Siyasetname’nin Fasılları…

0

Bugünün devlet idaresini elinde bulunduranlar, ya da bu iktidarı elde etme çabasında olan kesimler, geçmiş siyasi ve devlet idare tarihimizin ne kadarına vakıflar acaba?

Tarihimizdeki eylem ve muamelelerin ne amaçla yapıldıklarını, sonuçlarını ve etkilerini bilmek ve bugünleri bilerek yaşamak, devlete güç mü verir güçsüzlük mü!

Hatta kendilerine yapılanları, engellemeleri bile hatırlasalar, hem kendi siyasi gelecekleri, hem de ülkemiz için daha sağlıklı birer tembih olmaz mı?

Devrin padişahlarına ve devlet ileri gelenlerine, dolayısıyla daha sonra bu görevleri üstleneceklere yol göstermek, tavsiyelerde bulunmak gayesiyle kaleme alınan, siyasetname türündeki eserlerin çok eskilere giden bir geleneği vardır.

Örneğin Selçuklu Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün kaleme aldığı Siyasetname, yaygınlığı ve tekinliği yanında muhtevası bakımından da önem arz etmektedir.

Nizamülmülkün siyasetnamesinden bazı öğütleri hatırlamakta yarar var

Beşinci fasıl

Siyasetname’ye göre; “kendilerine “ıkta” verilen sipahilerin halka nasıl muamele edeceklerini bilmeleri gerekir. Kendilerine bırakılan malı alınca eğer halka iyi muamele ederlerse ne ala. Fena muamele ederlerse halkın bedeni, malı, evladı, tarlaları ve aletlerinin ondan emin olması için malı elinden alınır. Sipahilerin bunlara el uzatmaya hakkı yoktur.

Bunun haricinde hareket eden sipahinin – diğerlerine ibret olması için – elinden ıkta’sı alınarak cezalandırılır. Hakikatte onların, toprağın ve halkın sultanın olduğunu bilmeleri gerekir.

Padişahlar, zayıf ve hastaların haklarını düşünürler. Memurlarına, sipahilerine ve kullarına bu dünyada ün, gelecek dünyada da kurtuluş için ihtiyatlı olmalarını emrederler.

Sipahilerin ve vergi memurlarının çok zengin olmamaları, özel bir kale yaptırmamaları, kötü düşüncelere kapılmamaları, halka iyi ve doğru muamele yapmaları ve vilayetleri onarmaları için iki senede bir değiştirilmeleri gerekir şeklinde özetlenebilir öğütlerde bulunmuş.

Günümüzdeki makam ve mevki sahipleriyle bu öğütleri karşılaştırın bakalım!

Ne kadarına uyuluyor bir düşünün..!

Makamlarına güç ve zenginlik mi katıyorlar? Yoksa makamlarından güç ve zenginlik mi kazanıyorlar?

Altıncı Fasıl

“Memleketteki kadıların durumlarının teker teker bilinmesi gerekir. Onlardan ancak alim, zahid ve zalim olmayanlarına vazife verilmeli, her birine devlet bütçesinden gündelik veya aylık verilerek yerlerine gönderilmelidirler…

Cehaletle, kasten ve huyla gereği bir hüküm verip onu tescil ettikleri zaman, diğer hakimlerin o hükmü imzalayarak padişaha bildirmeleri, onun da böyle hüküm veren kadıları azlederek cezalandırmaları gerekir

Eğer bir kişi kibirlenir de kendisine ceza verileceği zaman, kadı huzuruna çıkmazsa, o büyük kişi de olsa cebren hakim huzuruna çıkarılmalıdır…

Memleketin ayakta durabilmesi için Hz. Adem’den zamanımıza kadar hiçbir padişah adaleti hakim kılmak için suçluyu cezalandırmaktan çekimser kalamamıştır.”

Peki günümüzde “yargı kurumu” nasıl bir yol izliyor sizce?

Bağımsız yargı(!) hak edileni uyguluyor mu? Uygulamayan yargı mensupları gereken cezayı görüyor mu?

Olmayan yetkileriyle devleti, siyaseti ve toplumu dizayn etmeye çalışıyorlar mı? Çalışmıyorlar mı?

Yedinci Fasıl

Vergi memuru (amil), kadı, emniyet müdürü (şahne), belediye reisi ve halkın büyük ve küçük hareketleri soruşturulup bilinmeli, olayların hakikati öğrenilip, gizli veya açık bildirilmeli…  

Günümüzün bu makam sahibi karşılıkları sizce yeterince soruşturulup, hak ettikleri muamelelere tabi tutulabiliyor mu?

Toplumun gerçek oluru ve onayı ile seçim süreci(!) geçirerek, yönetimlere getiriliyorlar?

Liyakat ile yetkilendiriliyorlar mı?

* * *

Gördüğünüz gibi, devlet idamesine güç veren ve tarihimizde uygulanan, uygulanmaya çalışılan belirli kuralların bile bugün dahi geçerli olduğunu, olması gerektiğini görüyoruz, hala da tartışıyoruz...

Tarihten ders almayanlar tarih de yazamazlar!

Meşru olan ve olmayan ayırımını yapabilen, istikrar ve güvenin kıymetini bilen, bugünkü devlet yönetim şeklimiz olan Cumhuriyetimiz, “demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” özelliğimize sahip çıkan, söylemden ziyade içi doldurulan “Daha Güçlü Bir Türkiye için geçmişimizin her daim hatırda tutulmasını ümit ediyorum...  

Hülasa;

Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini şaşırmayasın! Hz.Mevlana

CEVAP VER