparsan sen zararlı çıkarsın. Kısa bir zaman sonra olay açığa çıkar ve mazlumun hakkı senden alınır.

Öfkene, eline ve diline hâkim ol. Bunları kontrol edebilmek için öfkelendiğin zaman öfken geçene kadar beklemeye özen göster. Böylece kendine hâkim olursun. Ancak Rabb’ine döneceğin günü aklından çıkarmayarak ve ahirete yönelik endişelerini sürekli tazeleyerek bunların üstesinden gelebilir ve nefsini kontrol edebilirsin.

Şimdi sana düşen vazife, senden öncekilerin âdil hükümlerini ve isabetli davranışlarını örnek alman, Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi vesellem] hadis-i şerifleri ve âyet-i kerimeler doğrultusunda hareket etmendir. Bizim usullerimize ve teamüllerimize riayet et.

Bu emimâmedeki hükümleri uygulamakta gevşeklik gösterme. Bu emimâmede açıkladığım konular nefsinin arzularına kapılarak üreteceğin bahanelere karşı aleyhindeki delillerdir.

Kudreti bütün istekleri kuşatmış olan Allah’ın rahmetine sığınarak zat-ı ilâhîsinden kullarının memnuniyetini kazanmak ve ülkeleri mâmur etmek üzere gücümüzün yettiği kadar çalışmayı sana ve bana nasip etmesini diliyorum.

Üzerimizdeki nimetlerini tamamlasın. Bize yönelik ikramlarını kat kat artırsın. İkimize de saadetle şahadet şerbetini içmeyi nasip etsin. Biz yalnız Allah’a yöneliriz. Salât ve selâm Allah’ın elçisine, onun tertemiz âline olsun

 

Kaynak:

1-İlmin Kapısı İmam Ali’ den [K. V] Yöneticilere, Mükerrem Mete, Semerkand Yayınları.

2-Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Yrd. Doç. Dr. Faris ÇERÇİMÂLİK EL-EŞTER’E VERDİĞİ AHD-NÂME’YE GÖRE HZ. ALİ’NİN YÖNETİM ANLAYIŞI” sayı: 28, Erzurum, 2007.

 

CEVAP VER