Diplomatlar Ne Zaman “Hayır” Der?

2

Ülkelerin Ebedi Dostu Düşmanı Değil, Ebedi Çıkarları Olur…

Üstbaşlığın cevabı hiçbir zaman.
Diplomatlar hiçbir zaman ‘hayır’ demezler. Onların evetleri belki, belkileri hayır demektir.
(Şakanın bir de cinsiyetçi devamı var. Kadınlar hiçbir zaman evet demez. Hayırları belki, belkileri evettir.)
Cinsiyetçilik bize göre değil ama bu espriyi kurgulayan aklın, diplomasiden anladığına bahse girebilirim.

Ülkemizin uzun yıllar en sağlam kurumları arasında yer alan ve siyasetten ziyade ekollerin borusunun öttüğü hariciye mesleği, maalesef son yıllarda “züccaciye dükkanına salınan fillerden” pek az şeyi kurtardı.
Çok yakın zamanda dış politikayı emanet ettiği bir kısım diplomatın tutuklanıp göz altında tutulduğu dahi görüldü.
Hatta çok acı biçimde işkence iddiaları dile getirildi.
Ülkemizi temsil etsin diye istihdam edilen, eğitilen; devlet başkanlarına, bakanlara Türkiye’yi tanıtma ve meram anlatma görevi verilen diplomatlarımızın virüs gibi bünyeyi tehdit ettiğini anladık.
En azından bunu ima eden bir süreçle yüzyüze geldik.

Türkiye Hariciyesi son yıllarda yaşadığı yıpranmayı Cumhuriyet tarihi boyunca görmemiş olmalı. Bırakın Türkiye’yi temsili, yabancı dil bilmeden kendisine diplomatik görevler tevdi edilen diplomatik erkandan söz edildi.
AKP’nin liyakata değil sadakata öncelik veren yönetim anlayışının belki de en fazla zararını gördüğümüz alanın hariciye sahası olduğunu ifade etmemiz lazım. Dışişleri mensuplarının rakipleri bir şekilde dünyanın tüm uluslarının en nitelikli evlatlarıdır. Bu alandaki liyakat eksikliği, içeride haksız dağıtılmış payeden çok daha ağır zararı matuftur.

Devletin kurumlarında haksız dağıtılmış bir payenin, bir postun, bir ünvanın vereceği zararın çok ötesinde prestij kaybını ve zararı diplomaside hayal edebilirsiniz.
Modern devlet sınırları ve diplomasi kuralları 1648’den bu yana oluşmuştur. Bu kuralların ana hattında egemen devletlerin birbirine olan eşitliği gündemdedir. Buna karşın egemen devletlerin tebasının yani halkının diğer devlet karşısındaki hakkını müdafaa devletin görevidir.
Türk vatandaşının Avrupa’da sıradan bir ziyaret için dahi vize almak zorunda olması, bunun için münhasır para harcaması, Avrupalı egemen devletlerin Türkiye vatandaşına uyguladığı hilafsız bir “eziyettir”.
İzlanda havalimanında milli takıma yapılan müdahale vize almak için çabalayan sıradan vatandaşa daha memlekette yola çıkmadan reva görülen muamele yanında masum kalmaktadır.
1980’lerin başından beri vize belası ile uğraşan Türk insanına fasılları yılan hikayesine çevirip el kapılarında mahzun bırakan bir diplomasinin ne zaman vizesiz bir Avrupa hayal edeceğini bilmiyoruz. Bununla beraber neredeyse angaje olduğu tüm alanlarda geri adım atmak zorunda kaldığına ve dış politika planlarının olumsuz neticelerine fazlasıyla şahit olduk.
Neticesi; sadece Emevi Camisinde namaz kılamamak olsa idi bunu hoş görürdük. Ancak ülkenin Avrupa’ya tampon bölge hüviyetinde bir mülteci cennetine dönüşmesinin sonuçları ile giderek daha çok yüzleşiyoruz. Mültecilik sıfatının çok ötesinde yerleşiklik emareleri ile giderek kalıcılaşan bir varlık gösteren Suriyelilerin durumunda azımsanamayacak dış politika yanlışları da yok değildir.

İç politikaya malzeme edilen Rusya, Hollanda, Almanya, Fransa ile münasebetlerin son halkasına bu defa neredeyse dünyanın öbür ucundaki İzlanda da dahil oldu. Komik bir münasebetsizin fırçasının da dahil olduğu hikayede nota veren Türk dış politikası, ABD ile Rusya arasında kalmasının ne anlama geldiğini ise pek de anlama ve anlatma kaygısı taşımıyor.

Türkiye’nin tarihsel olarak komşuları ile rekabete ve görece uzak coğrafyalardan müttefik bulmaya dayalı stratejisinin ferasetine vakıf olmayabilirsiniz. Hatta Osmanlı’nın son 400 yılında Rusya’nın şimdi Ukrayna denilen Beserabya’da, Balkanlar’da, Doğu Anadolu’da, hatta İstanbul Yeşilköy’de ne yapmak için bulunduğunu da incelememiş; son 25 yılda Gürcistan’ın Ukrayna’nın Kırım’ın, Suriye’nin başına gelenleri de okumamış olabilirsiniz. Ancak göreviniz diplomasi ise bunları yapmadıysanız size söylenecek şey çoktur.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti neredeyse bütün bir 20. yüzyılını feda ettiği NATO ittifakının kurucu ülkesinden öyle ya da böyle teknik terimle deşarj yemektedir.

Diplomasi bir sanatsa şu anda ortaya çıkan ürünün piyasa değeri yoktur.

Wikipedia’yı yasaklamak, İzlanda’ya nota vermek, Milli Marşı ıslıklamak, Portakal bıçaklamak, Konsolosluk ihata etmek, 5. sınıf diplomatik memureye atar yapmak, gurbetçileri Avrupa demokrasisinin şefkatli kollarında belediye seçimi kazanma kaygısı ile protesto ettirmek diplomasi değildir.

Diplomasi ülkenin çıkarlarını ilelebet korumaktır.
“Ulusların dostu ya da düşmanı yoktur, ulusların ilelebet geçerli çıkarları vardır” şiarını hayata geçirmektir diplomasi.
Türkiye’nin en kıymetli züccaciye dükkanı olan Hariciye’de; narin bibloların içerde gezen filden etkilenmediğini söylemek iyimserlik olur.
Ama fili dışarı çıkarmak ve rafları tekrar dizayn etmek için hiçbir vakit geç değildir.

2 YORUMLAR

  1. Bir söz vardır cahil dostum olacağına bilinçli düşmanım olsun diye. Bu zevat dolardan da turşu kurmuş ve ABD ye boykot yapıyoruz diye bir sürü saçmalıklar yapmış ve dünyaya rezil olmuşlardı. Allah’ım içimizdeki beyinsizlerin yüzünden bizleri helak etme. Amin.

  2. çıkar siyaseti güdersen ilelebet dost kalır ve yok olursun üç kuruşluk menfaat için dostunu satan ülke zaman gelir herkes tarafından satılır… çıkara dostunu satana ne denir?

CEVAP VER