Şu İmamoğlu Dedikleri…

20
Adelina Sfishta
Adelina Sfishta 1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.
Genç, enerjik, inatçı, çalışkan, azimli, sempatik, insanı seven, doğaçlama bir kişilik Ekrem İmamoğlu.

Trabzonun İmamzade ailesinden, aslı-nesli belli, “dede” sevgisi ile büyümüş bir “torun”. Dedesi, topçu askeri, Sakarya gazisi.

Sade, sıradan bir aileye sahip, herkes gibi.

Tanıdıkça sevebileceğiniz “tiplerden”. Yarışa 16 puan geriden başlayıp, öne geçebilmesi de bundan.

Bu mütevazı kimlik, seçim yarışını; cumhurbaşkanı başta olmak üzere “devlete” karşı yürüttü ve “galip” gelmeyi başardı.

Şanslıydı. Kırk imbikten geçmiş Kılıçdaroğlu gibi bir genel başkana ve saha mücadelesinden gelmiş Kaftancıoğlu gibi bir il başkanına sahipti.

Şanslıydı. Seçim sürecinde CHP; Kemalist ve ulusalcı bir dil kullanmıyordu. İNCEGİLLER’in borusu ötmez olmuş, “Mustafa Kemal’in askerleri” başka mevzilere çekilmişti.

Şanslıydı. Milliyetçi seçmene seslenebilecek İYİ Parti vardı yanında, Saadet ve HDP seçmeni kendisine sempati ile bakıyordu.

Şanslıydı. İstanbul gibi, işsiz nüfusun çok olduğu, şehirli özgürlüğünün yoğun yaşandığı, çalışan kadınların hayatın güçlüklerini derinden tattığı bir metropolde yarışıyordu.

Şanslıydı. Rakibi, Ankara’nın buz gibi suratlı bürokrasisinden geliyordu. Eski meclis başkanı 70 görünümlü, 64 yaşına gelmiş yaşlı bir “amcaydı”. Rakibi, yorgundu, çok dolaşamıyordu halkın arasında, zengindi, çocuklarının gemi filoları filan vardı, halka inmekte sıkıntı çeken, “kibirli zengin zamane dindarı” biriydi.

Şanslıydı. Türkiye’nin son 3-4 yıldır içine düştüğü “ekonomik kriz” onun lehine çalışıyordu. Mutfaklar “alev alev” yanarken, mutlu gelecek söylemleri, mega projeler, çılgın fikirler,seçmen tarafından “atma” diye karşılanıyordu.

Şanslıydı. “beka-terörist” söylemi çok eskitilmiş, milletin sopayı eline alıp, “bekacıları” kovalayasının geldiği psikoloji, çoğunluğa yerleşmişti. İstanbul’da beka söylemi” tutmuyordu.

Şanslıydı. Orkestre edilmiş CHP kadroları ile çalışıyordu.

Şanslıydı. Rakibi çok kibirliydi. En az 8-10 puan önde bitiririz diye düşünüyordu. Rakip partililer aşırı özgüven içinde, titiz çalışmayı ihmal edebiliyorlardı. Garanti diyorlardı, netice “çantada keklik” diye bakıyorlardı.

Şanslıydı. Devlet denen, bütün aksaklıkların sorumlusu kabul edilen ve 25 yıldır İstanbul’u yöneten bir kadroya karşı yarışıyordu.

Şanslıydı. Dindar bir aileden geliyordu. Muhafazakar seçmen tarafından yadırganmayacaktı.

Şanslıydı. Karadenizliydi. Rakibine “hemşerimiz” diye oy verenleri tereddüde düşürebilecekti. İstanbul’da Karadenizli nüfus da hayli fazlaydı. Onlara “bu da hemşerimiz” diyerek bir alternatif sunabilecekti.

Şanslıydı. Masum ve mazlumlar kampındaydı. Halktan kopmuş, “saraylılardan” değildi.

Kaygılıydı. % 51-55 arası değişen bir oya sahip, AKP-MHP koalisyonu ile yarışıyordu.Kendisi ise % 34ü temsil eden bir koalisyonun adayıydı. Ayrıca kendisine sempati duyan, HDP oylarının çoğunluğunu” toparlayabilse bile % 43’lerde kalıyordu. Anketlerde de % 8-10 geride gözüküyordu. Tanınırlığı ise %16’larda idi.

Kaygılıydı. HDP seçmeninin ne kadarı teveccüh edecekti? HDP teveccühünü baz alacak milliyetçi seçmen kendisine oy verecek miydi?

Kaygılıydı. Saadet Partisi kendi adayını çıkarıyordu. Bu seçmenden, muhtemelen oy alamayacaktı. Saadet seçmeni “solcuya vereceğime AK P vereyim” der miydi? İhanetle suçlanan Saadet Partisi kendi adayına oy toplayabilecek miydi?

Kaygılıydı. Medyası yoktu. Birkaç uydu kanalı dışında, TV ve Radyo kanallarında yer alabilmesi çok zordu. Rakibi yüzlerce TV ve Radyo kanalını, adeta emir komuta içinde kullanabiliyordu. Adeta “devlet” rakibi için propaganda yapıyordu.

Kaygılıydı. En ufak bir hata yapmamalıydı. Yapılacak hatanın iz düşümü değişik görüşteki insanları, aynı anda negatif etkileyebilirdi. Propagandanın “Doz ayarı” mükemmel olmalıydı.

Kaygılıydı. Erdoğan bizzat İstanbul’da propaganda ve seçim çalışmaları yapıyordu.

Kaygılıydı. Rakip “sandık savaşlarında” son derece eğitimliydi. Oylar ya çalınırsa diye düşünüyordu. Seçim kurullarının oluşturulmasıyla ilgili yasalar değiştirilmiş ve devlet memurları sandık başkanı olacaktı. Partilileşmiş devlet, tarafsız olabilir miydi. CHP’nin pek iyi sınav vermediği “sandık savaşları” onu da düşündürüyordu.

İşte bu şartlarda bir seçim süreci yaşadı, İmamoğlu. “Hak yemem, hakkımı da yedirmem” diyen adam.

Bu temiz adam, bütün güçlükleri yendi, bütün engelleri aştı, bütün mesafeleri kapattı ve ipi önde göğüsledi. Kamu vicdanı, güçlünün değil, bu masum insanın yanında yer aldı.

Sonuç hepinizin bildiği gibi, “bıçak sırtı” bir farkla Ekrem İmamoğlu lehine neticelendi.

Sonra uzun bir “itirazlar” süreci yaşandı, onlarca defa sandıklar sayıldı. Ancak İstanbul’u vermek istemeyen “güçlü”, seçimi “iptal” ettiriverdi. Üstelik tek bir yolsuzluk, sahtekarlık belirlenmiş olmamasına rağmen.

Yüksek seçim kurulu, kendi yaptığı teknik bir hataya bağlı olarak, seçmenin kararlarını yok sayma pahasına, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararını verdi.

Üstelik, hiçbir oyun çalınması, çırpılması, başka partilere yazılması gibi, belirlenmiş bir sahtekarlık olmamasına rağmen.

Devlet, halkın kararını hiçe saydı. Güç, “hakka” hakim kılındı. Adalet ters yüz edildi.

İktidar, kaybettiği her durumda, “herhangi bir gerekçeyi kolaylıkla üretebileceğini”, daha önceki seçimlerde olduğu gibi, kanuna aykırı bir şekilde “mühürsüz oyları geçerli sayması gibi”, çok rahat ve hiç kimsenin müdahale edemeyeceği bir şekilde, kaybettiği seçimleri iptal edebileceğini, bir kere daha, bir kere daha, gösterdi. Çünkü güçlüydü.

Muhalefet de hiçbir şey yapma gücüne sahip olmadığını, yargı mekanizmalarının partizanlaştırılması nedeniyle, hukuku işletemediğini, güçsüz ve aciz olduğunu bir kere daha, bir kere daha, gösterdi.

Güçlünün hukukunun işlediği bu tiyatroyu da, mazlum ahali, sessiz yığınlar, sadece seyretti.

Mazlum ve masum kitleler, tercihlerini “yok sayan”, “elindeki tek söz hakkı olan oyu yok sayan” gücün temsilcilerine, “hazin hazin” baktılar. Ellerinden gelebilen sadece buydu.

Sessiz çoğunluk, zayıf çoğunluk, mazluma merhamet eden çoğunluk, adaletsizliği gören çoğunluk, vicdanları kanayan çoğunluk, olanları elbette görüyordu. Ama güçlüye, güç yetiremiyordu. Sadece üzülüyordu. Oy hakkını yok sayanlara içten içe kinleniyordu.

İmamoğlu için, “ümit de tam buradaydı. Bu vicdanını kaybetmemiş sessiz çoğunluğun koyacağı iradedeydi.

Sessiz çoğunluk, sadece seçim zamanları “adam sayılıp”, oyuna müracaat edilen sıradan insanlar, ellerindeki tek imkan olan, “vereceği oyla yönetimi tercih edebilme özgürlüğünün” elinden alındığını görüyordu. Sesini çıkaramasa dahi, kör değildi ya, görüyordu.

Bu sessiz ve mazlum çoğunluk, hayatı boyunca “adaletsizliğe maruz kalmış, devlet denen güçten hep adalet beklemiş”, sürekli hakları elinden alınmış veya zedelenmiş kitle, İmamoğlu ile buluşabilecek miydi?

Belki de, çözüm, masumların buluşmasındaydı.

Aksi halde; iktidar bütün haşmetiyle, Bahçelisiyle, Erdoğan’ıyla, devlet gücüyle, İstanbul belediyesinin bütün imkanlarıyla, İstanbulda seçilmiş 24 tane iktidar ilçe belediyesinin gücüyle, % 95 kontrolünde olan medyasıyla, sınırsız maddi gücüyle, İmamoğlu’nu yerle bir etmeye geliyordu.

Bu adamın elindeki tek güç; sadece ve sadece, sessiz kitlenin ona göstereceği merhamet ve vicdanda olacak.

Bakalım, “mazlum kitleler”, “mazlum İmamoğlu’na” ne ölçüde yönelecek.

Seçimin anahtarı burada.

20 YORUMLAR

  1. Sinan bey, Muttalip bey öncelikle yorumlarınıza çok teşekkür ederim. Yorumlar, yazarın önünü aydınlatır. Yoldan çıkanı yola getirir, yola giremeyeni yola sokar. Bu nedenle yazı yazan her insan yorumları çok önemser. En acı eleştiriler ve en hoş sözler yazarın ihtiyaçları arasında ilk sırada gelir. Bu nedenle önemli. Okumaya, araştırmaya ve yazmaya gayret ediyorum. Sağolun.

  2. Güzel bir yazı! ayricada kullanmiş olduğunuz resimde en az yaziniz kadar ilgi çekici, sanki yazınizin özetini fotoğrafâ nakiş gibi işlemişsıniz.

    Tebrikler.

  3. “Üstelik, hiçbir oyun çalınması, çırpılması, başka partilere yazılması gibi, belirlenmiş bir sahtekarlık olmamasına rağmen.”
    Bazı sandıklardaki handikapı unutmuş gibisiniz, yerel belediye seçiminde AKP ye verilen oy 130 kusur, ibb de 1, makul buluyormusunuz Adelina hanım, sadece bu bile seçime hile karıştırılmasına delil iken üstteki cümleyi kurmanızı sakıncalı kılar kanaatindeyim. Bahsettiğiniz özelliklere haiz olsa idi ki görünen öyledir; sayın İmamoğlu CHP çatısı altında olmazdı. Canan Kaftancıoğlu ismi ile yan yana getirebiliyormusunuz bahsettiğiniz özelliklere sahip Ekrem İmamoğlunu:) Teşbihte hata olmaz; boğazı yüzerek karşıya geçtim ama ıslanmadım.. CHP nin payesi bunlar değildir. CHP de önce parti çıkarları gelir ve o uğurda herşey mubahtır. 31 mart seçimlerinde CHP açısından mağduriyet yok ama mağdur rolünü oynamak vardır, başrolde de İmamoğlu vardır, >İmamoğlunun ihanet söylemi beka söylemini de, zillet söylemini de hain söylemini de aşar ama becerebildiği 180 derece dönüş yapıp aynı ustalıkla birlikten beraberlikten eşitlikten sevgiden de sözedebilme başarısıdır.
    Diğer taraftan AKP cenahı sanki kazanmak istemiyormuş gibi bir söylem ve davranış içerisinde, anlaşılması güç, Devlet Bahçelinin mitili İstanbula atması da işlerini zorlaştıracaktır. “Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” güzellik görürürz inşallah.

  4. Çok çok teşekkürler .İnanın eğer mümkün olsa da 31 Mart’ta sırf protesto için kullanmadığım bir oyumu İstanbul’da kullanabilsem,ama bu mümkün değil çünkü Bursa’da ikamet etmekteuim.Ama dualarım hep mazlumdan yana,ezilenden yana,ötekilerdenyana,haktan yana,adaletten yana olagelmiştir.İlk oyumu 82 anayasa oylamasında beyaz zarf içine ”TURUNCU” (HAYIR) olarak kullanmış ve ancak %7’lik bir dilimde yer almıştım.Zaten hep de öyle gitti bu yaşıma kadar.Hep kaybeden tarafta oldum.Sadece 12Eylül 2010 referandumunda ”YETMEZ AMA EVET” çiydim.Bunun uğruna ailemle de bir müddet limoni bir yaşantımız oldu.Ama şimdi ben de bazıları ”pişmanım” evet demekten.40 yaşımda çok sevdiğim mesleğimden sadece inançlarımın gereklerini yerine getirdiğim için çeşitli psikolojik baskılara,maruz kalmamdan dolayı ayrılmak zorunda kaldım.BU olay 28 Şubat döneminde yaşandı.4 yıl içerisinde 4 farklı şehire yetiştilme amacının dışındaki görevlere atamm yapıldı.Ya sev ya terk misali.Biz de maalesef başka bir seçeneğimiz olmadığı için ayrılmak zorunda kaldık.O zamanın mağduraları o zamanlar mangalda kül bırakmazken şimdi böyle meseleri gündeme getrip mağduriyetizin giderilmesinden bahsettiğimiz zaman ”Devlette duygusallık olmaz”diyorlar ama kendileri 4aylık bir hapisten devamlı mağduriyetler üretiyorlar.Aslında çok söylenecek söz ve yazılacak şey vr ama buköşeyi fazla meşgul etmeme adına burada son veriyorum.Sizi OCAK MEDYA’yı okumadan günüme başlamıyorum.İyi ki varsınız.Allah (CC) Ramazan’ızı mübarek eyleye veBayramaulaştıra.Allah hakkımızda her şeyi hayırlı kılsın.

  5. Alper bey merhaba, Balkanlar “Alplerle” dolu, elbette kimsesiz, yeri yurdu olmayan mezarlarda, İslamın ve kardeşliğin öncüsü “Alpler”. Biz Arnavutlar, Boşnaklar, Sırplar, Karadağlılar’dan müslüman olanlar bu “Alplerin” derin ve kendinden vazgeçmiş kimlikleri ile alakalıydı. Devlet o zaman ebed müddetti, sağı yoktu, solu yoktu, Türkü yoktu, Kürdü yoktu, az dindarı, çok dindarı yoktu, hatta müslümanı yoktu, hristiyanı yoktu. Sarı Saltuk’a Hristiyanlar sımsıcaktılar, ona “george-corc” diyorlardı. Bu çok uzun hikaye. 1150 yılllarındaki cami ve tekkeler bu “Alplerin” bu kucaklayıcılığı ile, adalet ile, haramsız bir hayat ile, garibin malına, kul hakkına el atmayan anlayışla, elin bağından koparılan bir salkım üzümün yerine bedeli sahibine takdim edilmek ile, dağa bayıra, eşkiya yataklarına medeniyet götürme ile, Balkanlar medeniyetimizin bir parçası oldu. Alplik çok büyük bir makamdır, Alper bey. Alplik “kamu” için olur, Alp şahıslara değil mefkureya hizmet eder. Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Balkanların kaybedilmiş olduğunu da belki sizi düşündürür diye ilave etmek istiyorum. Umum millet olamadan, anadoludaki, balkandaki, kürdü türkü arnavutu boşnağı,arapı,hristiyanı,alevisi,keldanisi,zerdüştü, vb. ni anlayamadıkça, kabullenemedikçe, ve de “ben” demek yerine “biz” olmayı başaramadıkça, ismi erdoğan olmuş, imamoğlu olmuş, ne fark eder, bizim ömrümüzle sınırlı değil ki tarih, gelecek için düşünelim isterim. bunun temeli de yukarıdakiler sanırım.

    • Yorumuma cevap vermekle beni onurlandırdınız Adelina hanım, çok teşekkür ederim. Bahse konu mefküreye CHP zihniyeti daha mı çok hizmet edecek gibi görünüyor sizce, ya da öyle bir kaygıları var mıdır. Olmasını temenni ederim lakin görünen o ki yoktur. Benim öngörüme göre eğer ellerine iktidar geçerse makarnacı, kömürcü olarak nitelendirdikleri düşük gelir grubundaki vatandaşlarımızı AKP yi iktidarda tuttukları için indirekt olarak cezalandırma yoluna gideceklerdir. AKP nin hatası çoktur tabii ki ama umut edilir ki bu İstabul seçimleri hatalarını anlamalarına vesile olmuştur. İstanbulda tüm halka açık uygun fiyatlı sosyal tesisler var, alkollü içki sunumu olmayan standart kalitede ve geneli sahilde olan ferah mekanlar.. Bu akşam bir sosyal tesisin yetkilisinden duyduğum haber; sayın İmamoğlu bu sosyal tesislerde neden alkollü içki ikram edilmediğini sormuş ve bu yönde talimat vermiş.. Orası alkollü olduğunda hangi lesime hizmet edeceği bellidir, şu anda her kesime hizmet ediyor. Hasılı ben İmamoğlunun dürüstlüğünden emin değilim…

  6. Kazım bey merhaba, yorumunuz için çok teşekkür ederim, benim için çok değerli. Bu milletin vicdanının, merhametinin ölmemesini ben de sizin gibi çok arzu ediyorum. Ramazanınız mübarek olsun.

  7. Keşke herşey mikro boyutta görüldüğü gibi olsa. Batı her zamanki gibi müslümanlara diş biliyor. Bu sefer CHP ve İmamoğlu vasıtasıyla bölmek, parçalamak, yutmak istiyor. Bizim saf temiz müslüman kardeşimiz de yine mikro resme bakarak değerlendirme yapıyor. CHP ve İmamoğlu ilk fırsat bulduğu gün bizi bir kaşık suda boğup geçecek. Tarih tekerrür edecek. Hiç şüpheniz olmasın. Binali beye de kibirli zengin zamane dindarı yakıştırması çok büyük saygısızlık olmuş. Yazının itibarı orada katledilmiş, yazı safsata olmuş. İnsanları çok fazla övmek ve yermek akıllı müslümanın işi değildir ayrıca. Doğruları ancak Allah bilir.

    • Geçmişi itibariyle CHP’ye güvenilmez tespiti genellikle doğru. AK P başa geldiğinde bunu pekala biliyordu. Niye elindeki fırsatı kaçırdı da dosdoğru yolda ilerlerken CHPliler dahil büyük çoğunluğun gönlünü alacak şekilde davranamadı? Bu makro boyutta bir hedef olmalıydı, aynı müslümanlara diş bileyen Batı’ya karşı olacağı gibi. Bu olmadı. Olsaydı oyları giderek artardı. AKP sığ bir siyaset anlayışıyla, CHP’nin geçmişte yaptıklarının hesabını sorarken hiç değilse mikro boyutta, nefsi konularda kontrolü kaybetmeselerdi olmaz mıydı? Güvenilirliğini her geçen gün kaybederek AK P niye kendini bu duruma getirdi? Erdoğanın göklere çıkarılacak övgüye layık neyi vardı o kadar? Basında çıktığı kadarıyla, neredeyse Peygamber olarak görenlere niye ayara veremediniz? “Doğruları ancak Allah bilir” ifadesiyle hakkaniyet arama gayretine girmeden önce kendi payınıza “Allah her şeyi gören, bilendir, biz neler yapıyoruz” şeklinde hiç düşünebildiniz mi? Doğruluk konusunda yapacağınız çok şeyler vardı, şüphesiz….

  8. Alper bey, mesele isimler meselesi değil, bu noktalara gelebilmiş solun daha ileriye gitmesi meselesi, toplumsal sinerji oluşması adına, benim yazılarımı okuduğunuzu biliyorum, bu yazılardaki temel husus, toplumun faydası noktasıdır, şahsi değildir. Saadet gereklidir derken de duruşum budur, imamoğlu bir şeyler yapar derken de duruşum budur. Ben anlıyorum, sol mefkuresiz, bu balkanlarda da çok net görülüyor, rahmetli Reşat Bardi dedeye de hiç sahip çıkmadılar, 1,5 milyon bektaşi var olumlu bir adım bile atmadılar bu konuda, 50 kere söylememe rağmen,türkiye adına bu insanlara bari sahip çıkabilirlerdi,balkan bektaşiliği amerikalıların eline geçmiş, anadoludan gelen roman kardeşlerimiz de sorosun eline geçmiş vaziyette, durum biliniyor, ama iyi olmaları ve memleket meselelerine bir ucundan sahip çıkmaları benim açımdan çok önemli, sağın,dindarın,milliyetçinin her kim ise gücüne güç katılmalı balkanlarda. mesele sağ sol meselesi değil, mesele umum millet meselesi o noktaya geldik artık. kolay gelsin

    • Adeline hanım, yazınızda dikkatimi çekti 1,5 milyon bektaşi var diyorsunuz. Bunlar Balkanlardaki Arnavutluk, Makedonya, Yunanistan, Bosna, Bulgaristan, Romanya’daki bütünü mü teşkil ediyor yoksa yoğunluk açısından çok spesifik bir coğrafya mı sözkonusu? Ayrıca merak ettiğim diğer bir konu, bu değişik ülkelerdeki müslüman toplumların ilişkileri ve kendi aralarındaki dayanışmaları nasıl? Umum millet meselesi açısından bu konu da epey önemli, sanırım. Bir yazınızda bu konulara da değinirseniz bilgilenmiş oluruz. Balkanlakdaki müslüman kardeşlerimizin her bakımdan gelişmesi öncelikle kendileri açısından önemli. Ancak bu konu stratejik açıdan Türkiye için belki bundan da daha önemli. Ekonomik/ticari ortak projeler, kültürel ve eğitim konusundaki ortak projeler bu ilişkilerin can damarını teşkil ediyor. Bu konuda ne durumdayız; eksiklikler tavsiyeler neler bu konulara da girebilirseniz çok faydalı olur sanırım.

  9. Adelina Hanım , yazılarınızı takip ediyorum. Kendinize has tarafsız velud bir kaleminiz var. Rabbim hakiki istikameten ayırmasın. Balkanlar en çok merak ettiğim bir bölge. Ben ırk ve din körü olarak rehberliginizde gezmek imkanını Rabbim den diliyorum

  10. Adelina hanım yazdıklarınızda gerçek payı olan birçok nokta var. İmamoğlu’nun kendini CHP’nin güvenilmezliği imajından kurtarması için atacağı ilk adım “Bağımsız”lığını ilan etmesi olacaktır. Ülke siyasetinde asıl büyük hareketi başlatabilecek yenilik bence budur. Büyük bir mahalle baskısı altında bunu yapabilmesi oldukça zor. Şimdiye kadar verebildiği sinyallerden ileriyi görebilen böylesine bir liderlik vasfı olduğu konusunda şüphedeyim. CHP cenahının bir süre sonra ikinci bir RTE’si olabilir, korkarım. Onu çekip çevirecek, bağımsız düşünebilen birinin yardımına ihtiyacı olabilir.

  11. Sayın H.K. İmamoğlu henüz lider değil, haklısınız, henüz “ümit” gibi gözüküyor, elbette CHP için ve de bir kısım muhalif kesimler için. Türkiye gibi ülkelerde lider de olabilir, zira pop siyaset anlayışı var ve toplum Erdoğan yönetimleri sürecinde, özellikle muhafazakar-dindar değerlerini de oldukça aşındırmış gözüküyor. Bahçeli ve Erdoğan’ın “en büyük başarıları” toplumun temel iki dinamiğini “pop çizgiye” getirmiş olmaları. Bu ölçüler içinde, solun da İmamoğlu’u ile bu modaya katılabilir. Sol’un değerlerini “pop çizgiye” getireli de hayli oluyor. Yorumunuz için teşekkür ederim, kolay gelsin

CEVAP VER