Düşük Profilli Siyaset…

0

AK Parti’nin siyaset sahnesine kattığı iki kelimelik bir ifade; “Düşük Profil”.

Adım adım uygulandığını görsek de, etkilerinin öncelikle Türk siyasi hayatına ne kadar seviye kazandırdığı(!) veya kaybettirdiği tam olarak ölçülemedi sanırım henüz.

Kısa zaman içinde de ölçülmesi, görülmesi galiba pek mümkün görünmüyor!

Başbakan bile seçerken(!) yapılan düşük profil tercihiyle, milletvekilleri koltuklarının sahiplerini seçerken yüksek profil beklemek ne kadar mümkündü ki, belediye başkanlarında yüksek profilli siyasetçiler görelim..!

Özellikle siyasi iktidarın il başkanlıkları, ilçe başkanlıkları koltuklarına yerleştirilen kişilere bakın, yine AK Parti’nin önceki il başkanları ve ilçe başkanlarını kıyaslayın, ne kadar “yüksek veya düşük” seviye farkı var bir görün derim..!

Özellikle, Ankara Çubuk’taki şehit cenazesinde yaşanan son olay ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na cenazede yumruk atan şahıs için kimi kesimlerce verilen “sahiplenme mücadelesi”, siyaseten toplumun zihinlerine ne kadar daha “nefret ve ayrıştırma tohumu” saçılmasının bir başka örneği olarak ortada duruyor.

AK Parti’nin Çankaya İlçe Gençlik Kollarında tanıdığım(!), şimdiki AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan’ın paylaşımına dair haberleri görünce, “yiğitlerimizi size yedirmeyiz” ifadeleri daha yukarılardaki makamlara doğru bir talebi olduğunu gösterdi bana şahsen…

Bu, geçmişte gazete basan, cam çerçeve indiren, tehditler savuran, bakan yardımcılığı makamlarıyla mükafatlandırılan “yiğitlerin(!)” bir başka sonucu tabii..

Tarihin acımasızlığını, söylemlerin bir yerlerde not edildiğini, yapılanların ne kadar unutturulmaya çalışılsa da unutulmadığını ve unutulmayacağını bile umursamadan, “çözüm sürecini” ve görmezden gelinen “hendek kazılarını”, bu süreci üretenleri, sürdürenleri unutup ve toplumun da unuttuğunu varsayıp;

“Hainler ile bir oldunuz, milletimizin kudsiyeti ile alay edercesine sofralarında kaşık salladınız (Yenen ve yedirilen lahmacunları unutarak!). Şehit acısı ile verilen tepkiye, Genel merkezinizde terör destekçilerinin ziyaretleri ile karşılık verdiniz. Siz haininize sahip çıkarken, biz yiğitlerimizi size yedirmeyiz” demesinin başka nasıl bir izahı olabilir..!

Hz. Mevlana’nın dediği gibi; “Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün, gülistan olursun. Diken düşünürsün, dikenlik olursun.”

Sen, yiğitliği eğer ağabeylerinden gördüğün gibi zannedersen, gül mü olursun?, diken mi..?

***

Bir de kendi ifadeleriyle “son seçilmiş Başbakan” olan sayın Ahmet Davutoğlu’nun siyaset gündemine kazandırdığı “nepotizm” ile doluşan makamları, koltukları düşünün artık..

Sayın Davutoğlu’nun son “manifesto”su ile verdiği mesajlarındaki bazı bölümlerini de, özellikle hatırlatmak gerekiyor sanırım!

“….Siyasi hareketleri ve partileri tarih sahnesinde başat aktör kılan beş temel unsur vardır: (i) kendi içinde tutarlı bir ilkeler ve değerler manzumesi, (ii) bu değerler manzumesinin ruhu ile uyumlu bir söylem, (iii) toplumun her kesimine açık bir sosyal ilişkiler ağı, (iv) bu ağı etkin bir şekilde yöneten sağlam bir teşkilat yapısı ve (v) zamanın ruhuna uygun politikalar geliştirilebilmesini sağlayan özgür düşünce ve ortak akıl.

Partimizi siyasi tarihimizdeki diğer partilerden ayırt eden ve uzun iktidar dönemlerimize zemin oluşturan sır bu temel özelliklerde gizlidir. Ancak son yıllarda yaşananlar bu temel özelliklerde ciddi bir zaafiyetin yaygınlaşmakta olduğunu ortaya koymuştur…

Ben-merkezci kibirli bir dil ile tevazudan kopuş, mahviyet vurgusu yaparken en küçük birimlerdeki siyasilerin bile adlarını sokaklara, okullara ve binalara verme yarışı içine girmeleri, sürekli görünür ve bilinir olma dürtüsüyle gündeme gelmek için her türlü çabanın gösterilmesi, kullanılan dil ile sergilenen tavır arasındaki uçurumun alabildiğine açılması, kutsal değerlerimizin siyasi çıkarlar uğruna hoyratça kullanılması, alınan görevlerin kişiye has olduğu unutularak bütün bir aile ve çevrenin etki kurma çabaları, siyasi rakip görülen kişilerin yıpratılması için sosyal medya operasyonları dahil her türlü iftiranın yaygınlık kazanması, bir ömrünü bu davaya adamış ve ortak mücadele vermiş insanların toplumsal itibarlarının yok edilmesine dönük ithamlara sessiz kalınarak dolaylı destek verilmesi ve geçmişte en önemli değerimiz olarak gördüğümüz vefa duygusunun ciddi şekilde zedelenmesi üzerinde açık yüreklilikle düşünülmesi gereken hususlardır… 

Son yıllarda partimizin insan-odaklı, insan haklarına dayalı, özgürlükçü, reformcu, kuşatıcı, kendinden ve geleceğinden emin siyasi söyleminin yerini devletçi, güvenlikçi, statükocu ve salt beka endişelerine dayalı bir söylem almıştır… 

… en önemli faktör bulundukları sosyal doku ile kaynaşmış ve kritik süreçlerde dinamik bir rol üstlenmeye hazır bir teşkilatın varlığıdır. Ancak son dönemde 15 Temmuz’daki milli direnişe bedenlerini ortaya koyarak öncülük eden il başkanlarımızın ve teşkilatlarımızın metal yorgunluğu gibi muğlak ifadelerle küstürülerek devre dışı bırakılması teşkilatlarımızın derin vicdanında ciddi bir yara açmıştır. 

Daha da tehlikelisi, kendisini partimizin kurullarının üstünde gören ve adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odağın ortaya çıkması ve partinin seçilmiş yetkililerini ve kurullarını devre dışı bırakmaya kalkışması teşkilat kurumsallaşmasının özünü sakatlamıştır… 

Öte yandan, genel ve yerel seçimlerle halktan doğrudan yönetme yetkisi almış kişilerin parti kurullarında ve belediye meclislerinde atılan adımlarla önce yetkilerinin daraltılması sonra da doğrudan veya dolaylı itham ve baskılarla görevden ayrılmak zorunda kalmış olmaları siyasetin kurumsallaşmasına zarar verdiği gibi milli iradenin üstünlüğü ilkesine ve partimizin sosyal doku ile irtibatına da ciddi darbe vurmuştur…

…maalesef son dönemlerde, ortak aklın işletilmesine imkân veren AK Parti kurulları ve istişare mekanizmaları ya tamamen devreden çıkmış ya da tek bir görüşün onay makamı haline gelerek işlevini yitirmiştir… 

Milletin gözyaşı, emeği, aklı ve yüreği ile kurulan partimiz ve ülkemiz, hırslarına esir düşmüş dar ve çıkarcı bir çevrenin ikbal kaygılarına terk edilemez…

Siyasi partiler arasında diyaloğun, yapıcı işbirliğinin ve karşılıklı anlayışın gelişmesi demokrasimiz ve milli birliğimiz açısından son derece önemlidir… 

Cumhurbaşkanlığı sistemi ile birlikte gelen ittifak yapılanmaları beklenenin aksine siyasi yelpazedeki dağınıklığı gideremediği gibi siyasi kutupların oluşmasına ve toplumu bir arada tutan ortak değerlerin yıpranmasına yol açmış görünmektedir. Seçim sürecinde ittifak yapılarının cepheleştirici karakterinden kaynaklanan sert söylemler siyasi kutuplaşmayı tehlikeli boyutlara taşıyarak, toplumsal barışımızı ve ortak aidiyet bilincimizi zedelemiştir. 

Seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir. Kazanan ise sandıktan kim çıkarsa çıksın milletimiz ve demokrasimizdir. Bu sonuca saygı duymak da herkesten önce siyasilerin görevidir. Beka endişeleri demokrasiyi askıya alma heveslerinin gerekçesi olamaz. Aksine devletimizin bekasının temeli demokratik meşruiyettir…

Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın, siyasi rekabeti aşan kutuplaşmaların nelere sebep olabileceğini ne yazık ki Ankara’da aslında hepimizi birleştirmesi gereken bir şehit cenazesinde gerçekleşen çirkin saldırıda yaşadık. Ana muhalefet liderine dönük bu saldırıyı bir kez daha kınıyor, herkesi demokratik düzen içinde hareket etmeye ve kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden uzak durmaya davet ediyorum… 

Bir devletin yönetim etkinliğinin en öncelikli şartı siyasette ve kamu yönetiminde ehliyet ve liyakat unsurlarının esas alınmasıdır. Bunun aksine kamu yönetimde hısım ve akraba kayırmacılığının yaygınlaşması her türlü yozlaşmanın ve güç zehirlenmesinin hem en önemli sebebi hem de en çarpıcı göstergesidir. Bu yozlaşmanın yaygın bir nitelik kazanması rasyonel denetim mekanizmalarının işlemesini de imkansızlaştırır. Siyaset kurumunun ve bürokrasinin rasyonel işleyişi için, yakın akrabalık ilişkisine sahip olanlar devlet yönetiminde ast-üst hiyerarşisi içinde yer almamalı, personel alımlarında kişinin kökenine, bölgesine ve şehrine odaklanılmasının önüne geçilmeli, istisnai atamalar açık ve şeffaf bir şekilde belirlenmelidir. 

Diğer taraftan özel alanda kalması gereken aile ilişkilerinin kamusal ve resmi alana yansıtılması da hem aile hayatına zarar vermekte hem de hukuki sorumluluk alanının dışına taşan ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Siyasetçilerin ve kamu görevi yürütenlerin aile mensupları devlet imkanlarından yararlanmada ne özel bir ayrıcalığa sahip olmalıdır ne de yıpratıcı bir eleştiriye muhatap kılınmalıdır…

Son dönemde devlet kurumlarındaki görevlendirmelerde ehliyet ve liyakat ölçütleri yerine başka özelliklerin tercih edilmesi, kamu kurumlarında kurumsal hafızanın ve kültürün korunmasını imkânsız hale getiren keyfîliklerin yaşanması kurumsallaşmaya büyük zarar vermiştir…

***

Hülasa; 

Bundan sonra da siyaset kurumunu, siyasi partileri ve geleceğimizi güçlü kılmak istiyorsak eğer, ülkemiz yerel ve genel yönetimlerine seçerek(!) göreve getirdiklerimizi, “düşük profil” sahipleri arasından değil, “yüksek profil” sahibi olanlar arasından seçebileceğimiz, “Milli İradeye Dayalı” bir “Siyasi Partiler Kanunu” ve “Seçim Kanunu” şarttır…

CEVAP VER