Good Words Anoint A Man, Ill Words Kill A Man

2

O EN GÜZEL, en ümit, en garib münzevi, Hira Dağı’nda Rabbine yönelmişken geldi o meşhur ses:

İkra!

Dostunun O’na ilk hitabı, ilk kelimesiydi bu. Getiren elçi kadar kutlu bir müjdeydi bu:

Oku!

“Ama ben okuma bilmem!

Yaratan Rabbinin adıyla oku!”

Oysa, o asırların beklediği kelimeyi gönderen de biliyordu O’nun ümmiliğini. Veren, çok veren, çok cömert olan, her şeyi veren Rabbi ona bildiğimiz yazıyı, okumayı vermemişti. O ümmi idi bir. İki, O’na İkra, diye seslenen elçi, okuması için de bir kâğıt, yazılı bir metin getirmemişti. Ama yine de ona tüm sevecenliğiyle fısıldadı muştuyu:

İkra!

Hitab edilen ümmi idi, hitab edenin elinde okunacak bir kitap, bir sayfa da yoktu.

Neyi okuyacaktı O güzeller güzeli? Hayatı mı, kainatı, varlığı, eşyayı, kendisini, insanlığı, yıldızları, ateşi, böceği, ağacı, güneşi? Kısacası Rabbinin esmasını mı okuyacaktı en güzel okuyan?

“All words are pegs to hang ideas on” diyor Henry W. Beecher. Bütün kelimeler fikirlerimizi yüklediğimiz vesilelerdir. Öyle sevmeliyiz ki kelimeyi, orada İkra, orada Hira’nın misafiri ile karşılaşmalı, O’nun gibi okumalıyız.

Bizim yıldızlarımız kelimeler. Rabbin yıldızlaşmış hediyesidir kelime. Bize yolumuzu, sevgilerimizi, ruhumuzu gösterirler. Başımızı kaldırıp gökleri okumak yeterlidir göklerdeki kelimeleri keşfetmek, göklerden haber almak için.

Kelime bir davet, bir dua. Gönülden gönüle kurulan bir köprü. Bu köprüyü kuranlar da en az köprünün kendisi kadar önemli. Yüreklere zulmet, zindan, ateş tohumları ekmek de mümkün kelimelerle. Nurun, aklın, ilmin, ruhun, varlığın ilahi mesajlarını yüklemek de. Bunun içindir ki yıllar öncesinden Bediüzzaman kutlu bir söz aktarır bizlere:

“Elbette nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünûna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir. Hem, o Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân, cezâlet ve belâgat-ı Kur’âniyeyi mükerreren ileri sürdüğünden, remzen anlattırıyor ki: ‘Ulûm ve fünûnun en parlağı olan belâgat ve cezâlet, bütün envâıyla âhir zamanda en mergub bir sûret alacaktır. Hattâ, insanlar kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icrâ ettirmek için, en keskin silâhını; cezâlet-i beyândan ve en mukàvemetsûz kuvvetini, belâgat-ı edâdan alacaktır.’”

Bal gibi süzülen kelimedir belagat. Ruhumuzu okşayandır. Mûnisdir. Her kelime, her söz bir melektir. Çiçekler gibi. Sevilmek, öpülmek, incitmeden koklamak içindir.

Aslında söylenilen söz kadar bizim algılayışımız da önemlidir. “Hiçbir şey yoktur ki bu gök kubbe altında söylenmemiş olsun.” O kelimeleri sevgimizle, ruhumuzun genişliği, ufuklarımızla devşireceğiz. Kalabalık meydanlarda, işe geç kalmamak için koşuşturduğumuz gecikmeme vapurları ânında açmaz sihrini bize kelimeler. Durmak, dinlemek, anlamaya, kavramaya, çevrelemeye, nüansları fark etmeye çalışmakla açılırlar bize. Onların içini dolduran, senin kafan, senin ruhun, senin sevgin, yüreğin…

Köleler kelimelerin derinliklerini bilmezler. Onlar sadece makine vazifesini görmek için vardırlar. Makine aşksız, duygusuz, gönülsüz olandır. Köleler makinedir, makineler köle. Robotlaşan ve köleleşen insanlar içinse, sadece emirler, kurallar, yasalar, yasaklar ve inkarlar vardır.

Sözü kirleten, sözü eskiten, kelime ile yürekleri dağlayan, ruhlarımızı çığlıklar içinde boğan, sözü şeytanlaştıran, onu meçhule atan, insanı zalim, insanı öfkeli, insanı ruhsuz yapan Nemesisler az değil bugün. Nemesis intikam tanrıçası. Felaketi, sisli havaları, kaosu, cezalandırmayı seven…

Hesiodos “Bir de ölümcül gece Nemesis’i doğurdu, fani insana acı vermek için” der. Onlarca reklam, onlarca spot, onlarca dergi, gazete, site, nihilist bedenler, ruhsuz sûretler, sevgisiz ruhlar Nemesis. Hep Nemesis. Onlarca televizyon kanalı, radyo yayını hep Nemesis hortlağı. Adalet adı altında kişiyi ezen, ruhları aysberkleştirerek görünen yüzünden ziyade görünmeyen tarafıyla yok edici olan…

“Bir mum yak, karanlığa söveceğine” demiş düşünür. Nemesis’e karşı yakılan onlarca, yüzlerce, binlerce mumdan biri sen ol. Hepsini, ama hiç ayırt etmeden hepsini “bizimmiş gibi” hissediyor ve alkışlıyoruz. Bazıları küçültmeye, yokmuş gibi davranmaya çalışsa da; her yetişmiş insan, insan ve insanlık için büyük bir adım. Bu adımın hak, doğruluk, dürüstlük, Hira’nın sahibine layık olma adına atıldığını biliyoruz. Çünkü o nurlu kelimelerin hepsi, tertemiz Elçi’nin “İkra”sının kelimeye, söze dökülüşü. Çünkü kelimenin sahibi Nemesis değil. O, Rabbimizden bize gönderilen en güzel, en muştulu hediyelerden.

Kuşlara benzer kelimeler. Onları karanlık seslerle ürkütmeyelim. Metal çığlıklarıyla, eksoz dumanlarıyla, karanlık manşetlerle onu boğmayalım. Çünkü karanlık kelimelerle, asılsız boş sözlerle boğulan insandır, ruhlarımızdır, dünyamızdır. Kelimeyi ve sözü, kılı kırk yararak fısıldayalım varlık âlemine. Onlar şu an yaratılan meleklerdir. İncitmeyelim, kırıp dökmeyelim, ruhsuzlaştırıp karartmayalım. Böyle Nemesislere karşı da uyanık olalım. Adalet diyerek züccaciye mağazasına bir fil gibi giren yıkıcılara karşı kelimenin sevecenliğine, kibarlığına sığınalım.

“Kötü bir sözle karşılaştıkları zaman, uzaklaşıp giderler” diyor güzelliklerin Sahibi. Nemesisler artık hep gerilerde kalmalı. Yüzümüz, gözümüz, kucağımız hep yeniye, güzele, iyiye, müjdelere yönelmeli.

W. G. Benham’ın dediği gibi “Beter one living word than a hundred dead.” Zaman ölüleri ve ölüme mahkum olan Nemesisleri bir kenara bırakarak, yaşayan kelimeler söylemek, kelimelerin kutsiyetinde yaşamak, “bitmek bilmeyen kelime keşifleri” ile geleceğe ve yeni ufuklara bakma zamanıdır.

2 YORUMLAR

  1. Duygusallığı ağır bir yazı olmuş. Başlık Türkçe değil. O halde bir paragrafçık ile kökenine ve tabii ki Türkçe anlamına yer verilseydi daha iyi olabilirdi….

    • Bir an cemil meriç jurnal okuyorum sandim👏👌Yuregin duygularin en saf en berrak halinin halinin kelimelere yansimasi ancak bu kadar guzel olabilirdi..kiymetli hocam

CEVAP VER