Erdoğan’a en büyük kötülüğü yapan, Erdoğancılar

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Hafta sonları yazmama alışkanlığımı bozan Almanya’daki resmi tatil günleri oldu. Kutsal Cuma ve Paskalya. Kutsal Cuma hakkını verdi: Berat Kandili, Kutsal Cuma ve Pesah Bayramı.

Resmi tatil günleri hasebiyle dingin ve sessiz günleri yaşıyoruz.

Biz bu dinginliği yaşarken ülkemizde hareketlilik hala devam ediyor.

Neler yok ki?

Seçimlerin artçı tartışmaları, tekrarı için verilen dilekçeler, Ak Parti adına demeçler veren siyasetçiler, Gebze’de coplanan anneler, cinayetler, muhafazakar kesim gazetelerinin atışmaları ve bu gazetelerdeki köşe yazarlarının ahlaktan uzak cümleleri vs. vs.

Uçların birleştirilmesi benim için çok önemli.

Ne demek istiyorum?

Yaratıcı ve kul, halk ile devlet, üst sınıf ve alt sınıf, iyilik-kötülük, ideal-realite. Hani ‘hayaller Paris, gerçekler Limontepe’ gibi bir durum vardır ya.

Uçları yaşamayı seviyoruz.

Uçları birleştirmeyi düşünmüyoruz. Ya da uçları birleştirerek hayata bu birleşmeden bakmayı denemek bile aklımıza gelmiyor.

Din demişsiniz öyle. Muhafazakar kesimin gazetelerinde köşe yazarlığı yapanların kurdukları cümleler ahlaktan uzak ve bu normal geliyor, çünkü uçları yaşıyoruz.

Ya tamamen teslimiyetçi dindarlık, ya bütünüyle dünyevilik. Ortası yok.

Devlet ayrı telden çalıyor, halk başka telde at koşturuyor.

Toplumda keşmekeşlik var ama hiç oralı olan yok.

Bir mendil düşünün onun uçlarını birleştirdiğinizde azığınızı taşıyacak bir alet halini alır. Halbuki baktığınızda düz bir bez parçasıdır.

Uçları birleştirmek, orta yoldur. Dini tabirle ‘sırat-ı müstakim’.

 

Hanımefendiler ve Beyefendiler…

Seçimler bitti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi: ‘Seçim tartışmalarını geride bırakarak asıl gündemimize odaklanmamız şart. Dönem, musafahalaşma, kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi perçinleme dönemidir. Gayemiz, milletimizin refahını artırmak, güvenlik ve özgürlük dengesini koruyarak devletimizin bekasına yönelik tehditleri bertaraf ederek, Türkiye’yi 2023 hedeflerine ulaştırmaktır’.

Artık Türkiye’nin önüne bakması gerekiyor.

Ak Parti adına konuşanlar, tartışmaları hararetle yapanlar için problem yok. Nasıl olsa maaşlar yatıyor, nasıl olsa giderler karşılanıyor.

Ak Partili görünen iş insanları da rahat, nasıl olsa tanıdıkla-ahbapla işler tıkırında gidiyor.

Ak Parti adına ahkam kesen yazarlar da rahatlar, çünkü alabildiğince geniş ödemelerle hayatlarını devam ettiriyorlar. Ancak şu bir gerçek ki: Ülkede ekonomi ağır ve zor bir sürecin içinde.

Cumartesi günü yazmama sebep olan da açıkçası biraz bu. İnsanlarımızın mailleri, mesajları hep bu doğrultuda.

İşler durma noktasına gelmiş, ekonomide çıkmaz var, işyerleri %30 randımanla çalışıyor.

İsraf ekonomisi artık SOS veriyor.

Suçlu aramıyoruz. ‘17 yıllık iktidar bu hale getirdi’ demiyoruz. Bolluk ve israfa kayma Ak partililerin olduğu kadar diğer partililerin de suçu. Çünkü millet olarak kandırılmayı seviyoruz ki, populist politikalar prim yapıyor.

Peki ne yapmak lazım?

Ne yapılması gerektiği aslında çok basit.

Tek tek birey olarak mentalitemizi değiştirmek…

En az ücretle çalışan işçiden Cumhurbaşkanı’na kadar, hepimiz tüketme alışkanlıklarımızı gözden geçirmeliyiz. Elde ettiğimiz gelirden fazla harcamamak. Bireylerden devlete kadar üretim zihniyetine girmemiz şart.

Ülkemizin topraklarını, büyük nimet olan güneş enerjisini, hayvancılık konusundaki imkanlarımızı, innovasyon çalışmalarımızı hızlandırarak atılım yapmadan düzlüğe çıkmak mümkün değil. Bu gerçeği de hayatın her sahasına taşımamız gerekiyor.

Seçimler ve seçim tartışmaları para kazandırmıyor.

Tayyip Erdoğan demecinde ‘artık önümüze bakmamız lazım’ dese de, kendini Ak Parti’nin sahibi sanan bazı Erdoğancılar, sanki inadına yapıyor gibi, suyu bulandırarak fitne çıkarmaya devam ediyorlar.

Neden mi?

Çünkü onlar için sorun yok. Ülke daha kötüye giderse sorumlu onlar olmayacaklar. Belki de ‘başkanlık sistemini iyice programlamalıydık’ diyerek köşelerine çekilecekler. Nasıl bir anda Ak Partili ve Erdoğancı oldularsa, bir anda da başka taraftan olurlar.

‘Ver mehteri’ dar gelirlinin parasını ikiye katlamıyor,

‘Bölgede süper güç olduk’ diye ahkam kesen gazetecilerin söylemleri fiyatları aşağı çekmiyor,

‘Ölümüne Erdoğan’ naralarını atan pseudo Erdoğancıların haykırmaları ile ihracat rakamları yükselmiyor,

‘Seçimden gene de birinci çıktık’ cümleleri ile ülkede kalkınma olmuyor.

Sözün özü: ‘Lafla peynir gemisi yürümüyor’.

Bu deyimin çıkış hikayesiyle bitireyim de, biraz olsun tebessüm edelim:

‘Bir zamanlar İstanbul’da Edirneli Aksi Yusuf adında bir tüccar varmış. Peynir ticareti yapan bu tüccar Trakya’dan aldığı peynirleri fiyat durumuna göre İstanbul ya da İzmir’de satıyormuş.

Malını gemilerle taşıtan tüccar gemilerin parasını peşin vermek istemediğinden her seferinde Gemi kaptanlarını oyalarmış. ‘Hele peynirler sağ salim varsın, istediğin parayı fazla fazla veririm’ diye kandırırmış.

Düzenbaz ve cimri olan bu tüccarın vaatlerine birkaç kez aldanan gemi kaptanlarından birisi, peynirleri yükleyip İzmir’e doğru yola çıkmak üzere iken diklenmiş:

‘- Efendi, tayfalarıma para ödeyeceğim, geminin kalkması için masraflarım var. Geminin ücretini peşin ödemezsen Sarayburnu’nu bile dönmem’ diye diretmiş.

Aksi Yusuf her zamanki gibi: ‘- Hele peynirler salimen varsın’  demeye başlar başlamaz gemi kaptanı: ‘- Efendi, lafla peynir gemisi yürümez, buna kömür lazım, yağ lazım’ demiş.

Aksi Yusuf parayı ödemiş….

O gün akşama kadar şu cümleyi sayıklayıp durmuş: ‘- Lafla peynir gemisi yürümez ha!.’

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER