Kemal Kılıçdaroğlu’na Kalkan El, Kemal Atatürk’e Kalkan Eldir.

1

Çubuk CHP’ye Vefa Borcunu Ne Zaman Unutttu?

1930 yılının Mayıs ayında 7 yaşındaki Türkiye Cumhuriyeti Anadolu’nun gördüğü ilk beton gövdeli barajı Çubuk’ta inşa etmeye başladı. 3 Kasım 1930’da Atatürk’ün resmi temelini attığı baraj 1936’da tamamlanmıştır. Genç bile olmayan çocuk Cumhuriyetin 2,320.000 TL’sine mal olan bu baraj ile Çubuk selden kurtulmuş, Ankara suya kavuşmuştur.

Bugün her fırsatta dillendirilen 10 yılda yapılanların en azından yapılmaya başlananların birincisi Çubuk barajıdır.

İktidar ve yandaşlarının bir dikili ağacı yok dedikleri CHP’nin ya da CeHaPe’nin; Çubuk’un meşhur hıyarları sulanıp güzel turşulara dönüşsün diyerek inşa ettiği bu barajın, yapıldığı tarih benzer barajların dünyada inşa edilmeye başlanmasından neredeyse 1 asır sonraya tekabül etmektedir.

Osmanlı’ın son 50 yılının 33’ünde tahtta bulunan, adına diziler çekilip güncel politikaya bağlar kurulan Abdülhamid Han zamanında da, Çubuklular muhtemelen sellerle aynı şekilde muhatap oluyordu.

Çubuk’u selden kurtarmak; Atatürk Türkiye’sine, kısmet olmuştur.
Tıpkı Cumhuriyet’in kazandırdığı binlerce üretim ve altyapı varlığı gibi.

Modernleşmenin dünyada 19. yüzyıl daha bitmeden nimetlerini kitlelere paylaştırmasına rağmen Anadolu bu nimetleri ancak Cumhuriyet vesilesi ile tanımıştır. Merak eden Anadolu’da ilk beton gövdeli baraj ne zaman yapılmış diye google’a sorabilir.

Allah’ın bize yasakladığı nefsani kusurlardan biri ve birincisi, hak yemek, nankörlük etmektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun daha ilk yıllarında hala bir mühendislik harikası olan bir barajın armağan edildiği kasabada o cumhuriyeti kuran Atatürk’ün partisinin ardılı Kemal Kılıçdaroğlu’na reva görülen için söylenecek en hafif ifade işte bu Allah yasağı nankörlük günahıdır.

Atatürk’ün Anadolunun ilk barajını ve aynı zamanda Ankara’nın havaalanını armağan ettiği Çubuk’ta Cumhuriyetin kurucu değerlerinin temsilcisi ve mirasçısı olan partinin başkanına yapılan saldırının Çubuklular için tarihe geçecek utancı için daha fazla söze gerek yoktur.

Utanç sınırını aşarak nefreti körükleyen lisan ile gazete kağıdına eziyet edenlerin ise bu tablonun oluşumu için gösterdikleri çaba tarihin en sefil sayfalarından biri olarak not edilecektir.

Türkiye’de gazete adı altında kendilerini tanımlayan, ama bir parti broşüründe bile olamayacak içerikleri fütursuzca yayan yayın organlarının bu yaşananlardaki rolü ise çoktan tescil edilmiştir.

“Nankörlüğün, çarpıtmanın, yalanın, iftiranın, fitnenin, bozgunculuğun bundan daha iyi bir karışımı olur muydu?” bilemeyiz.

Bu ülkenin fakir çocuklarının kurban gittiği bir şiddeti önlemesi gereken iktidarın, akameti, başarısızlığı, zaafı belki sorgulanabilir. Ancak bu şiddetten mesul gösterilen muhalefetin liderini linçe teşebbüs belli ki aynı şiddetten beslenen bir fırsatçılığın tezahürüdür.

Ölenin anısına duyulmayan saygının cenaze törenini dönüştürdüğü linç mitinginin aylar ve yıllardır pişirilen bayat bir çorbanın tekrar kafamızdan boca edilmesinden öte bir anlamı yok.

Ufacık tefecik bir adamın koruma orduları yanında olmadan aralarına karıştığı insanların yumruğuna tekmesine karşı elinden ne gelebilir zaten?

Siyasetin en tepesinden yükselen “bekamız tehdit altında” iddiasının bunu ciddiye alan tahsil yoksunları için siyasi rakibi fiziksel olarak tepeleme fırsatına dönüşmesine neden şaşırıyoruz?

Artık tadı kaçan ve iktidar için seçimlerde de büyük ilçelerde tam bir faciaya yol açan bu bayat çorba diskurunun verdiği netice hiç de beklenmedik değil.

Şehitliğin fakir evlerin çocuklarına tesadüf etmesi bu ülkenin işsizlikten kırılan gençlerinin tezkere bırakarak ekmeklerini eratlıktan kazanmaya mecbur kalmasına dair edilecek sözler de var.
4 sözleşmeli erin birlikte gencecik çağlarında yitmelerine de.

İktidar terörle mücadelede elde ettiği başarılarla övünerek siyasetine zemin oluşturmaktan kaçınmıyor.

Aynı iktidarın başarısızlığının faturasını muhalefete ödetmeye ise hakkı yoktur.

Bu ülke insanının neredeyse aralıksız dinlediği terörle mücadele başarılarının nasıl olup da 4 askerin kaybına müsaade ettiğine dair kamuoyunun bilgilenme hakkı ise mahfuzdur.

Kılçdaroğlu’na vurulan yumruk öncelikle Çubuk’ta yaşayanların hesabında borç yükü olarak yer almıştır.

İktidar ise koruması ve kollaması gereken bir emanete ihtimam göstermeyerek kendisine olan güvene layık olmadığını kanıtlamıştır.

Türkiye 21 Nisan 2019’u tarihine karanlık bir halka olarak ekledi.

Kılıçdaroğlu izdiham içinde çaresiz görüntüsünden hicap etmesin.
Bu görüntüleri acziyet ve ibret vesikası tadında ardı ardına sunan havuz ve yancı basının ise Kılıçdaroğlu reklamını ilk kez zevkle yaptıkları görülüyor.

Utanacak birisi varsa bu Kılıçdaroğlu değildir.
Kılıçdaroğlu’nun oturduğu koltuğun anlamını ve bu ülkenin her bir metrekaresi için değerini bilmeyen okumuş ve okumamış herkestir.

1 YORUM

  1. Güzel insan can yazar bugün yine yazdığın yazının içeriği beni ve benim gibi okuyucularını alıp mechulin derinliklerine götürdü. Sebebi içimizde kartlenmiş yaralarımız in kanı içimize aktı benim öyle sen güzel yazıyorsun doğruyu yazıyorsun biz okuyucularinda okuyoruz eline bilgine sağlık insanların kimileri sessiz olur kadını erkeği anlatıcının anlatması ve seside güzelse can kulağıyla dinler gözlerinden yaşlar gelir kimileride göz yaşlarını içine akıtır insanların dertleri yumak hâlini alır işde anlatan güzel sözleriyle insanların yumak hâlini alan dertleri çözülmeye başlar işde sende o insanlardan birisin dilin bal olsun söylemin daima yaralaramiza şu serpsin. Rahmetli şairimizden ne güzel şiirlerinden yazmışsın bende kitabı var okuyorum yeri cennet olsun mekanı nurlu olsun onun gibi insan sevdalısı vatan sevdalısı olan yazarlarımızın yerleri cennet 0lsun. Yazılacak çok yazılar var bari sen yaz yazilmayanlari biz okuyucuların okuyalım sanada selam olsun yigit insan.

CEVAP VER