İslam’ı bozan Müslümanların durum karnesi

2
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

Karar gazetesinin manşetten verdiği bir liste vardı, sanırım sizler de gördünüz. İslamilik endeksi, İslamilik ölçümü de diyebiliriz. Bu araştırma, İslam’ın temel prensiplerini esas tutarak ülkeleri ele alıyor, hangi ülkenin İslam prensiplerine daha bağlı olduğunu araştırıyor. Bu listede Müslümanların yaşadığı İslam ülkeleri diyebileceğimiz ülkeler gene çok ama çok aşağılarda.

İlk üç sıra: Yeni Zelanda, İsveç ve Hollanda…

Türkiye 25 basamak gerileyerek 95. sırada.

45. sırada BAE, 47. sırada Malezya ve diğer ülkeler.

Şaşırdık mı? Hayır.

Bizler zaten bunları yazıp-çiziyoruz.

Bu manzaraya Batı’nın oyunu diyerek bahane bulanlar yok mudur? Tabii ki, hem de çok.

Nereden başlasam diyorum, o kadar çok konu var ki, öncelikle bu işin müsebbibinden başlayalım.

Bu manzaraya sebep olanlar kimlerdir? Müslümanların kendileri. İşte bu yüzden, başlıkta rahatsız edici ifadeyi kullandım: İslam’ı bozan Müslümanlar….

‘İslam bozulmamıştır, İslam Rabb’in koruması altındadır, sen kim oluyorsun bunu söylüyorsun’ vb. gibi cümleleri duyar gibiyim.

Bozulan İslam değildir, bozulan ya da Müslümanların bozduğu İslam’ın anlaşılması ve İslam algısıdır.

Müslümanlar, Yahudilere o kadar çok kızarlar ki, bir sebebi de şudur: ‘Yahudiler kelimeleri eğip bükerler, onlara güvenilmez…’

İşte aynı bunun gibi, Müslümanlar İslam’ı eğip-büktüler. Bu yüzden İslam’ı bozmuş oldular.

Peki bu bozulma ne zamandır var?

Bu bozulma, İslam’ın siyaset aracı olarak kullanılmasıyla başladı ve o gün bu gündür devam ediyor. Gün oldu siyasi iktidarın emrine giren İslam alimleri bozulmaya destek oldu, gün oldu devletler kendi çıkarları için bu bozulmayı hızlandırdılar.

Peki hiç düzgün kişiler ve dönemler olmadı mı?

Tabii ki onlar da oldu ama genel çoğunluk baskın geldiği için seslerini çıkaramadılar. Mesela İmam-ı Azam Ebu Hanife… Siyasi iktidara karşı durdu ve zindana atıldı, zindanda vefat etti. Mesela İslam düşünürleri… Onlar da çok çalışmalar yaptılar ve Müslümanların önünü açacak faaliyetler yaptılar ama karşılarında hep İslam’ı durağanlaştıran zihinler, kişiler, akımlar ve dini gruplar oldu.

Müslümanlar kendilerinden ve İslam dünyasının durumundan memnunlar mı?

Bu sorunun cevabı acıdır ki siyasi olmak zorunda. Şöyle:

Yönetimde olanlar memnun, yönetimde olmayanlar memnun değil.

Yönetimde olanlar neden memnun? Çünkü sorumluluk onlarda ve memnun olmasalar kendileriyle çelişmiş olacaklar.

Bu sorunun cevabında bile siyasilik olması İslam’ a uygun mu? Kesinlikle uygun değil. Çünkü İslam siyasi bir din değildir. İslam’ın amacı yönetimde olmak ve ısrarla yönetimde kalmak da değildir.

İslam’ın yönetimle ilgili tavsiyeleri vardır ama tek amaç yönetim değildir.

Bir örnek vereyim: Zekat konusu. Zekat devletin aldığı vergidir ve bunun için zenginlik sınırı vardır. Ramazan ayındayız ve gene zekatlar verilecek. Acaba kaç Müslüman İslam’daki zekatı araştırarak, doğru olan davranışı sergileyecek. Belki de çok az kişi. Peki neden? Çünkü onlar adına düşünen, karar veren hocalar, camiler, dini gruplar var. Onlar bunları ceplerine indirmek için envai çeşit hikaye okuyacaklar.

Siyasi cevaplar olduğu müddetçe İslam’ın bozulması ve bu bozulmanın derinliği artacaktır.

Müslümanların anladığı İslam algısı artık tıkanmıştır. Ne çağımıza, ne de gençlerimize, yeni nesillere cevaplar verememektedir. Hala bundan rahatsız olmayanlar ise İslam’ı ‘mış’ gibi yaşayan Müslümanlardır.

İki örnek vereceğim, birisi ülkemizden diğeri de Almanya’dan:

Ülkemize gittiğimde geri dönüş yapıp orada yaşamam için ısrarcı davrananlar çok olur. Onlarla konuşmalarımızın ilk bölümü, ülkemizin ilerlemesi-zenginleşmesi-kalkınma gibi konular etrafında geçer. Nokta atışı kabilinden sorularımla konu şöyle evrilir: ‘Evet, kalkınma ve zenginlik oldu ama ahlaken çöküntü var, büyük-küçük saygısı bitti, dindarlar bile çok değişti, insan güvenerek sokağa çıkamıyor…..’

Ne var burada?  ‘Mış’ gibi yaşamak. ‘Herşey çok güzelmiş’ gibi yaşanan bir hayat ama deşelediğinizde altından başka şeyler çıkıyor.

İkinci örneğim Almanya’dan:

Yaşadığım şehirde çocuklar ve gençler için İslami eğitim çalışması başlatmaya niyetlenmiştim. Projeler, çalışmalar, gençlerle meşgul olup onları İslami konularda yetiştirme gibi. Aynı şehirdeki camilerin hocaları hemen set koydular ve şunu dediler: ‘Sinan hocam, biz o bütün çalışmaları yaptık, boşuna yorulma….’. Hangi çalışmaları ve ne zaman? Cevap yok…

Aradan geçen uzun yıllardan sonra aslında cevabın ne olduğu tam netleşti: ‘Klasik İslam algımız önemli. Biz tezgahı kurduk ve sen de o tezgaha çomak sokmaya kalkma. Ramazan hatimi, mevlüt, hac-umre organizasyonu, çocuk okutma parası, cami derneklerine üyelik ücretleri, Kadir gecesi özel para toplama merasimi, cumaları cami için ‘faizden camimizi kurtarma’ parası toplama (Almanya’da camiler faizli kredilerle alınır, hutbelerde faiz haramdır nidaları atılsa bile), kurban bağışları, fitre ve zekat paraları toplama, helal et satışı yapılan cami bakkalları ve daha neler neler….

Tezgah ve devre bu kadar güzel kurulmuşken, kim bu tezgaha çomak sokulmasına izin verir?

Kimse izin vermez, hele ‘mış’ gibi yaşayan Müslümanlar asla…

Masum ve hiçbir şeyden habersiz Müslümanlar da seslerini çıkaramazlar. Neden mi?

Çünkü KORKU İMPARATORLUĞU var.

Günahla ve ateşle desteklenen kocaman bir KORKU dünyası… Bu korkuyu salanlar kimler? Hocalar, dini gruplar, camicilik yapan dini gruplar….

Sonuç ?

İslamilik ölçümünde gene sınıfta kalan Müslümanlar…

Hayırlı Ramazan’lar diliyorum…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

2 YORUMLAR

  1. Sinan bey yine bam tellerine dokunmuşsunuz. Bugün Fatih Altaylı’nın yazısını okudum ve muhafazakar olarak kendini tanımlayan siyasilere kendi anlayacakları dilden çakmış.Şu hale bakınki aklı başında Müslümanların tenkit etmeleri gereken konularda (ancak korku mu dersiniz yoksa menfaatın gitmesinden çekinmeden mi dersiniz) onlar susmuş Altaylı gibi dün Müslüman bacılarımıza inançlarının gereğini yerine getirmelerinden dolayı eleştiren kişi bu gün hey muhafazakar dindar geçinenler ne oldu size dün başka bugün iktidar olup parayı ,masayı,makamı görünce başka der gibi”haram helal ver Allah rezil kulun yer Allah”deyip ‘HANIM ELİ SIKMAYAN TAKKESİZ NAMAZ KILMAYAN HALLERE BİR ŞEY OLDU’ diye de bir yazı eklemiş.Allah kimselere bu hallere düşürmesin.Hırs ,makam,kadın,para işte insanları sapıttıran unsurlar.
    Birileri kendi çıkar ve menfaatine uygun bir din(hayat tarzı yaşantı biçimi) çıkarıyor ve bunu kutsuyor.Halbuki Yüce yaratıcımızın bizden razı olduğu din(hayat tarzı yaşantı biçimi) bu değil.Ebu cehil Allahı inkar etmiyorduki o kendi çıkarına uygun kurmuş olduğu hayat düzeninin tevhit anlayışı ile yıkılacağını bildiği ve hegemonyasının biticeğini bildiği için inkar yolunu seçip cehaletin odağı oldu.sanırım günümüz modern cahiliye döneminde de bu zihniyette olanların aynı yolu heleki din adına Allah ile aldatarak takip ettiklerini görüyoruz.Ahhh basiret ,ahhh feraset,okumayan ,düşünmeyen,akletmeyen (başkallarının kendi yerine düşünmesini yeterli gören)sorgulamayan ve körü körüne ahmakça bir sevginin peşine takılan bir toplumda bu tür yaklaşımlar maalesef pirim yapıyor.

  2. Çok doğru ve güzel tespitler, madde hakim olmuş mana ezilmiş. Para herşey in önüne geçmiş. İslam ı siyasete alet edipte basitleştirmek özelliklede Müslümanım diye geçinen yada Müslüman diye seçilmiş siyasilerin bazı cahil kesimi kandırma ve bu yolla rant, servet edinme malzemesi haline getirilmiş. Tabiki İslam ı koruyan Allah. Herkes hakkına düşeni alacaktır; mükafat ya da ceza.

CEVAP VER