Kaza ve Kader

0
Mehmet Gündoğdu
Emekli müftü.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulünesalat, selam olsun.

Kaza ve Kader 

A-Tanımlar

Kader sözlükte “ölçü, miktar, bir şeyi belirli ölçüye göre yapmak ve belirlemek” anlamlarına gelir.

Terim olarak kader; “Yüce Allah’ın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini, ezelî ilmiyle bilip planlaması ve takdir etmesi” demektir.

Allah’ın ilim ve irade sıfatlarıyla ilgili bir kavram olan kader, evreni, evrendeki tüm varlık ve olayları belli bir nizam ve ölçüye göre düzenleyen ilâhî kanunu ifade eder.

Kaza, sözlükte “Hüküm, emir, bitirme, meydana gelme ve yaratma” anlamlarına gelir.

Kaza’nın terim manası, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde irade ettiği, planladığı ve takdir buyurduğu kaderde olan şeylerin zamanı gelince, her birisini ezelî ilim, irade ve takdirine uygun biçimde meydana getirmesi ve yaratmasıdır.

Kazâ Allah’ın tekvîn (oluşturma/yaratma) sıfatı ile ilgili bir kavramdır.

İrade, sözlükte “seçmek, istemek, yönelmek, tercih etmek ve karar vermek” anlamlarına gelir.

Terim olarak, “Allah’ın veya insanın ilgili seçeneklerden birini seçip belirlemesi, tayin ve tahsis etmesi” diye tanımlanır.

a) Allah’ın iradesi ezelîdir, sonsuzdur, sınırsızdır, herhangi bir şeyle bağlantılı değildir ve mutlaktır. Külli irade de denilir.

b) İnsanın iradesi ise sonlu, sınırlı, zaman, mekân vb. şartlarla bağlantılıdır. Cüzî irade de denilir.

B-Kazâ ve Kadere İman

Kader ve kazâya iman yüce Allah’ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarına inanmak demektir.

Bir başka deyişle bu sıfatlara inanan kimse, kader ve kazâya da inanmış olur.

Ömer b. El-Hattâb (r.a) şunları nakletti;

“Bir gün biz Resûlullah’ın (sav) yanındayken bembeyaz elbiseli, simsiyah saçlı bir adam çıkageldi. Üzerinde yolculuğa dair hiçbir belirti yoktu ve bizden de kimse onu tanımıyordu. Peygamber’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine yaslayıp ellerini onun uyluklarının üzerine koydu… ‘Bana iman hakkında bilgi ver’ dedi.

Resûlullah şöyle buyurdu:

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman etmendir. Keza hayrı ve şerriyle kadere inanmandır.” (Cibril Hadisi, Müslim, İman, 1)

Bu durumda kader ve kazâya inanmak demek; hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her ne varsa her şeyin, Allah’ın bilmesi (ilim), dilemesi (irade), kudreti, takdiri ve yaratması (tekvin) ile olduğuna, Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir.

C- Kader/Külli irade

Evrende meydana gelen her olay ve varlık, Allah’ın tekvînî (oluşum, yaratma) külli iradesi ile meydana gelir.

Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah’ın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur.

Haddizatında insanı aşan ve insanın müdahil olamadığı, insanı kuşatan tabiat hadiseleri, âlemin işleyişi, insanın ailesi, ırkı, cinsiyeti gibi hususların ilâhî bir belirlemenin (kaderin) neticesi olduğu açıktır.

İnsanı doğrudan etkileyen bu gibi hususlarda onun en küçük bir müdahalesi söz konusu değildir.

İnsanın da bir parçası olduğu kâinatta hiçbir şeyin rastgele olmaması, kuşatıcı bir düzenin varlığı aşkın bir kaderi ihsas etmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:

Gerçekten biz her şeyi bir kadere (plana ve ölçüye) göre yarattık. Bizim emrimiz ancak bir defadır. Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşiverir” (Kamer,54/49-50) buyurulur. 

Bu ayetlerde, iyi kötü, acı tatlı, canlı cansız, faydalı faydasız her ne varsa Allah’ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile meydana geldiği gerçeğinin bir başka ifadesidir.

“O, göğü yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu” (Rahmân, 55/7),

“Rahmân’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik ve kusur göremezsin” (Mülk,67/3)

ayetleri de, İlim, kudret, irade ve hikmet sahibi bir yaratıcı tarafından yaratıldığı için evrende, kaos değil kader yani ölçü, denge ve düzen hâkimdir anlamı taşır. Dolayısı ile kainatta tesadüfe yer yoktur.

Abdullah b. Ömer’den nakledildiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Her şey bir kadere (ölçü ve plana) göredir…” (Müslim, Kader, 18; Muvatta’, Kader, 1)

Allah Resûlü bu sözüyle her şeyin Allah’ın irade ve kudreti çerçevesinde vücut bulduğunu belirtmektedir. Kâinatın ilâhî bir planlamanın neticesi oluşu, aynı zamanda mutlak irade ve güç sahibi bir kudretin varlığını da ispat etmektedir.

Kader, içyüzünü ancak Allah’ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde çözümlenmesi mümkün olmayan bir ilâhî sırdır.

Zaman ve mekân kavramlarıyla yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekân boyutlarının söz konusu olmadığı bir ilâhî ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğine sahip değildir.

Kader konusunu kesin biçimde çözmeyi iddia etmek, insanın kapasitesini zorlaması ve imkânsıza tâlip olması demektir.

D- İnsan İradesi/Cüzî irade

İnsanlar fiillerde gerçek bir irade hürriyetine sahiptirler. Çünkü insan bu gerçeği kendi içinde her an duymakta, yaptığı işlerde hür olduğunu hissetmektedir.

Yüce Allah, insanların irade sahibi, dilediğini yapabilir bir varlık olmasını irade ve takdir buyurmuş ve onları bu güç ve kudrette yaratmıştır.

Bu sebeple insanlar kendi istek ve iradeleriyle bir şey yapıp yapmamak gücündedirler, iki yönden birini tercih edip seçebilirler.

İnsanın sevabı ve cezayı hak etmesi, belli işlerden sorumlu olması bu hür iradesi sebebiyledir.

Fiilin meydana gelişinde kulun hür iradesi sebebiyledir.

Fakat fiillerin yaratıcısı Allah Teâlâ’dır. Allah kulların iradeli fiillerini, onların iradeleri doğrultusunda yaratır.

Bu, Allah’ın buna mecbur ve zorunlu olmasından değil, âdetullah ve sünnetullah adı verilen ilâhî kanununu yani kaderi bu şekilde düzenlemesindendir.

Bu durumda fiili tercih ve seçmek (kesb) kuldan, yaratmak (halk) Allah’tandır.

Kul iyi veya kötü yönden hangisini seçer ve iradesini hangisine yöneltirse Allah onu yaratır.

Fiilde seçme serbestisi olduğu için de kul sorumludur. Hayır işlemişse mükâfatını, şer işlemişse cezasını görecektir.

İnsanın hür bir iradeye sahip olduğunu ve bu iradesinden dolayı sorumlu ve yükümlü bulunduğunu gösteren âyetler vardır:

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim” (eş-Şems 91/7-8).

“Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör” (el-İnsân 76/3).

“Kim iyi bir iş yaparsa lehine, kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara asla zulmedici değildir” (Fussilet 41/46).

O halde insanlar, Allah’ın kulları olarak sorumluluklarını bilip doğru, iyi, güzel, hayırlı şeyler işleyip, yanlış, kötü, çirkin ve şer davranışlardan uzaklaşmalılar, böylelikle âhirette güzel karşılıklara ve mükâfatlara ulaşmaya çalışmalıdırlar. 

E-İnsanlar kendi kaderini kendileri seçerler

Allah, kullarını (hür iradesi ile) seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmıştır.

Kul da Allah’ın kendisine tanıdığı sınırlar içinde fiilini (kaderini) hür iradesi ile seçer.

Onun için emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur.

İnsanlar kaderi bahane ederek, kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar.

“Allah böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?” diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez.

Ve yine kader ve kazâya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslâm’ın kader anlayışı ile bağdaşmaz.

Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu durum bir ilâhî kanundur. (Kehf,18/84,83).

Hicretin on yedinci senesinde, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh komutasındaki İslâm ordusu, Şam’a gelen Hz. Ömer ile Suriye-Hicaz sınırındaki Serğ Köyü’nde buluşur. Ebû Ubeyde, Şam civarında veba salgını olduğunu bildirir. Hz. Ömer de durumu görüşmek üzere muhacir ve ensarı toplar ve istişarelerde bulunur. Ne var ki istişarelerden bir sonuç alınamaz. Kimisi, “Sen bir görev için çıktın, bundan geri dönmeni uygun görmüyoruz” derken kimisi de, “İnsanları tehlikeye atmanı doğru bulmuyoruz” der.

Hz. Ömer, istişarelerine devam eder ve son olarak Mekke fethine katılmış muhacirler ile Kureyş’in ileri gelenlerini toplar. Bu son istişareden ittifakla geri dönme ve insanları veba tehlikesine atmama görüşü çıkar. Bunun üzerine Hz. Ömer, Medine’ye geri dönülmesi emrini verir.

Fakat ordu komutanı Ebû Ubeyde, bu durumu kader inancıyla bağdaştırmamış olacak ki, halifeye, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sorar.

Hz. Ömer, “Keşke bunu sen söylemiş olmasaydın Ey Ebû Ubeyde. Evet, Allah’ın bir kaderinden diğer bir kaderine kaçıyoruz” diye cevap verir ve şöyle devam eder:

“Develerini otlatmak için, biri verimli diğeri kıraç iki yamaçlı bir vadiye götürsen ve onları ister otu bol yerde ister çorak yerde otlatsan, sonuçta her iki yerde de Allah’ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın?” diye sorar.

Bu sırada, daha önce bir işi için aralarından ayrılmış olan Abdurrahman b. Avf çıkagelir ve “Bu konuyla ilgili bende bir bilgi var” diyerek Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu nakleder:

“Şayet bir yerde veba hastalığı olduğunu işitirseniz oraya gitmeyin. Bir yerde veba hastalığı çıkarsa ve siz orada bulunursanız vebadan kaçarak oradan çıkmayın.”

Kararının isabetli olduğu Resûlullah’ın hadisiyle de teyit edilince, Hz. Ömer, Allah’a hamdeder, orduya geri çekilme emri verip Medine’ye döner. (Muvatta’, Câmi, 7)

Bunun anlamı ise şudur: Yüce Allah, insanları seçecekleri şeyleri hür iradeleriyle seçerek, kendi kaderlerini kendileri seçmelerine imkan tanımıştır.

Bu durumda Allah’ın ilmi ve tekvin’i (oluşum/yaratması)  kulun seçimine bağlı olup, kulun iradesi ve seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Kulun seçimi doğrultusunda seçtiğini  yaratır.

Biz hayatta kendi kaderimizi kendimiz seçeriz.

Ancak bizim seçimimiz ve yapacağımız işler, Allah tarafından ezeli ve mutlak anlamda bilinmektedir.

Aslında insanlar, Allah’ın kendileri hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin etkisi altında kalmaksızın kendi hür iradeleriyle davranmaktadırlar.

Sonuç olarak; insanın iradesi, güç ve kudretinin dışında, insanın başına gelen veya kainatta meydana gelen bütün olaylar, hadiseler kaderdir, Allah’ın takdiridir.

Ancak, insanın kendi hür iradesi, güç ve kudreti dahilinde  başına gelen bütün olaylar ve kul tarafından hür iradesi ile gerçekleştirdiği bütün fiiller, kendi kaderini kendisi seçmesidir.

Onun için ‘kendin ettin kendin buldun’ denir.

Vesselam.

Kaynak:

T.D.V, İslam Ansiklopedisi, Kader mad.

D.İ.B, Hadislerle İslam, 1/600.

D.İ.B, İlmihal-I, İman ve İbadetler, s.132

CEVAP VER