Anneler Günü Kutlamanız Bittiyse, Dinler misiniz?

1

Devletin Analara Sorumluluğu…

Anneler günü kutlamanız bitti ise ben bugün anneler günü ağlamasını size yazacağım. Anneler gününde kimler ağlar? Anneler ağlar, çocuklar ağlar. Neden ağlar anneler ve çocuklar? Çünkü onların kutlayacağı annesi, onları kutlayan çocukları yoktur.

Hayrın Allah’tan geldiğine inananlardanız. Kaderin ise insanın elinde şekillendiğini bilecek kadar Allah’ın bahşettiği aklı kullanırız. Anneler çocuklarını devletin trenine emanet ettiklerinde bilirler ki, o trenin rayları yağmur ne kadar yağarsa yağsın toprağa sıkıca bağlanmıştır. Ray dediğin zaten onun için değil midir?

Oyuncak bir treni bile rayların üstünde götürmektir mesele. Özenle kutudan çıkarır rayları kurar, trenin lokomotifine pili takar, katarları peşine dizersin. Ray tren demektir. Tren ray demektir.

Mısra Sel rayın toprağa tutunmadığı, yağmurun erittiği toprağın treni savurduğu meşum kazadan sonra Oğuz Arda konuşmayı öğrendiğinden beri ilk defa; anneler gününü, onun “annecim kutlu olsun” sözünden yoksun geçirdi.
Twitter’da her gün “bu çocuğun adı Oğuz Arda” diyerek resmini paylaştığı afacanın toprağın altında eriyen bedeni devrilen trenin tonlarla demirinin altında kalmıştı.

Çorlu kazasının 24, Ankara kazasının 9 kurbanı, ya bir anneyi yavrusuz, ya bir yavruyu annesiz bıraktı. Yaşlı ya da genç bu iki kazanın 33 kurbanının bu anneler gününde mahrum bıraktığı kutlamalar, dualar ve hediyeler yüreklerdeki acıyı katladı.

Kazaların dünyanın her yerinde olduğunu ama kazaların hesabının her yerde sorulduğunu haykırıyor Mısra Sel. Kazanın değil ihmalin onu yavrusuz, eşsiz bıraktığını düşünüyor. Hani Fırat’ın kenarında kaybolan kuzudan mesuldük? Aşırı yağışlı bir günde devrilen trenin, aşırı yağışa dayanıksız altyapının kurbanı olmadığını kim iddia edecek?
Buna inanmamızı bizden kim bekleyecek?

Anneler çocuklarını ölsün diye doğurmazlar, sıralı ölüm isterler. Evlat acısı en ağır yüktür. Kimse onu taşıyamaz. Hele ki, basit ve sıradan bir iş olan trenle taşımaya, devletin tren rayına güvenerek oğlunu emanet bırakanlar için bu sadece bir yük değil hiç bitmeyen hesaplaşmadır: “Keşke araba ile otobüsle gelin deseydim. Keşke o trene binmeyin deseydim.”

Anneleri ağlatan tren kazaları ile kaybolan bedenler bu ülkede açlık grevine yatarak küçülen bedenlerle tabii ki siyaseten kesişmiyor. Devlete kafa tutmanın bilinçli eylemi ile uzun ya da kısa hapis ile cezalandırılan insanların tercihleri sorgulanabilir ama sorgulanmayacak şey onların yaşam haklarıdır.

İşte ortak payda tam da buradadır. Mısra Sel’in annelik duyarlığı ile çocukları hapiste açlığa yatan annelerin duyarlığı tabii ki kesişir. “Barış Anneleri” adıyla tanıdığımız bu analara yönelik şiddet gösterileri artık sıradan bir haber değerinde.

Diyarbakır’da, Gebze’de, Bakırköy’de yaka paça edilen, gözaltına alınan annelerin, cezaları bittiğinde çocuklarını yanlarında sağlam görmekten başka ne kaygıları olabilir? Bu annelerin ne yapmasını bekliyoruz?

Dün Kemal Kılıçdaroğlu’nun da gündemine alıp hatırlattığı gibi, açlık grevinin bedenleri nasıl yıpratacağını bilmek için doktor olmaya gerek yoktur. Hasta olduğunda, yemek yemediğinde çocuğunun nasıl zayıf düştüğünü bilen bir annenin şefkati kâfidir.

İster mahkûm gençlerin barış anneleri, ister tren kazası kurbanı çocukların anneleri olsun, bu ülke anneleri ağlatma ülkesi değildir, olmamalıdır.

Güvenlik güçleri usulü dairesinde tabii ki görevini yapacaktır. Onların annelerini de ağlatmamak bu ülkeyi yönetenlerin en önde gelen görevidir.

Ancak bir defa hapse düşmüş gençlerin hayatları artık güvenlik güçlerine değil, bu ülkenin hukuk/adalet becerisine emanettir.
Bu keyfi olarak bir “ben yaptım oldu” pratiği değildir. Bu anaların derdi sadece Kılıçdaroğlu’nun Pervin Buldan’ın derdi ise orada sorun büyük demektir.

Ulaşım her zaman kaza riski içerir. Ama risk almak ihmalle eş anlamlı değildir. İnsan canının emanet edildiği kurumlar emanete hıyanet edilmediğini ispat etmelidir.
Çocuğu için canını verecek anneye, çocuğu canını verdiğinde bunun kaçınılmaz bir kazanın mukadder bir sonu olduğu anlatılamıyorsa işinizi yapmadınız demektir.

Anneler gününde ağlayan, endişelenen anaları ihya edemedinizse ihya ettikleriniz de yarın mutsuz olacaktır.
“Anneler arasında ayrım yapılmaz.”

Yasin’in Eren’in, Berkin’in, Oğuz Arda’nın önce yanında sonra karşısında durduğunuz Cumartesi Annelerinin ve açlığa yatanların Barış Annelerinin hiç biri çocuğunu diğerinden az sevmemektedir.

Bedevi bir kadına bir gün en çok hangi çocuğunu sevdiğini sormuşlar. Kadın şöyle yanıt vermiş: “Hasta olanı iyileşene kadar, en küçüğünü büyüyene kadar, yolda olanı da eve dönene kadar.” (Afrikalı Leo/Amin Maalouf)

Sizin de anneler arasında ayrım salahiyetiniz yoktur. Devlet anneleri üzmez, annelerin üzüldüğü ülkelerin çocuklarının boynu bükük kalacaktır.
Barış, Adalet ve Eşitlik ancak Anneler buna ikna olduğunda, gerçekleşebilecektir.

1 YORUM

  1. Sayın Yazar, bir pragrafta içerde olan (740’tan fazla çocuk ile birlikte) anneleri yazsaydınız yazınız tam olacakmış. Ama nedense korkudan mı ya da görmezlikten gelmek midir bilemiyorum bu anneler unutulur yazılmaz. Kur’an’ı iyi okuyup anladığınızı daha önceki yazılarınızdan biliyorum. Masum kimden olursa olsun masumdur, savunulmayı hakediyor vesselam…

CEVAP VER