Traji-Komik Bir Haber

9

Pakistan’da Ramazan ayının resmi başlangıç tarihi için hükümetten gelen Ay Takvimi hesaplaması mollaları kızdırmış. (Burada ki “Mollalar” kesinlikle bir etiketleme değil ilgili ülkedeki ruhban sınıfının adıdır…)

Pakistan Bilim ve Teknoloji Bakanı Fawad Chaudhry, sosyal medya hesabında, Ay izleme Komisyonunun teleskop gibi eski teknolojiden yararlandıklarını belirtip, “Elimizde modern araçlar bulunuyorken ve kesin tarihi belirleme imkanı varken neden son teknolojiyi kullanmayalım” demiş. Bunda kızacak bir şey yok değil mi? Sonuçta Sayın Chaudhry bir fikir öne sürmüş. Diğer yandan paylaşım sonunda şöyle devam etmiş; “Geleceğin, gençler tarafından belirlenmesi gerekiyor, mollalar değil, ulusu sadece teknoloji ileri götürebilir.”

Molla sınıfı kızmış. Doğru ya, adamın yazdıklarına kızacak bir şey yok. Ama kızmak için sebep ararsanız çok ve işte o sebeplerden biri; Ay İzleme Komitesinde bulunan Mollalardan biri (Neden orada böyle bir makam var, o biraz karışık) olan Ay İzleme Komitesi Başkanı Müftü Münib er Rahman; “Dini hassasiyeti bilmeyen ve anlamayan hükümet görevlileri dini konularda serbestçe yorum yapmamalı” demiş. Dini konu bunun neresinde, orası daha da karışık…

Ben Pakistan’la çok ilgilenmem. Sadece haber Euronews’de yayınlanınca çok dikkatimi çekti ve irdeledim konuyu biraz. Konu irdelendikçe komikleşti, komikleştikçe trajik bir hal aldı. Ama bu bir gerçekti. Gerçek olan; 21 yy dünyasında bir yerlerde birilerinin “teolojik” fikirleriyle “bilime” şekil vermeleri, bir diğerinin ise “materyalist ve bilimsel” iddialarıyla “dini” şekillendirme çalışmalarıydı. Bu ise kelimenin tam anlamıyla “Traji-Komikti”

Din ve Bilim, naçizane olarak belirtiyorum ki; farklı kulvarın atlarıdır… Bir diğerinin koştuğu pisti o bilmez, onun bildiğini öbürü bilmez. Birbirlerini tamamlayan iki farklı konu da değildir. Din “bireyseldir ve ispat kaygısı gütmez”, Bilim ise “kitleseldir ve kesinlikle ispat edilmesi zaruridir”.

İnsan kendi iç dünyasında dilediğine inanmakta özgür ve o inancının görevlerini yerine getirmekte ya da getirmemekte de bir o kadar özgürdür. Buna kimse karışamaz. Bir insan “makarna”ya da tapabilir, Allah’a da inanabilir, hatta timsahları tanrı olarak da görebilir. Kimse buna müdahale edemez. Etmemeli. Bu inançlarının gereklerini, topluma – kişilere ve basit toplum kurallarına uyduğu sürece, dilediği şekilde de yerine getirmelidir. Kimseye şu denilmemelidir: “Arkadaş! makarnaya tapılır mı hiç? Akıl var fikir var…” O tapıyorsa, konu kapanmıştır.

Keza “bilim” ise bambaşka bir konudur. Müspettir. Geçerlidir. Ve kabul edilebilir. Tartışmaya açılır, deneylerle sabitlenir, tezler ve antitezlerle göreceli bir noktaya getirilebilir. Ama dini bu şekle sokamazsınız. Makarnaya tapan o insana, makarnanın bir tanrı olmadığını deneylerle ispatlayamazsınız. O, ona tapıyor. Ona dua ediyor. Ondan bir şeyler istiyor ve ona inanıyor. Siz onun bir gıda olduğunu, buğday ya da diğer tahıllardan yapıldığını, değişik soslar eklediğinizde muazzam lezzetler ortaya çıktığını gösterseniz hatta ispat etseniz bile bu değişmeyecektir. Ki bunu yapabilirsiniz de. İşte “inanç” böyle bir şeydir.

“Bilim” ise bambaşka bir şeydir. Size makarna ile ilgili sayfalarca belge, doküman, faydaları, zararları, en lezzetli olabilecek şekilleri, nasıl üretildiği, nasıl yapıldığı, vücutta nasıl sindirildiği ile ilgili saatlerce sürecek konferans verebilir; ancak birinin kalkıp da “Güzel konuştunuz, ama bunlar benim makarnaya tapmam yada tapmamam için yeterli değil” dediği an işte o an; “bilim”in bittiği – tükendiği andır. İşte sadece bu yüzden bile “Din” ile “Bilim”i karşı karşıya getirip düelloda izleyemezsiniz. İzlememelisiniz. Bu çok komik olur. Bu komedi biraz daha ilerlerse “Traji Komik” olur.

En basit örneği ile; Din “koşulsuz iman…” der, Bilim ise “şüphe” der. İkisi zaten burada ayrıldı taban tabana… Ve siz bu ikisini yarıştırmaya kalkıyorsunuz.  Hatta yarıştırmaktan da öteye, karşılarına geçip birbiri ile kavga ettiriyorsunuz. Sizin için eğlenceli bir gösteri olabilir ama herkes için öyle gözüktüğüne pek emin değilim.

Bundan yüzyıllarca önce adamın biri çıktı ve dedi ki; “Dünya yuvarlaktır ve kendi ekseni etrafında döner…” Dönemin “dini mahkemeleri” bu adamı, günahkâr olarak ilan edip, gözlerine mil çekip, sersefil bir halde ölmesine göz yumdular. Peki bugün? Dünyanın yuvarlak olduğu ile ilgili bir kişinin bile şüphesi var mı? Ama 600 yıl önce bu insanı rezil ettik… Biz yaptık, biz, din ayırmadan bu büyük insanlık… Bugün Galileo Galilei’nün gözüne mil çeken o Hıristiyan Engizisyon Mahkemelerinden bir üye ile karşılaşmayı çok isterdim doğrusu…

İşte “Bilim” ve “Din” karşı karşıya geldiğinde böyle “traji – komik” sonuçlar ortaya çıkar.

Peki, bugün durum değişmiş midir? Bilimin “müspet” kıldığını, geçerli – bilimsel ve diyalektik materyalist olarak mantığa sığdığını kabul ettiğine, birileri “Hayır, bu günahtır” derse bundan 600 yıl sonra bambaşka bir neslin, “traji – komik” sahnesi olmayacağımız ne malum? Korkarım ki olacağız. Bu yüzden, dini makamlar, kanımca kendilerini rezil etmemeleri açısından “bilim” ile karşı karşıya gelmemeliler. Özellikle bundan kaçınmalılar. Geri durmalı hatta bu konuya oldukça uzak bir mesafeden sadece hobi olarak takip etmelidirler. Çünkü temelinde “inanç” ve “ispat edilemez doneler” olan düşünceler, “deneyler, tezler, antitezler, araştırmalar ve diyalektik mantığına açık” fikirler karşısında acı çekmeye mahkûmdur.

Kimsenin inancı zarar görmesin. Kimsenin makarnası komik duruma düşmesin. Çünkü “inanç” asla ispat edilemez. Ve bu gerçekler üzerine oturur, bu gerçekler üzerine inşa edilir. Siz eğer bunları yıkmaya kalkarsanız, korkarım ki, dünyanın en büyük balyozu ile vursanız yine zarar gelmez. Lakin o inanç sağlam ve sarsılmaz bir inançsa.

Demem o ki; Ne balyozlar yerinden çıksın, ne inançlar yıkılsın.

9 YORUMLAR

  1. TRAJI KOMIK OLAN BU YAZININ ICERIGIDIR ASLINDA..

    DIN KESINLIKLE POZITIF BILIMLE ILGILENIR VE ILGILENMELIDIR.
    BILIM ZATEN DINI ALANA SUREKLI MUDAHALE HALINDEDIR VE OLMASIDA DOGALDIR.

    VASAT BIR MODERN INSAN BU IKI KONUDA SANIYELER ICINDE ONLARCA MAKUL TEORI URETEBILIRKEN YAZARIN BU AYAGI YERE BASMAYAN FIKIRLERINE ANLAM VERMEKTE ZORLANIYORUM.

    GEL GELELIM MOLLARA.. BURDAKI CATISMANIN TEMELI BIR HADISI SERIFE DAYANMAKTADIR. ISLAM DINININ PEYGAMBERI SAHIH OLDUGU KUVVETLE KABUL EDILEN BIR SOZUNDE HESABI OLARAK DEGIL GOZLEM ILE BELIRLEYIN RAMAZAN I DIYE EMIR BUYURMUS.

    BU HADIS IFADE BUYURULDUGUNDA KURAN-I KERIMDE ACIK BIR SEKILDE AY VE GEZEGENLERIN BIR HESAPLA DONDUKLERI IFADE EDILMISTI. YANI HADIS SOYLENIRKEN BU HESAPLANAMAZ DIYE DUSUNULMUS OLAMAZ.

    AYET DE DENILDIGI GIBI BIR HESABI VAR BU GEZEGENLERIN AYIN DUNYANIN VE GUNESIN. ALMANKALRDAN BAKARA ONUMUZDEKI YUZLERCE YIL HILALI BELIRLEYEBILIRIZ.

    ILETISIM CAGINDAYIZ COK TA ZOR DEGIL BIR SEHIRDE YADA YAKIN BASKA BIR SEHIRDE INSANLARIN HILLAI GORDUKLERINI BASKALARINA SOYLEMELERI. INSANIN GENETIGI GUNLUK AYLIK MEVSIM VE YILLIK DONGULERE GORE AYARLANMISTIR. SABAH GUNESIN DOGUSUNU SEYRETMEK BATISINA SAHIYLIK ETMEK RUHUNUZNUA VE BEDENBINIZE SAGLIK VERIR. HILALINDA GOZLEMI BENZER BIR SEKILDE TOPLUMSAL FAYDALARI OLAN BIRUYGULAMADIR.

    SAHSEN MOLLALARIN ITIRAZ YONTEMINI YANLIS BULSAMDA BILIMIN VE POLITIKANIN DINE YON VERMESINI MAKUL BULAMIYORUM.

  2. Ehli sünnete göre “akıl ile nakil çelişmez. Çelişirse, nakil akla göre tevil edilir.”
    İkisi de Allah tarafından gönderildiğinden aralarında farklılık olamaz. Varsa, elimizdeki nakli, elimizdeki akla/ilme göre tevil ederiz. Ehli Sünnetin presobi budur.
    Saygılarımla.

    • Nakli ilimde akli ilimde Allah vergisi. Allahın kendini bilmez kulları, hikmet bilmez bir eda ile bunları sorgulaması da buranın imtihan dünyası olduğunun ispatı. Semavi dinlerin en sonu en mükemmeli olan islamın özünde çelişki yoktur, kuran kainatın fihristesidir, insan da dünyanın fihristesidir.
      İman ve islamın temeli pozitif ilimlere birbir uygundur.
      Körenedir körene, görenedir görene.

  3. Dünya yuvarlak olduğuna göre Ay’ın görünülürlüğü her yerde aynı olmayıp coğrafyaya göre değişir (https://www.moonsighting.com/1440rmd.html ). Bu konuda çok şey yazılabilir, ancak uzatmak istemiyorum. Bu konuda ülke çapında veya dünya çapında birlik beraberlik isteniyorsa uygun veya ortalama bir günde karar kılınabilir. Neticede, birlik beraberlik mi isteniyor, yoksa “illa ben Ay’ı gözümle göreceğim, kendim karar vereceğim, gerisi beni ilgilendirmez!» diyen başına-buyruk gibi bir hal mi? Peygamberimizin, Allah’ın kudretinin bütün arşı kapsadığını zaten bildiği için şüphesiz evrensellikten yana ve bütün İslam aleminin birlik içersinde hareket etmesinden yana olurdu. Çünkü, İslam sınırlı bir bölgede intikal etmiş olmakla birlikte, bütün insanlığa hitab eder.

    «Din, Bilimin koştuğu pisti bilmez, bilim de dinin koştuğu kulvarı, onun bildiğini bilmez» saçma olduğu kadar kişiyi nacizane «şirk»e götürür. Bu nokta yazar efendiyi umarım tekrardan düşünmeğe, kendini daha iyi ifade etmeğe teşvik eder…. Bilimin araştırma konusu eşya iken, her zerresiyle eşyayı yaratmış olan ve ona tabiatını vermiş olan Allah’tır (Umarım yazar beyim buna bir itirazı yoktur. Varsa, ifade etsin yardımcı olabildiğimiz kadarıyla olmaya çalışalım). Bilim eşyanın tabiatındaki sistematiği bağımsız bir şekilde inceler, «nasıl»ları ayrıntılarıyla anlamağa çalışır, ve insanların anlayabileceği şekilde izah eder. Samimi ve akıllı bir dindar için «nasıl» konusu Allah’a imanın yanında bir teferruattır. Bilim, eşyanın tabiatını bağımsız bir şekilde, yani Allah’ın varlığına/dinlere bağlı olmaksızın, koşulsuz bir şekilde inceler. Bunlar arasında dindar olduğu kadar, dinsiz bilim insanları da vardır.

    Ancak, bir çok ateist bilim insanı bilimsel araştırma yaparken dahi bir noktada, Allah’ın varlığını kabul ettiklerini ifade etmişler ve “ateist inacı”ndan dönmüşlerdir. Yani, ateist iken belli bir süre sonra “imana gelenler” çoktur (misal: Meşhur fizikçi, Dr. S. Hawkins; DNA araştırıcısı, Dr. F. Collins). Hatta, bir felsefeci var ki, Dr. A. Flew, çok ilginçtir, yıllarca ateist iken sonradan «jetonun düşmesi»yle, «Vah, aptal başım! ben ne yapmışım!» şeklinde paniğe kapılanlardan. Dr. Flew, kırk yıllık araştırma ve düşünce hayatında dinleri birer aldatmaca olarak görmüş, tanımlamış ve eserleriyle bu konuda birçok kişinin ateist olmasına sebep olmuş biri. Ancak, yıllar sonra ”İnsanların benim önceki fikirlerimden etkilendiğini düşünecek olursak, sebep olduğum bu büyük zararı telafi etmeye çalışacağım” diyerek özür dileme noktasına gelmiştir.

    • S. Hawkins dine mi dönmüştür yani :))) Cahil olmanız sizin sorununuz ama cahilliğinizin yanında birde bu yaptığınız açıklama sizi fikren ve zeka olarakta sınıfta bırakmıştır. Bilmiyorsunuz, sorun değil. Ama yanlış bildiğinizi de iddia etmek ciddi bir sorundur. Lütfen Stephen Hawkingsin «dine» döndüğğne dair bir kanıt sununuz.. Sunamazsanızda özür dileyiniz. (Sunduğunuz kanıtın geçerliğliği çok önemli. Akit yada Yeni Şafak gibi gazetelerin üçüncü sayfalarından dip haberler olmasın lütfen)

      • Evet S. Hawkins, Tanrının varlığını kabul etmiştir. Ömrü vefa etseydi, işin ikinci kademesi olarak dine de dönebilirdi belki de (büyük ihtimalle İslama!). Merak etmeyin rastladığım referans yazı Akit veya Y. Şafakta değil, pek okumam. İngilizce biliyor musunuz? öyle bir kaynak size daha uygun olur. Bunu kanıtladığımda siz de burada “Kelime-i Şehadet” getireceğinize söz verin, söz mü?

    • Devlete bağlı üniversitelerin birinde Fizik derslerine giriyorum. Quantum Fiziği üzerine 4 tezim yayınlandı. İngiltere’nin en seçkin üniversitelerin birinden peşpeşe ödüller kazandım. Ve tüm bu bilimsel araştırmalarımda gördüğüm kesin olan bir şey var, oda; “Tanrı kesinlikle yoktur!” Çok merak ettim şimdi yorum yapan kişinin, bilimsel araştırmalar yaparken “Tanrı”yı bulduğunu iddia ettiği kişileri gerçekten araştırıp – araştırmadığını.. Çünkü saydığı tüm isimler, “Ateist” olarak ölmüşlerdir.

      Yorum sahibinin cehaleti şuradan bellidir; “Ateist İnancı” diyor. Ateizm bir inanç değildir. Bir din değildir. Bir ibadet şekli yoktur. Ama kendisi o kadar “kulaktan dolma yaşıyor ki” Ateizmi bir din gibi düşünüyor.

      Keşke birazcık okuyup, araştırsaydı. Sizin okuyup, herşeyin çözümü olduğunu sandığınız “bir tek kitap” varken, bilimin bir limiti yoktur.

      Yazarın yazdıklarına ise, tartışmadan imza atarım altına. Ocak Medya kadrosundaki diğer yazarları okuduğumda, Serkan Yıldız fikren kendime en yakın bulduğum yazardır. Özgür, bağımsız ve oldukça da entellektüeldir. Serkan Yıldız ile ocak medya’yı takip etmeye başladım. Ve aslında böyle farklı renklere “kral aslında çıplak” diyenlere daha çok ihtiyacımız olduğu bugünlerde, kaleminize sağlık Sayın Serkan Yıldız..

      Başarıyla ve taktirle kucaklıyorum sizi…

      • Fizik derslerini “Tanrı kesinlikle yoktur” makamında anlatıyorsanız ben size değil o çocuklara acırım. Konuyla ilgili yayınlanmış şu 4 tezinizi ve ödüllerinizi merak ettim! Kaynak gösterseniz diyorum? Önce kaynak, sonra konuya devam edelim.

CEVAP VER