Tatile Giden Suriyeliler

9

Son bir kaç gündür gerek sosyal medyada gerekse bazı “Neonazi” köşelerde bir bağırış – çığırış kopuyor. “Bayram için ülkelerine tatile giden Suriyeliler neden sonra geri dönüyorlar?”, “Tatile gidebiliyorsa onları geri almayalım”, “Bayram sanırım sadece onlara…” gibi son derece çağdışı açıklamalara şahit oluyoruz.

Bu konuyu daha önce de işlemiştim ama sanırım tekrar zamanı gelmiş. Çünkü bizler bir şeyi fark edemiyor ya da göremiyoruz. Daha da kötüsü bunda ısrar da ediyoruz. İlki; Suriyeliler oraya, bayramı kutlamaya gitmiyorlar. Çünkü hiç gitmemiş olsanız bile “Bayram Tatili” için ideal bir yer olmadığını sizler de biliyorsunuzdur.

Evet, oraya Suriyeliler gidiyor ve bu sayı öyle sanıldığı gibi yüzbinlerce değil; sadece 7.000 (Yedi bin) kişi… İlki; neden gittikleri? Dedik ya, amaç bayram tatili değil. Arkada bıraktıkları aile üyelerini, eşlerini, dostlarını bulma çabası… Kaybettikleri ile buluşma hayali… Kim bilir belki de ölmüş atasını – büyüğünü bir ziyaret… Belki de arkada bıraktığı malına – mülküne sahip çıkma telaşı? Yani yılda iki kez gerçekleşen bu ziyaret her iki devlet tarafından “Geri döndüklerinde sahip olduklarını tekrar alma garantisi” olarak düşünülüyor.

Tabii bir de işin şu kısmı var: oraya giden 7.000 Suriyeli öyle safariye çıkar gibi dilediklerince gezemiyorlar ülkelerini. Astana Süreci gereğince Rusya – Türkiye – İran tarafından belirlenmiş ve adı ironik bir şekilde “Güvenli Bölge” ilan edilmiş, daracık bir alana giriş yapabiliyorlar. Yani ailecek gidip de Banyas’ta, Lazkiye’de, Akdeniz’in serin sularında yüzemiyorsunuz. Palmira bölgesindeyse eviniz, barkınız, atanızın mezarı oraya da giriş yapamıyorsunuz. Astana’nın belirlediği dar bir yere girip, sevdiğiniz, aileniz ya da arkada bıraktığınız birinin de ölmeden, sağ salim oraya gelmiş olmasını umut ediyorsunuz.

Tatile gidebilen Suriyelilerin neden döndüklerine dair sizlere bu semptomun bir de “Diplomatik ve Bürokratik hatta Siyasi” boyutunu belirteyim: Evet Devlet (her iki devlet) yılda iki kez bu Göçmenlerin kendi ülkelerine gitmesine / girmesine izin veriyor. Bunun en önemli ve geçerli sebebi, o göçmen vatandaşlarının kendi topraklarıyla organik ya da inorganik bağlarını koparmamaları ve muhafaza etmeleri… Veyahut gittikleri bölgenin güvenliğinden emin olduklarında orada kalma kararı vermelerini teşvik etmek istiyor. Hatta belki ülkelerinde kalmayı ikna edebilmek için bu durumu bir fırsat olarak görüyor bile olabilir. Bu sebeple yılda iki kez bu bağları tazelemek adına ülkeler arasında bu tip geçiş izinleri ortaya çıkabiliyor.

Bazı Neonaziler diyor ki; “Yahu adam ülkesine tatile gidebiliyorsa gelmesin o zaman geri.” Uluslararası İlişkilerde çok basit bir kural vardır. Mülteciler, iki ülkenin izni doğrultusunda ülkesine giriş yaptığında, resmi olarak belirlenmiş o süre sonunda göç ettiği ülkeye dönmek zorunda. Eğer dönmezse “Mülteci” haklarını kaybeder ve tekrar en başından tüm o zorlu yolları geçmek için uğraşır durur. O süre içerisinde “giriş / çıkış” yapmalı ki hakları baki kalsın. Yoksa gidip kalmaya karar verirse, bu durum göç ettiği ülke tarafından; artık o ülkesinde kaos ortamı düzelip, orada yaşamaya karar vermiş sayılır ve ancak pasaportla vaktiyle göç ettiği ülkeye girebilen yabancı sınıfına girer. O süre içerisinde mecburen dönmek zorunda anlayacağınız. Yani sanıldığının aksine o adam ülkesine “Çılgın Suriye Geceleri” veya “Akdeniz’in Serin Suları” ya da “Humus Ziyafeti” çekmeye gitmiyor zaten…

Bir masum bebek sahillerimize vurduğunda, hepimizin kalbinin ne kadar acıdığını hatırladınız mı? Ama şimdi, çarşıda – pazarda – nargile salonunda hatta mesire yerlerinde gördüğümüz her Suriyeli, Lübnanlı, Afgana, “o iğrenç – ilkel ve ırkçı bakışlarımızla” yerimizden kalkıp, o sahile vurmuş Aylan bebeğe bir tekme de biz atıyoruz. Oysa o hafta hepimiz Suriye’de savaşmak için gönüllüydük. Gelgelim, balık hafızasına sahip bir toplumda yaşıyoruz…

İttihatçı ve Sosyal Faşizmin tüm zihinleri şekillendirdiği bugünlerde, bu feodal anlayışın bir karşıt adres oluşturma gayreti sonucunda sosyal medya hesaplarınızdan, hatta iftar yaptığınız arkadaş gruplarınızın içinden, ya da kaldırımda yürürken gördüğünüz / görmediğiniz her sığınmacıya tekme atmak yerine onlara ellerimizi uzatmamız, omuz vermemiz hatta onlarla omuz omuza “diktatörlüğe ve halk düşmanlarına” karşı mücadele etmemiz gerekmez mi?

Mayıs ayında Baasçı Saldırgan Orduların Rusya desteği ile gerçekleştirdiği İdlib Saldırıları sonucunda; Birleşmiş Milletler ve Suriye Sağlık Kuruluşları, 15 hastanenin zarar gördüğünü ve kullanılamaz hale geldiğini, 180.000 insanın yerinden edildiğini, 16 insani yardım örgütünün tüm faaliyetlerini askıya aldığını ve bu saldırılar sonuncunda 1.5 milyon insanın acil insani yardıma ihtiyaç duyduğunu bildirdi. Bu resmi bir rapordur. Ve bu rapora bakılırsa, 9 günlük bayram tatili için özellikle gidilmesi – görülmesi ve tüm yorgunluğun atılacağı ideal bir turistik yer gibi durmuyor Suriye sanki?

O zaman neden böyleymiş gibi davranıyoruz? Yarın bizim o duruma gelmeyeceğimizin bir garantisi var mı? Ufuk Uras’ın dediği gibi; “Aylan bebeklere sözümüz var…” Evet, sadece benim, sizin değil hepimiz o gün söz verdik… Ya kendi verdiğimiz sözden vazgeçerek onurumuzu ayaklar altına alalım yada verdiğimiz sözü tutalım. Bu kadar basit işte…

9 YORUMLAR

  1. İnsani ve islami değerlerimizi kaybede kaybede, ben merkezli bakar olduk. Benim keyfim bozulmasın, nargile tokurdatılacaksa sadece ben tokurdatayım. Dışlamaya çalıştığımız bir mazlum, bir insan ve bir müslüman. Başkasının derdi ile dertlenmeyene Allah öyle bir dert verir ki feleğimiz şaşar. Dünyanın imtihan dünyası olduğu gerçeği sadece şekilsel ibadetlerden ibaret değil, islam bir toplum dini ve öz kardeşten daha öte bir kardeşlik öngörmüş müslümanlar arasında.

    Sahi biz gerçekten müslümanmıyız !?.

    • Abuzer bey!insanlığı dini,dili,ırkı,milliyeti olmaz.yorumunuza üzülsemmi utansammı bilemedim.islam öz kardeşten daha ötede dünyanın başka yerinde zulüm gören,eziyet çeken insanlar sırf müslüman deyil diye müstahakmı onlara yani.söylermisiniz bana sizin tapınak şovalyelerinden,yahuda şahitlerinden yada yazarın dediyi gibi neonazilerden ne farkınız var.yazık!

    • Gerçek anlamda kim müslüman ki? pek çoğu nefsinin kölesi, ezbere müslüman! hem de bilmem kaç nesildir anadan doğma, zincirleme devam eden bir olaydır bu! gerçek anlamda Suudilerin müslümanlığından şüphe edilir ve hatta genelleştirme ile bütün arap aleminin, ve İran ve Türkiyenin müslümanlığından şüphe edilir. Tabiki her yerde gerçeğe yakın bireylsel müslümanlıklar var ve bunların yeri-değeri ayrı. Ancak, ayrı ayrı ulusal marka at gözlükleri verilen ülke yöneticilerinde evrensel anlamda/uluslar-üstü bir müslümanlık var mı(ıydı)?!

      Türkiye dışında bu ülkelerin özkaynakları, özellikle petrolleri bol. Bu bolluk sanayi devriminin başladığı yıllarda pekala biliniyordu. Hangi arap ülkesi çıkıp “bu doğal kaynaklar bölgemizde Allah’ın bahşettiği birer nimettir. Bölgedeki bütün müslümanların bunlarda hakkı var. Bu konuda Allah rızasına uygun işbirliği yapmalıyız. Kaynaklarımızı belli oranda birleştirmeli ve ortak kalkınma projelerine/yatırımlara ayırmalıyız. Allah indinde bu işten sorumluyuz diyebildi”. Eskiden sınırlar mı vardı? Sınırların olmadığı Osmanlı döneminde hristiyan emperyalistlerin oyunlarıyla sınırları empoze ettiler, Osmanlı’yı elbirliği ile hallettiler. Kağıt parçası dolarla sattılar müslümanlıklarını? Hiçbir müslüman ağırlıklı ülke, sanayi devrimine ayak uydurarark ciddi bir gelişme gösteremedi. Gelişememişlik ortak bir dert olarak devam etmekte. Bu dertle dertlenilmediği içindir ki başımıza gelmedik kalmadı. Ortadoğuda kan durmadı. “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde, ülkeler bazında nefsinin kölesi olanları başka nasıl bir tecelli bekleyebilirdi ki? Ümmetin sağlığı açısından, Allah indinde sorumluluk petrol gelirleriyle orantılı dense pek yanlış olmaz!

  2. Yazınız güzel de, 3-4 milyon Suriyelinin Türkiye’de uzun yıllardır bulunmasının yarattığı haklı tepkileri göz ardı etmişsiniz. Tepki gösterenleri neo-nazi, sosyal faşist diye nitelemeniz doğru olmamış.

  3. Arkadaşlar yanlış anlamayın ama bizim burda çalışan suriyeliler var ülkelerine bayram tatiline gidiyorlar şimdi bu yazıda bahsettikleri gibi degil 10 günlük tatile gidiyor ve diyorki 2 gün ablamda 2 gün amcaoglumda 2 gün şurda vs vs bide gelirken yanında 2 kişi daha getirecegini söylüyor kime inanalım yanımızda yaşayanamı burda görmedem bilmeden duygusal takılıp yaşamayanamı?

  4. Türkiye büyük bir ülke, suiyelileri sığdıramadınız ya. İnsanlığın yardılışından bu yana bütün insanları Allah dünyaya sığdırmış siz Allah a büyüklük taslayıp burası benim mülküm kimseyi hele suriyeliyi barındırmam diyorsunuz. Allahın cehennemi de büyük herkesi sığdırır unutmayın.

    • Dünyadaki bütün garibanları Türkiye’ye toplayıp sevap kazanalım o halde. İnsaf diye bir şey var değil mi, Suriyeliler konusunda ölçünün kaçtığı çok açık.

  5. Yazar bu yazısında ben yarıçaplı mikro kişiliklere, insani özelliklerin fersah fersah kapsayıcılığından, barındırdığı niteliklerden ve ahde vefanın öneminden dem vuruyor. Gelin görün ki ülkemde o kadar dar kafalı, bencil insan var ki at gözlüklerini çıkarsalar dahi görebilecekleri alan değişmeyecek. Ülkenin huzur bulması için Suriyelilerden değil de bence onlardan kurtulmak lazım zira Suriyeliler gitsin diyen cenah, vicdanının sesini kısmış, insanlıktan nasiplenememiş ya da nisbi olarak sahiplenmemiş diyelim, benliğinin esiri olmuş insan müsveddeleridir, bu tipler fırsatını bulduklarında çalarlar, açığa çıkmayacağını düşündüklerinde memlekete ihanet dahi ederler. Memleketimizin geri kalmasının belki baş müsebbibidirler. Şahsi menfaatlerini daima memleket menfaatlerinin üstünde tutarlar. Çünki vicdanının sesini kısabilmiş insancıkları uyarabilecek, doğru yolu gösterecek bir iç sesleri yoktur. Bunlarla her an karşılaşabilirsiniz, farketmeniz için çok çaba safetmenize gerek yok; örneğin trafikte; trafik yoğunlaştığında keyfi olarak emniyet şeridine dolanların tamamı bu gruptandır, rüşver alanlar, verenler, ihaleye fesat karıştıranlar, müşterisini dolandırmaya çalışan esnaflar, istanbulda selde zarar gören malları yağma için il dışından gelenler, depremde çoğu kişi can derdindeyken hırsızlık için gayret edenler… liste uzar gider.. şimdi siz bu kesimden Suriyeliler için bir merhamet kıvılcımı bekleyebilirmisiniz, ölen bebeklerden, din kardeşliğinden, kadim kültürden, erdemden bahsedebilirmisiniz…

CEVAP VER