Türkleri, Kürtler kurtarabilir mi?

9
Adelina Sfishta
Adelina Sfishta 1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.
Durun sinirlenmeyin.

Bu başlığın, bazı Türkleri ve bazı Kürtleri kızdıracağını biliyorum.

İstanbul belediye başkanlığı seçimleri, Türkiye kamuoyunun Kürtlerin farkına varmasını sağladı. İyi de oldu. İmamoğlu “demokrasi vurgusuyla”, önemli sayıda Kürt seçmeni yanına almayı başardı. Bu başarı İmamoğlu’na İstanbul belediyesinin “reisliğini” getirdi.

Eh, Binali Yıldırım boş durur mu? Baktı “vatan elden gidiyor-beka” (aslında bunun anlamı Kürt devleti kuracaklar, Türkiye bölünecektir) tutmuyor ve getirdiğinden çok götürdüğü var, hemen çark etti ve Urfa’da “hidayete gelip”, şakır şakır Kürtçe konuşmaya başladı ve soyunun da esasen Kürt olduğundan dem vurdu.

Kürtler şimdi İstanbul’da en kıymetli seçmen. Kime oy verirlerse seçimi, kesin, o kazanacak.

Ben aslında, işin bir başka boyutunu ele almak için yazıya “niyet” ettim.

Biliyorsunuz, Erdoğan’ın başarısız yönetimi nedeniyle, Türkiye çok zor günler geçiriyor. Bu zor günlerde, “dengeyi ne değiştirebilir”, diye düşündüğümde, aklıma Kürtler geldi. Terazinin kefesine öyle bir ağırlık koyalım ki, diğer kefede ne olursa olsun, “biz” kazanalım.

Bu “Kürtler” olabilir mi?

Erdoğan yönetimi 17 yıldır, çok güzel şeyler yaptı, ancak sebebi henüz aydınlatılmayan bir gelişme ile, Erdoğan bütün bu güzel şeylerden vazgeçti ve Türkiye’yi, kendisi ile birlikte, oldukça zor bir yola soktu.

Erdoğan yönetiminde neler kaybettik kısaca bir bakalım:

Erdoğan yönetimi; Irak-Suriye-Mısır-Filistin-Arap Alemi-Balkanlar-Kafkaslar-Orta Asya-Avrupa Birliği, Amerika, velhasıl hangi stratejik ilişki varsa, hepsinde büyük bir başarısızlık ortaya koydu. Dış politika çöktü.
Erdoğan yönetimi; yaklaşık 500 milyar dolar borcu olan, yüksek teknolojiler üretemeyen, montaj sanayisi olan, borç yükü nedeniyle özel sektörü her gün iflaslar yaşayan, kıymetli ne varsa ranta çevrilip cebe atılmış bir ekonomi yarattı.Ekonomi de çöktü.
Erdoğan yönetimi; izlediği gerilim politikaları ile parçalanmış ve bir birine düşmanlık besleyen bir “bölünmüş toplum” meydana getirdi. Toplumsal sinerji kayboldu.
Erdoğan yönetimi; demokrasiyi oldukça sığlaştırdı, şekli unsurlarını bile erozyona uğrattı. “Sıkı bir yönetim anlayışı” oluşturabilmek için özgürlükler, direkt veya dolaylı baskılarla, ortadan kaldırıldı. Demokrasi rafa kalktı.
Erdoğan yönetimi; Selçuklu’dan bu yana, belki de daha eski, birlikte hareket eden Kürt ve Türk toplumları arasında ciddi fay hatları oluşturdu. 100 yılı aşkındır büyük sorun olan bu meseleyi, onarılamaz noktalara taşıdı. Meseleye kendisinden beklenen teşhisi koyamadı, “Bahçeli ve asker kafasına” göre çözüm arayışına girdi. Kürt meselesi tarihin en kötü seviyesine, “yönetilemez seviyeye”, ulaştı.
Erdoğan yönetimi; uluslararası müşterek dili terk etti ve kendi geliştirdiği jargonu,uluslararası işbirliği ve ilişkilerin temeline koydu. Türkiye’yi bütün uluslararası platformlarda, kabul görmeyen bir ülke konumuna soktu.
Erdoğan yönetimi; “uluslararası satrancı” tek taşla, o da piyon, oynanan bir oyun olarak algıladı. “Kof kabadayılık” tekniği, acemi satranççının beceriksizliği ile birleşince, bütün hamleler yenilgiyle sonuçlandı.
Erdoğan yönetimi; toplumlararası ilişkilerde, en etkili enstrüman olan soft-power (yumuşak gücü) kullanmak yerine, özellikle refah toplumlarının ürktüğü, güce dayanan “tehdit ve dayatmacı” bir yol seçti. Gerek sığınmacılar, gerekse teröre bulaşmış unsurların üzerinden oynanmaya çalışılan oyun, “İslam” ve “Türkiye” algısını, “ürkütücü” boyuta taşıdı.
Erdoğan yönetimi; “din” konusunda, zor bir yola girdi. “Toplumu ve gelecek nesilleri dindarlaştırmak” konusunu “sosyal politika enstrümanı” ve “dış politika enstrümanı” haline getirdi. Tanımladığı “din”, Türkiye ve Türkiye’nin hinterlandı toplumlar için, uygun olmayan bir modeldi. Bu nedenle direnç gördü, karmaşa ve çatışmaya neden oldu. Önerilen “din” devletlerarası ilişkileri de zora soktu.
Erdoğan yönetimi; AK P’yi kuran arkadaşlarının büyük çoğunluğunu bir şekilde partiden uzaklaştırdı. Tek adam yolunu seçti. Ortak aklı, tek akıl ile yer değiştirdi. Profesyoneller yerine, “amatör itaatkarları” yol arkadaşı yaptı. AK Parti, oldu AKP.

Erdoğan’a haksızlık ediyorsun, adamın ne kadar “günahı” varmış diyenleri duyuyorum. Haklısınız. Açık söyleyeyim, 2011 yılına kadar, ben de Erdoğan’ı destekliyordum. Onun demokrasi konusundaki açılımları, ırkçılığı reddeden anlayışı, Balkanlarda bütün toplumları kucaklayan sosyal politikaları, mazlumun yanında duruşu, güç odakları ile yılmaz mücadelesi, yumuşak güce değer verişi, AB yolunda attığı adımları, hepimizi heyecanlandırdı ve ben de onu destekledim. Yığınla haber ve program yaptım Erdoğan için. Onun Afrika açılımını desteklemek için, Somali’ye yardım toplama programları bile yaptım. Böyle biri olarak yazıyorum. Değişen ben olmadım. Değişen Erdoğan oldu.

Anlayacağınız Türkiye çok zor durumda. Bu daha iyi günler, dersek yeridir.

İşte, böyle bir ortamda, Türkiyeli Kürtler, önemli bir rol üslenebilir diye değerlendiriyorum.

Sadece, İstanbul’un değil, Türkiye’nin de geleceğinde pozitif ve çok stratejik rol oynayabilirler.

Türklerle “dayanışma içerisine girebileceği düşünülen bütün topluluklar, Türk toplumundan oldukça uzakta ve ona yardım etmeyecekler.

Diğer Türkler; diktatör rejimlerinin yönetiminde, Rusya’nın kontrolünde, meselenin farkında bile değiller.
Diğer Müslümanlar; Şii-Sunni-Vahhabi-Selefi, bir çok fırkaya bölünmüş, birbirleri ile savaş eder durumdalar. Hemen hemen hepsi diktatörlüklerin yönetiminde.Halklar Türklere muhabbet beslese bile yönetimler izin vermezler.
Balkanlar’daki Arnavut ve Boşnaklar; Balkanlarda Türkiye etkisi yok dersek üzülmeyin. Erdoğan’ın “din ısrarı” ve Rusya takıntısı” Arnavut ve Boşnakları “nostaljik sevgi” seviyesinde, bir Türk severliğe itti. Arnavutlar ve Boşnaklar artık AB yolunda.
Azeriler; kendi toprakları işgal altında.
Arap toplumları; her biri bir başka güç merkezinin kontrolünde. Kimi kralların yönetiminde, kimi Baasçı rejimlerin, kimi Amerikancı orduların, kimi Rusya’ya kucak açmış.

Anlayacağınız bu ekiplerden hayır yok.

Zor günde insan kime gider? En yakınlarına. Anneye-babaya, hısım akrabaya.

Ben olması gerekeni, ezelden beri yapılması gerekeni ve de tarihte yapılmış olanı teklif ediyorum.

Türkler, Kürtlerden bu desteği görebilir ve görmeli de.

Kürtler, aslında Türkler gibi. Romantik, kebap sever, merhametli, yumuşak yürekli, alicenap, vur ensesine al lokmasını (saf anlamında), halay sever, kolay aşık olur, İbrahim, Ahmet Kaya dinler, türkücüdür. Ne kadar iyi şey varsa, her iki toplumda da var. Kötü şeyler de var elbette ama iyilik kapılarını açacak olan, iyi özellikleri her iki toplumda da oldukça fazla.

Korkularından sıyrılmaları şart.

Kürtler ne istiyor? Eşitlik istiyor. Zor mu?

Türkler ne istiyor? Bölünmemek istiyor. Zor mu?

Hiç de zor değil.

Haydi işe koyulalım.

Bakmayın siz, “düşmanlık üreten” edepsiz kifayetsizlere. Bu iki toplumun büyük çoğunluğu bu beraberliği “istiyor!”

Kim ilk adımı atarsa diğerinden “üstündür”.

9 YORUMLAR

  1. Doğru söylüyor yazar;
    Türkiye’nin %90’ı bu gelen göçmenlerle (Suriye, Afgan, vs..) mi yaşamak yoksa Kürtlerle mi yaşamak istersiniz? sorusuna tereddütsüz Kürt kardeşlerimle der.
    Dolayısıyla bir ortak gelecek kurulacaksa o Kürtler olacaktır ama yönümüz Batı ve Batılı yönetim şekli ile…

    • Merhaba Okur yazar, değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Genç jenerasyon Kürtlere dikkat ediyor musunuz? “bana kardeşim deme” diye mevcut duruma feryat ediyorlar. Bunu sağduyu sahibi Türkler nasıl okumalı? Cumhuriyetten önce başlayan bu problem, layıkı ile görülemedi. Askeri çözümlerle vakit geçirildi. 1923 den bu yana da 100 yıl kaybedildi. Artık durumun farkında olmalı değil misiniz? Sokağa çıkın ve tanımadığınız insanlar arasında, “ben Kürdüm” deyin ve rastladığınız Kürt gençleri ile konuşun, AKP yönetiminin toplumu ne hale getirdiğini net göreceksiniz. Ben bu milletin Arnavut bir evladı olarak, dışarıdan görebildiklerimi, vicdan terazimle sizlere sunmaya gayret ediyorum Saygılar kolay gelsin.

  2. Adelina hanim, Anladığım kadari ile siz Türkiyede yaşamiyorsunuz fakat, Turkiye gündemine ve olaylara orda yaşayanlardan daha fazla hakimsinız, tebrikler.
    Ben şahsen cinsiyet ayrimciğına pek sıcak bakmam, ona rağmen bir bayan olarak sizinle gurur duyuyorum, ve başarililariniza basarilar eklemenizi Allahta diliyorum.

    Kürtler ve Türkler, konusuna değişik bir çerceveden baktiğimizda! hep birilerinin ranti veya siyasi kariyeri için kullanilan bir olay.
    Önce Kürtleri asağiladilar Alay ettiler, daha sonra ana dillerini yasaklayarak PKK nin doğmasi için ortam hazirladilar.35 yıldir bitirmek şöyle dursun sanki gelişip büyümesi için adate yardim ediyorlar.
    Oysaki Turkiye pkk yi bitirmesi için ABD öcalani elleri ile bunlara teslim etti….
    Peki bunlar ne yaptı? 20 senedır boşu boşuna onu besliyorlar.
    Oysaki onula birlik olup terörün kökünü rahatlikla kurutulabilinirdi.
    Öcalanla şartli anlaşsaidler şu an Pkk diye bir şey kalmazdı. Çünkü oda o zaman onu destekleyenlerden darbe yemişti.

    Eğer o zaman terör yok edilseidi, bugün Erdoğan 2011den bu tarafa AKPye kan verern damarlari biçakla keser gibi kesop, her seçimi kazanrak bu milleti bu kadar böle bilirmiyidi?
    31 Marttan bu tarafa hergün gelen şehitlerin içerisinde neden hiç bir siyasetcinin akrabasi veya çocuğu yok?
    Bunu hic kimse sormiyor veya soramiyor, oy kayip ederler fakirin cocuklarinin kanlari ile geri toplarlar ve hic kimselerde bunlarda hesap soramaz.
    Allaha emanet olun.

    Not: Galiba, Ocak Medya, sitesinde bazi problemler var. Son üc gündur, gönderme tuşuna tikladiktan sonra, tekrarlana message yazisi geliyor ve yorumlari gonderemiyorum.
    Inşallah bu yorum gider.

    • Nurdan hanım merhaba, değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Ben tahmin ettiğiniz gibi, Türkiye’de yaşamıyorum, ama arasıra gidip geliyorum. Balkanlarda televizyonculuk yapıyorum. Türkiye’yi yakından takip ediyorum. Türkiye’deki mevcut yönetim, artık “yönetemez” durumda. Bir yandan terörle mücadele ediyoruz derken, diğer yanda asker arasına çok büyük “nifak” sokacak, parası olana askerlik yaptırmama kanununu çıkarıyor. Bu çok yaman bir çelişki. Her şeyi “berbat” eden yönetim, çare de bulamıyor. Son muhafazakar yazımı okudunuz mu? Korku ile ilgili yazımı? bu ahali için içerisinde küçük de olsa bir merhamet taşıyanlara bir şeyler anlatmaya gayret ediyorum. Gerçekten “iyi” insanlar, topluma ve geleceğe kıyamazlar. Kendilerini “feda” ederler ve toplumun geleceği için adım atarlar. Kendilerini “önceleyen” liderler ise bir toplumu götürüp “uçurumdan aşağıya atarlar” ve de “hiç vicdanları sızlamadan” yaparlar. Kolay gelsin.

      • Merhaba, Adelina hanım! sizin yazilarinizi hiç kaçirmiyorum, evet o yazinizi okudum, siz araştirmaci bir gazeteci olmanızın yani sira çok çalişkan ve mesleğini seven birisi olarak aydinlatici ve eğitici yazilar yazdiğiniz için sizi okumak zevkli oliyor.
        O yazıniza yorumda yazdim fakat yorumu gönderemedim.
        Değişik zamanlarda Göndermeme rağmen, site tekrara edilen yorum diyerek kabul etmedi.
        Sağlıkli ve mutlu kalin.

  3. Sağduyulu ve cesaret dolu yazınız dolayısıyla sizi kutluyorum.

    AK Parti iktidarının ilk dönemleri de çok açık biçimde gösterdi ki, bu ülkeyi her tür laikçi vesayet odağından temizleyerek demokratikleştirecek, ilkel, sürekli halka kaybettiren devletçi-milliyetçi retoriğin gücünü kırarak ülke siyasetini sivilleştirebilecek yegane toplumsal güç, dindar yığınlar ve Kürtlerdir. “AK Parti”nin olumlu anlamdaki iması da budur.

    Erdoğan’ın dindar-demokrat ve dindar muhafazakar kadroları AK Parti’den tasfiye ederek onu bir AK Parti Anonim Şirketi’ne dönüştürdüğü, Ergenekoncu, Avrasyacı, ulusalcı güç odakları ve TÜSİAD gibi güçlü seküler sermaye gurupları ile koalisyon kurarak halkın üzerine satın aldığı seküler medya aracılığıyla lumpen bir milliyetçilik, hamsetten ibaret bir dindarlık kustuğu, Kürtleri düşmanlaştırdığı yıllarda ise, hem kendisinin hem de hepimizin başına neler geldiğini hep birlikte gördük.

    Gördüğümüz şey, sizin birer birer sıralamış olduğunuz yakıcı gerçekler.

    Biz Türklere gösterdikleri sabır ve bağışlayıcılık dolayısıyla, bu topraklarda barış içinde yaşama arzuları Türklerden birkaç gömlek daha fazla olan Kürt kardeşlerimize teşekkür borçluyuz.

    Laikçi vesayet güçlerinin dindar yığınları (siyasetten ekonomiye, kültürel üretimden sanata kadar) toplumsal yaşamın dışında tutmak ve onları “öteki” kılmak için kullandıkları en etkin araç, “şeriatçılık” korkutmacası ve yaygarasıydı. Kürtlerin payına ise “bölücülük” korkutmacasının öznesi olmak düştü.

    Bunlardan birincisinin peş para etmez bir aldatmaca olduğu büyük oranda görüldü.

    Dün’ün “öteki” kılınmış insanları, yani dindar yığınlar, Kürtleri onyıllardır mahkum edildikleri eşitsizliker içinde tutmanın aracı olan “bölücülük” aldatmacasının ateşine odun taşıdıkları sürece, hepimizin başı beladan kurtulmayacak.

    Türkiye dindarlığını ve Türkiye dindarlarını hepimize kaybettiren o ilkel Türk milliyetçiliğinin feci bulaşmalarından kurtarmanın zamanı geldi de geçiyor.

    Dindar muhafazakarların ve dindar-demoratların ana rengini verecekleri yeni bir kitle partisine ihtiyacımız var. Kurulmasını beklediğim ve umut ettiğim bu parti, “Kürt meselesi” denilen eşitsizlik garabetine artık bir son verme iddiası ile çıkmayacaksa siyaset sahnesine, ne o partinin ne de bütün bir ülke insanları olarak bizlerin varabileceği hemen hiçbir yer yok.

    Bu “hiç de tekin olmayan” (!) konuya bu açıklıkta el attığınız için gerçekten sizi kutlamak istiyorum.

    Yeni kitle partisi kurulsun, Kürtler de özgürleşsin, Türkiye artık kardeşlikte buluşsun. . .

    Selamlar,

    • Bernar bey merhaba, çok değerli yorumlarınız için, teşekkür ederim. Ben belki de içinizdeki “en küçük” olarak, ama yüreği en çok “yananlardan “biri olarak, görebildiğim meselelere, aklımca bir şeyler demeye çabalıyorum. Sağolun varolun, kıymet veriyor,okuyor ve yorum yazıyorsunuz. Bu mesele benim en çok üzüldüğüm konulardan biri. Belki Balkanlarda savaşlardan çektiğimiz ızdırapların da etkisi var, ama esasen görebildiğim risklerin hepimizi yakacağı bir geleceği sezmem de var. Bu konuyu daha çok araştırmaya gayret ediyorum, yeni yazılarım olacak, tartışmaya açmaya çalışıyorum. Bakalım, görelim. Saygılarımla, kolay gelsin

CEVAP VER