90’lı yıllara geri mi dönüyoruz, ne dersiniz

0
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Geçmişe özlem, eski günleri yad etme, yaşını almış insanların ortak sohbet konularıdır.

Bu sebeple ben de 23 Nisan’da icra ettiğimiz programları hatırladım. Çok güzel günlerdi gerçekten.

Bu vesileyle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlar, çocuklarımıza bu bayramı hediye eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü 99 kere andığımızı belirtmek isterim.

Hani ‘nerede o eski ramazanlar, nerede o eski bayramlar’ muhabbetleri vardır ya, aynı öyle. Hayat hızlandı, teknolojiyi yakalamak mümkün değil, her yeni güne bir yenilikle başlıyoruz. Hal böyle olunca da eskiye özlem artıyor.

Nostalji diyoruz.

Nostaljinin anlamı şöyle: ‘Geçmiş bir çağa, geçmişteki yaşama duyulan aşırı sevgi ve özlem’.

Ak Parti kuruluş felsefesinden ayrılıp, kendine yeni bir rota çizdiğinden beri hayat değişti. MHP’nin gölgesinde yaşamak hoşuna gitti Ak Partinin. Bu ortak çalışma yeni oldu sanmayın. Bu ortaklık uzun yıllara dayanıyor. Devletteki kadrolaşma nereden baksanız en az on yıldır var, bu da Ak Parti dönemini kapsayan yanı. Devletteki kadrolaşmanın tarihine bakacak olursak, 1980’li yıllara dayanır.

Hani dediler ya: ‘Fetö/PDY’

Bunu biraz açayım. Paralel devlet yapılanması. Devlet dediğimiz güçlü organ başka yapılanmalara asla fırsat vermez.

Bu yapılanmalar arasında MHP’nin yapılanması konusuna mercek ve projektör tutmak gerekir.

Ak Parti tam on yıldır bu yapılanmaya göz yumuyor, ses çıkarmıyor. Neden mi dersiniz? Kendini güvende görmek istiyor. Bunun yanında şunu da farketti Ak Parti:

Devleti yönetirken oligarşinin olması bir mecburiyet. Madem oligarşi olmak zorunda, bu da muhafazakar ve milliyetçilerden olsun’…

Bütün bunların üzerine bir de Cumhur İttifakı durumu çıktı. Hani ne derler, bal-kaymak durumları. Gayriresmi ortaklık resmiyet kazanmış oldu.

Ak Parti bu durumdan artık hiç rahatsız olmuyor. Eskiden ‘Metin Yüksel ölmedin sen’ ezgileri dinleyen dindarların bile kılı kıpırdamıyor. Nedeni de şu: maddi rahatlıkla gelen gevşeme her yere sirayet etti.

Eskiden ‘Metin Yüksel’ denince bir irkilme olurdu.

Ne diyebiliriz ki, MHP çok başarılı siyaset yapıyor. Bütün bu acıları unutturabildi, üzerine bir de kadrolaşmayı en hızlı şekilde başardı. Üstüne bir de Cumhur İttifakı. Artık bütünleşme tamamlanmalı derim. Ak-MHP diye resmileştirilmelidir bu birliktelik.

Buna ne gerek var diyenleriniz olacaktır.

Devlette kadrolaşma, Ak Partinin devlet partisi haline gelmesi, devletin bütün imkanlarını seçimlerde alenen kullanması, ezilmişler-toplumun alt kesimi gibi bir derdinin kalmaması…

1990’lı yıllara geri mi dönüyoruz sorusunu dile getirmek hiç abes değil bence.

90’lı yıllarda faili meçhul cinayetler, hedef yanıltmalarla provokatif eylemler düzenleme ve bütün bunları devlet kanalıyla yürütme vardı.

Bugün, Devletin imkanlarıyla toplumun bir kesimini sindirme ve yıldırma var ve aynı zamanda provokatif eylemler düzenleme de başladı.

Ne oldu 28 Şubat?

Geyik muhabbeti durumuna döndü öyle değil mi?

Anlı-şanlı ezildik-dışlandık muhabbetleri ama aynı zamanda da aynısını uygulama.

Kılıçdaroğlu’na yapılan hain saldırı hiç hakkıyla kınandı mı?

Bakar mısınız şu mesajlara:

‘Terörün her türlüsünü lanetliyoruz…’ Ne kadar yuvarlak bir cümle.

Bir siyasi partinin lideri nereye nasıl gideceğini kendisi araştırmalı, danışmanlarına sormalı, parti yöneticileriyle görüş alışverişinde bulunmalı…’ Kılıçdaroğlu suçlanacak neredeyse, öyle değil mi?

Durun dahası da var:

Yılların gazetecesi Mehmet Barlas, ‘bunlar doğal tepkiler’ demiş. Nagehan Alçı’nın dediklerini söylemeye bile gerek yok.

THY’nın uçaklarda bedava dağıttığı gazetenin manşeti kan donduracak cinsten. Alın buyrun:

‘Kılıçdaroğlu’ndan provokasyon’. (Yeni Söz)

Sözün bittiği yer, öyle değil mi?

1990’lara dönüşün daha çarpıcı ispatları da dün iki siyasetçinin cümlelerinde şekillendi:

Birincisi, MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’nin demecindeydi:

‘Saldırı bütün yönleriyle incelenmeli, gizli kapaklı hiçbir şey kalmamalıdır’.

Bu demeç birebir 90’lı yıllara aittir. O yıllarda gizli kapaklı kalması gereken durumlar için özellikle bu demeçler kullanılırdı.

Devletin başında olanlar, bazı kişilere ve kurumlara özel mesaj vermek istediklerinde, özellikle böyle cümleler sarfederlerdi.

Bu olay gizli kapalı kalmalıdır mı demektir bu?

İkincisi de Ahmet Davutoğlu’ndan geldi:

‘Cumhurbaşkanlığı kurumu toplumun en az yarısı ile psikolojik bir kopuş yaşıyor’.

90’lı yıllarda dindarlarla kopuş içinde olan Devlet ve Cumhurbaşkanları vardı.

Bugün de dindar nitelenebilecek Cumhurbaşkanı var ve toplumun diğer kesimi ile irtibatı kopuk.

1990’lı yıllara dönüş.

Daha yeşil ve daha dindarmış gibi.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

CEVAP VER