Seçimler, SPD-Nahles ve Kudüs yürüyüşü

1
Sinan Eskicioğlu
1974 yılında İzmir'de doğdu. İzmir İlahiyat'ta lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılından beri Almanya'da yaşıyor. Çeşitli kuruluşlarda Din Eğitim ve Öğretimcisi olarak faaliyette bulunuyor. Yayınlanmak üzere kaleme alınmış çeşitli roman ve kitapları bulunmaktadır.

AP seçimleri sonrasında resim daha da netleşmeye başladı. Aşırı sağcıların ve Yeşillerin oylarını arttırmaları karşısında merkez partilerin oylarındaki aşırı düşüş, bazı kararların alınmasına sebep oldu. Bunlardan ilki CSU’nun (Hristiyan Sosyal Birliği) onursal başkanı ve İçişleri bakanı Horst Seehofer’ın politikayı bırakacağını duyurması.

İkinci ve daha önemli olan gelişme de SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) genel başkanı Andrea Nahles’in istifa kararı.

AP ve Bremen Eyalet Meclisi seçimlerindeki aşırı oy kaybı, parti içinde kurban arayışını başlattı diyebiliriz. Parti içinde sesler yükseldi ve Nahles bu kararı aldı.

Genel Sekreter Lars Klingbeil bazı konularda hatalı olduklarını belirttiğinde, aykırı sesler içinde olanlardan mı acaba diye düşündüm. Çünkü Klima politikası ve Dijitalleşme konularında eksik kaldıklarını kameralar karşısında çekinmeden dile getirdi.

Nahles’ın bu kararı koalisyon ortakları tarafından da yadırgandı ve eleştirildi. Sebebi de koalisyonun tehlikeye girecek olması.

Koalisyon kurulmadan önce de SPD içinden sesler yükselmiş ve dışarda kalınması gerektiği vurgulanmıştı.

SPD’nin oy kaybının sebeplerini masaya yatırmak gereklidir bence.

Sosyal demokrat bir partinin sosyal demokrat politikaları öncelemesi gerekirdi ama SPD bunu başaramadı. Dar gelirlinin geçim sıkıntısı, emekli maaşları, hayat pahalılığı ve sağlık-hizmet sektöründe yapılması gereken iyileştirmeler hep ötelendi. Bunların üzerine milliyetçilik akımları ve gençlerin daha fazla ‘çevre’ düşünceleri de eklenince, SPD çözüm sunmakta zorlandı ve aşırı oy kaybına uğradı.

Partiyi geçici süreyle başkan vekili Malu Dreyer idare edecek. Bana kalırsa, Dreyer Nahles’den daha başarılı olabilir. Duruşu ve karizması buna müsait. Ama sanırım o da, sürekli inişte olan bir partinin sorumluluğunu almak istemez.

Merkez partilerin çözüm sunmakta aciz kalmaları tabii ki de AfD isimli aşırı sağcı partinin oylarını arttırmasına sebep oluyor. Bir de bunun üzerine hayat pahalılığıyla boğuşan insanların ‘Suriyeli sığınmacılar’ konusuna yaklaşımlarını da eklersek, gidişatın pek iyi olmadığını söyleyebiliriz. Gazetemiz yazarlarından sayın Mehmet Tekelioğlu AP seçimlerinin sonuçlarını, sonuçlarına etki eden yabancılar ve İslam ülkeleri konularını ve sonuçlarının nasıl sonuçlar doğuracağını çok iyi ele almıştı, okumanızı tavsiye ederim.

AP seçimlerinin sonuçlarına etki eden faktörler arasında, yabancılar, sığınmacılar ve İslam ülkeleri önemli yere sahip. Artık dünya global bir köy ve ‘Butterfly etkisi’ çok daha fazla hissediliyor. Bundan dolayı da kimse şunu diyemez: ‘Ben tek bir birey olarak büyük siyasete nasıl etki edebilirim ki?’

Almanya’daki yabancıların ve sığınmacıların hal ve hareketleri sokaktaki insanın düşüncesine etki ediyor, politik söylemler ve negatif demeçler de üzerine eklenirse, insanların düşünceleri milliyetçi akımlardan kolay etkilenebiliyor.

Ülkemizde bile böyle değil mi? Sığınmacılar konusunda aşırı sağcı söyleme girerek, ‘Gruppenbezogene Menschenfeindlichkeit’ grup endeksli/bağlantılı insan düşmanlığı her geçen gün artmakta. Ülkemizde böyle olabiliyorsa, 2. Dünya Savaşı zamanında bunun en tepe noktasını sergilemiş olan bir ülkede olacakları düşünün. Açıkçası çok daha kolay ivme kazanır ve Allah muhafaza sonu alınmaz bir sonuca gidebilir.

İkinci Dünya Savaşı demişken de Berlin’deki Kudüs yürüyüşünden bahsetmek istiyorum. Nedir bu Kudüs yürüyüşü? Nakbe gününü anma adına yapılan bir yürüyüş. Bu yürüyüşlerin ilki ne zaman olmuş biliyor musunuz? İran İslam devriminin lideri Humeyni’nin çağrısı ile 1979 yılında… İlginç, öyle değil mi? Size ilginç gelmemiş olabilir ama bana çok ilginç geliyor….

1980 yılından beri de Almanya’da bu yürüyüşler yapılıyor. Geçen sene yürüyüş esnasında Hizbullah bayrakları da açılmıştı.

Bu yıl yapılan yürüyüşten de bilgiler vereyim.

İsrail karşıtı olarak yapılan bu yürüyüşe katılanlar otomatik olarak Yahudi karşıtlığı da yapıyorlar. Zaten katılan insanlar için bu durum Allah’ın emri gibi. ‘Yahudi düşmanı’ olmak sevap ve hem de nasıl sevap. Katmerli sevap onlar için.

Kimler vardı yürüyüşte?

Hamas ve Hizbullah sempatizanları… Bu çok doğal öyle değil mi. Peki daha başka kimler vardı?

İşte bu çok garip olacak: ‘Neonaziler…’

Şimdi düşünelim.

Oraya katılan İsrail karşıtı insanlar, az önce dediğim gibi, otomatik olarak ‘Yahudi düşmanlığı’ da yapıyorlar. Neonaziler de zaten oldum olası ‘Yahudi düşmanı’.

Katılımcı Müslümanlar da seviniyorlar, kendilerini destekleyen Almanlar var diye.

Peki şu soru akıllara gelmiyor mu?

‘Yahudi düşmanı olan Neonaziler daha sonra kimlerin düşmanı olacak?’

Tabii ki de yabancıların, Müslümanların ve diğerlerinin…

Kudüs yürüyüşü İsrail politikalarını protesto için ise, neden bu yürüyüşe ‘Yahudi düşmanlığı’nı da ekliyorsunuz?

Öncelikle sizlerin Antisemitizm’e karşı durmanız gerekir.

Önce sizlerin ‘Yahudi düşmanlığı’ yapmak gruba bağlantılı insan düşmanlığıdır demeniz gerekir.

İsrail’in politikalarını eleştirmek için ‘Yahudi düşmanlığı’ yapmak, Allah’ın ayetlerine karşı gelmektir. Neden mi?

Çünkü ayette çok açıktır: ‘Şüphesiz iman edenler; yani yahudilerden, hıristiyanlardan ve sâbiîlerden Allah’a ve ahiret gününe hakkıyla inanıp sâlih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır...’ (Bakara,62)

Yaptığınız ‘Yahudi düşmanlığı’ ile Yahudi kökenli insanların arasında tek bir kişi bu özelliklere sahipse ve sizler ‘Yahudi düşmanlığı’ ile bu kişinin hakkına tecavüz ediyorsanız, ahirette o Yahudi kökenli kişinin hakkını ödeyemezsiniz.

Neden mi?

Allah, “benim karşıma ‘kul hakkıyla’ gelmeyin” diyor da o yüzden…

 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

1 YORUM

  1. sinan hocam yazıyorsun yazıyorsun ama nafile.almanya da yaşayan türklerin yüzde kaçı islam dini hakkında diyanet ve cemaat görevlilerinin anlattıkları dışında bir şey biliyorlar ki.
    kaç tanesinin elinde okuduğu bir kitabı görüyorsun.
    Almanyanın kendilerine sağladığı bütün nimetlerden yaralanıp türkiye de olan biten üzerine sağırlar.
    yahudi düşmanlığında neonazi denen faşist ırkıçı şovenist dazlak güruhu ile kolkola yürüyebiliyorlar.
    sanki türkleri döven evleri içlerindeki insan ve çoluk çocuklarla yakan onlar deyilmiş gibi.
    israilin filistinde yaptığı zulümler nedeniyle var olan yahudi düşmanlığım hiç bir zaman hitlerin onlara yaptığı zulümü haklı kılmadı.
    sizin yazılarınız ve araştırmalarımla bugün israil de israilin filistinde yaptığı zulme karşı çıkan ve protesto eden israil polisinden dayak yiyen hatta canının kaybeden yahudiler olduğunu gördüm.
    ırkçılık insanı bilhassa müslümanı tüketen bir olgudur.
    müslüman ülkeleri yönetenler ve israil yönetimi bunu kaşıyarak toplulukları arasındaki düşmanlığı körüklüyorlar.
    bu gidişin sonu hiç hayra alamet değil.

CEVAP VER