Abdullah Gül, ne pişiriyor acaba?

34
Adelina Sfishta
Adelina Sfishta 1987 yılında Kosova-Podujeva'da doğdu. Kosova savaşını militan bir kız çocuğu olarak yaşadı. Üniversitede radyo televizyon eğitimi aldı. 2009 yılında Balkan TV'de çalışmaya başladı. 9 yıldır TV haber ve programcılığı yapmaktadır. Araştırmaları Balkan ülkeleri ve Türkiye eksenlidir.

Yıl 2005, üniversite öğrencisiyim ve gazetecilik okuyorum.

Kosova, yeni savaştan çıkmış ve UNMİK yönetiminde, “devletin inşası” aşamasında.

Henüz, Kosova Devleti kurulmamış ve “Bağımsız Kosova Devleti” ilan edilmemiş.

Arnavut milliyetçiliği ülkede had safhada.

Kosova medyası, “Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ziyareti” haber ve yazılarıyla çalkalanıyor.

İlk fotoğrafını gördüğümde, “Koca kafalı, esmer, tipik bir Türk diye düşündüm”. Çok önemsemedim. Ama “mahcup, samimi, içten gülümsemesi” dikkatimi çekti.

“Sade bir adam, saf bir adam” dediğimi hatırlıyorum, fakültedeki arkadaşlarıma.

Abdullah Gül’ün iki cümlesi çok dikkatimi çekmişti. Ki o zamanlar bu iki cümle, Kosova toplumuna tam “oturmuyordu”. Cümlelerin ifade ettiği anlamlar, düşünemeyeceğimiz kadar “uzak” geldi bize.

Abdullah Gül;

  • “Balkanlar Avrupa Birliği’nin yeni merkezidir. Hem Türkiye, hem Balkanlar, buna göre hazırlanmalı”
  • “Kosovalı Türkler, burada-Kosova’da, azınlık değildir, % 80 azınlık olur mu?”

diye iki kritik cümle sarf etmişti, Kosova’yı ziyaretinde.

Osmanlı, ortak tarih, kardeşlik, iki devlet-bir millet gibi, hamasi sözler bekleniyordu, Abdullah Gül’den. Ama o bambaşka şeyler söylemişti. Kosovalı Türkler de pek sevmemişti bu cümleleri.

Birinci cümle; AB sürecinde hızla ilerleyen o zamanki Türkiye’nin, Balkanlar’daki etkisini artırmaya ve de AB’yi Balkanlara daha çok çekerek, Türkiye’nin AB’deki rolünü güçlendirmeye dönük anlam taşıyordu.

İkinci cümle ise; Kosova’daki Türklere; “Arnavut-Boşnak-Roman-Türk, hepiniz Müslümansınız, kültürel kodlarınız aynı, birlik olun, hem kendiniz güçlenin, hem de Kosova’yı elbirliği ile güçlendirin” demekti.

Son derece stratejik değeri olan iki cümle. “Küçük başarı alanlarını” birleştirerek “büyük faydalar üretmeye” dönük, uzak görüşlü, “devlet adamlığı” ağırlığı taşıyan, iki kritik cümle.

Balkanlar ve Türkiye ilişkilerini, bu denli stratejik okuyabilen, Balkanlara düşkün ve Balkanları bildiğini zanneden, Davutoğlu dahil, hiç kimseden “bu ağırlıkta-bu çekide” bir cümle işitmedim.

Erdoğan; Balkanlara “fethedilecek topraklar”, “İslam’a dönüştürülecek topluluklar” olarak baktı ve Türkiye’yi Balkanlarda bir avuç kliğin fanatik anlayışına teslim ederek, kaybetti.

Abdullah Gül, Türkiye’yi hiçbir zaman maceraya sokacak, sorumsuz, fevri adımlar atmadı. Cumhurbaşkanlığı sırasında, fevri adımlar atacakları da engelledi. Elbette yapabildiği ölçüde.

Ben dahil, Türkiye’de bir çok insan Abdullah Gül’den masaya yumruğunu vurmasını bekledi. Yapmayınca da, ben dahil, bir çok kimse onu suçladı. Belki, anti demokratik yasalara onay vermesi nedeniyle, hala onu suçlayanlar var. Ama unutmayın, hiç birinizin bahçesine “Askerin başı genel komutan” helikopterle inmedi.

Biliyor muyuz “aslında ne oldu o zaman?” Hayır.

Bu suçlamaların büyük bir çoğunluğu, bizlerin bilgi eksikliğine dayandığı kanaati var bende. Türkiye’nin ve Türkiye toplumunun, uzun bir süredir, zor zamanlar yaşadığı ve herkesin bir ümit beklediği, apaçık bir mesele. Bunu onun da bildiğinden emin olmak lazım. Demek AK P içindeki güç mücadelesi, AK P’nin siyasi duruşunun belirlenmesi mücadelesi, sandığımızdan ve görebildiğimizden daha dehşetengiz.

Esas bu noktaya odaklanmak lazım.

Abdullah Gül, AK P’nin kuruluşundaki “ iki numara”. Gül; uluslararası tecrübesi olan, iyi derece İngilizce bilen, parti içindeki fikir ve menfaat gruplarının arasında denge unsuru olabilen, AK P’nin çekirdeğini teşkil eden “fikri temel” üzerinde etkili, temkinli, dünyadaki gelişmelere ilişkin yayınları okuyan, bir politikacı.

Abdullah Gül, ayrıca, sıradan bir AK P’li değil. AK P’ye ciddi toplumsal ve entelektüel destek verebilecek kapasiteye sahip, uluslararası prestiji olan birisi. Deyim yerinde ise, kurulduğu devirde bir çeşit koalisyon olan AK P’nin, en büyük ve en etkili grubunun lideri.

Abdullah Gül’ün partide etkisi hala çok güçlü. Aksi olsaydı, bir tweetine kıyamet koparılmazdı herhalde.

Ama ortalarda yok, “mehteran gibi” iki ileri bir geri, dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Deminden beri size onun kişilik analizini boşuna yapmadım. “Hatice’ye değil neticeye bakın” diyorum. Biraz sabır gerekiyor, ama biz bir neticeye odaklanalım.

Netice şu: Abdullah Gül, kısa vadeli düşünmüyor ve kısa vadeli adımlar atmıyor. Uzun vadeli bakıyor olaylara. Planları “başarı” üzerine kurgulu, başarısız “huruçları” sevmiyor. Kaosu içinden çıkılamayacak “felakete” dönüştürmek istemiyor. Neticeden “emin” olmalı. “Eminden” de emin olmalı. Ortada dolaşan “çakma kabadayılardan” daha akıllı, planlı ve daha güçlü. Ortadaki “flu” durum, aslında bize, Abdullah Gül’ün daha derin ve daha uzun vadeli oynadığını düşündürtmeli. Ayrıca telaşın netice alabileceği bir “ortam” da yok.

Unutmayın asıl neticeyi; soğukkanlı ve uzun vadeli düşünenler ile başarılı planlar yapanlar ve adımlarını hesaplı atanlar, kazanır.

Bence resme odaklanın. Abdullah Bey “mutfakta” çok iyidir.

Ne pişiriyor, dersiniz?

34 YORUMLAR

  1. Stratejik düşünebilir ama Abdullah Gulu Abdullah Gül yapan erdogandir. Zaferleri hep atılgan gözü pek insanlar kazanmıştır. Tarihimize bakın. Erdoğan’a ihanet ederek kaybeden Gül olmuştur. Feto etkisi hala devam ediyor. Eğer bu illetten kurtulabilirsek Erdoğan’ın önemi dahada anlaşılacaktır. Tüm kurumlarda feto etkisi dahada guclenmeye başladı….. Dikkatli olmamiz gerekiyor.

    • Mehmet bey merhaba, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Haklısınız, gözü pek kişilikler, hesapsız kitapsız işe girişebilirler, risk alırlar ve bazen kazanırlar, bazen kaybederler. Erdoğan da risk almıştır ve kazanmıştır da. Elbette partiyi kazanmıştır, devlette yönetimi kendinde konsolide etmeyi başarmıştır, çok ciddi bir “Erdoğan fanatiği grubu” kazanmıştır, AKP’nin oyundan daha fazladır Erdoğan’ın oyu. Ancak ben Balkanlardan Türkiye’ye bakan biri olarak, artık risk görüyorum. Kişisel kazançları hala olabilir Erdoğan’ın ama mesela Balkanları kaybetmiştir. Balkanlarda üstelik risk almasını gerektirecek bir durum da yok idi. Benim yazımın konusu Erdoğan değil, ama söz geldi ondan da bahsetmek icabetti. Erdoğan kendine has bir siyasetçidir ve Türkiye’de bu manada benzeri yoktur. Bu kesinlikle doğru. Mesele; bu tarzın, Türkiye’yi-Balkanları-Filistin’i-Suriye’yi-Irak’ı-Kürt meselesini-Arap Türk ilişkilerini, Orta Asya ilişkilerini, Avrupa Birliği ilişkilerini, Amerika ile ilişkileri, hatta gelecekte Rusya ile ilişkileri ne kadar ve ne ölçüde başarıya götürebileceğidir. Bu konularda Erdoğan başarısız olmuştur. Somut verilerle yazarsanız tartışırız. Saygılar, kolay gelsin

    • Tarihe baktığımızda bu ülkenin şu anda ne kadar kötü ve hatalı yönetildiğini görüyoruz ve bunun sebebi de sizin “önemi dahada anlaşılacak”dediğiniz tek adam zihniyetinin şurasız iştişaresiz ben yaptım oldu anlayışının sebep olduğunu görüyoruz.Bugün iktidarın iş tuttuğu Ergenekon ve derin devlet fetö bahanesi ile tüm kurumlarda haksız ve hukuksuz bir şekilde bir çok akademisyen yetişmiş kaliteli insanları diskalifiye etmiş ve kendi yandaşlarını hızlı bir şekilde yerleştirmiştir. Bakınız doğu perinceğin açıklamalarını ne demek istediğimi anlarsınız.Bence dikkatinize birazda buna verseniz derim.

      • Merhaba Mümin bey, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Sadece Türkiye’nin vardığı noktaya bakarsak, dediğinize hak vermek için yeterli sebep buluruz. Kimsenin “iyiye” “kötü” demek gibi bir “ahlaki zafiyeti” yoktur. söylenenler, ülke adına ahali adına duyulan kaygılarla ilgili.Hem batı hem Türkiye hem Balkanlar 2012 yılına kadar Erdoğan’ın arkasında durdu.Bunun farkına varsalar, düzelmek için de belki şans bulunabilecek.Kolay gelsin

        • M.C isimli yorumcuya!

          Vakit darliğindan henüz yazarin yazisini okuyamadim, bu yaziyide hava alaninda yaziyorum. Bencede sayin, Abdullah Gül! suçlu… Çünkü Erdoğana elleri ile başbakanliği teslim etti ve Erdoganin Turkiyeyi batirmasina vesile oldu. Rahmetli Erbakan Erdoğanin Belediye Başkani ve millet vekili olmasini dahi istemiyordu.
          Muhtar dahi olamaz demektede bugün ne kadar hakliliği ispatlanmiş oldu.
          IErdoganin Turkiyeyi getirdiği durumdandan belli.
          Erdoğan Türkiyede, ABD de, ve Avrupada sülalece servet sahibi olurken Turkiyeyi batirip bütün değerlerini hapise atarak dünyayide trolleri vasitasi ile küfür cehenemine çevirdi.

          Yalniz erdoğan bir konuyu cok iyi beceriyor oda, sadece sizin gibilerinin duyabilecek ve hoşuna gidecek şekilde
          dünyaya meydan okuyup kavga ettigini gosterirkende ABD li Rahip ve Alman gazeteci gibileri karsisindada yam tersini yapiyor.

      • Melih bey merhaba, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yazarlar okuyucularının olumlu-olumsuz eleştirileri ile gelişirler. Bu nedenle bütün yazılarım için değerlendirmelerinizi istirham ederim. Hitler-Mussolini-Stalin ben yaptım diyen tek adam yönetimi anlayışındaki liderlerdir ve ülkelerinin başına olmadık felaketler getirdikleri malum.Bizlerin kültürü istişare-kurultay-meclis kültürüdür.Zamanımızda “ortak akıl” deniyor. Bundan kim ne zarar görebilir ki? Saygılarımla, kolay gelsin.

    • Degerli yorumcu,bastan fikirlerinize deger vermekle birlikte katilmadigimi soylemeliyim.Sayin Gul’u ,Gul yapan Sayi.n Erdogan’dir tesbitiniz cok dogru degil.AKP nin kurulus donemine baktiginizda bu organizasyonun bir ekip isi oldugunu,lider olarakta Erdoganin one ciktigini gorebiliyoruz.Adayimiz sayin kardedim Gul’dur cikisini,Sayin Gul’e bahsedilmis bir makam olarak gorulmesi son derece rahatsiz edici bir onermedir.O baglamda bakildiginda,Erdoganin Milketvekili olmadigi,dolayisiyla basbakan olamadigi donemde sayin Gul hic tereddut etmeden Basbakanlik koltugunu (kardesi…) Erdogana teslim etti…birde bu yonuyle dusunmenizi hakkaniyet adina oneririm…

  2. Yine, 11 Haziran tarihli yazınızla yaptığınız gibi sevindirerek şaşırtıyor, “Fakat, şunu da hatırlamak ve söylemek gerekir ki. . .”, “Bütün bunlar olumlu elbette, ama. . . .” türü ifadelerden uzak, amiyane deyimle söylersek, “dobra dobra” bir açıklıkla düşünce ve tespitlerinizi paylaşıyorsunuz okurlarınızla.

    Hamasete (ve sayın Gül’ü gözden düşürmeye yönelik şehir efsanelerine) pirim vermeyen tavrınızın ne tür bir değer-bilirlikle karşılandığını kestiremiyorum; ama, bu ana kadar yapılmış yorumlardan biri, yazınız gibi, hayli umut verici.

    Ezber bozan yazılarınızın devamı dileiğyle, saygılar.

    Not: Bende uyanmış olan çok güçlü izlenim o ki, sayın Gül, saygınlığından ve SAHİCİLİĞİNDEN kuşku duyulmayacak bir kadro ile, mutfakta -olan biteni gerçekten baktığını görme iradesiyle izleyen insanların- “İşte bu!” diyerek umutla gülümseyecekleri bir şeyler pişiriyor : )

    • Bernar bey merhaba, değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Sıranın en sonundaki olarak, vicdan ve adalet terazisinden milim sapmamaya gayret ederek, kamunun yararına olacak anlayışımı bozmadan, okuyorum,araştırıyorum ve yazmaya çabalıyorum,henüz tecrübem çok yetersiz, hani Türkçede güzel bir söz var “kaç fırın ekmek daha yemem lazım”, ama sizlerin olumlu-olumsuz eleştirileri beni besliyor ve ben de çok dikkatli okuyorum, bir kaç kez, okuyucu ne demiş diye iyice anlamaya çalışıyorum.
      Okuyucu yazarın deniz feneridir. Işığınızı eksik etmeyin. Saygılar. Kolay gelsin

  3. Sayin Sfishta,
    Yazilarinizi takip etmeye calisiyorum ve son derece dogru tesbitlerde bulundugunuza inaniyorum bundan dolayi oncelikle tebrik ederim.
    Sayin Gul un bazi konularin netlesmesini gormek istemesinin cok dogru bir tavir oldugunu dusunuyorum.At izinin it izine karistigi bu gunlerde ortaya cikmasinin kargasayi artiracagini dusunuyorum.Bekleneni verebilmesi icin ortamin uygun olmadigina inananlardanim.Backround u gozonune alindiginda boyle bir hareket tarzinin dogru oldugunu dusunuyorum.
    Son olarak ne pisiriyor acaba sorunuza biraz nukteli ama qnlamli bir cevap vermek istiyorum.Yasiniz genc oldugu icin hatirlamayacaginizi tahmin ediyorum ama kisa bir sorf ile bilgiye ulasabileceginizi biliyorum.Rahmetli Erbakan Hoca,”kadayifin alti kizardi” demisti bir donem ,bence Sayin Gul’de kadayif kizartiyor ve bu resim bu yonden cok anlamli. Hatta Sayin Hayrunnisa haniminda ayni karede olmasinin bir anlami oldugunuda dusunuyorum.Saygilarimla…

    • Cemal bey merhaba, çok değerli yorumlarınız ve desteğiniz için çok teşekkür ederim. Teşhisleriniz çok isabetli. Arnavutça’da bir söz var az bilgi çok telaş derler. Yani bilgisi az olan alel acele bir şey yapar ama hiç bir şeye benzemez. Gül’ün elindeki bilgiler elbette çok ve kararı da buna göre zamanını çok önemseyen bir karar olacak. Saygılarımla. Kolay gelsin. Not. Rahmetli’nin kadayıf espirisini bilmiyorum, araştıracağım.

  4. Yorumlariniza aynen katılıyorum, Abdullah beyi çok güzel anlatmışsiniz. Tayyip Bey’le pek zihniyet farkı yok ama, üslup farkı çok Abdullah bey tam bir devlet adamı, fakat taban maceraperest bir lider istiyor.

    • Nurdan hanım merhaba, değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Tek başınıza ordu gibisiniz. Yazıyı okumadan bu kadar yorum ve cevap.. bir de okuyun da lütfen bir değerlendirin, Abdullah Gül ne yapıyor. Elbette sakin olarak. Saygılar. Kolay gelsin.

  5. Abdullah Gül bence de hakkaten devlet adamı. Bu ülkede 15 temmuz darbe girişimi olduğunda borsa 6 bin puan düştü, ama damat berat ekonomi bakanı olduğunda 12 bin puan, sonra reis İngiltereye gitti ekonomi yönetimini beceremiyorlar ben el atacağım dedi o gün yüzde 3,1 düştü. Faize karşıyım dedi, enflasyonun sebebidir dedi, dolar 4 e çıktı, faiz büyümenin önündeki engeldir dedi, 4,5 faiz artırımına karşıyım dedi 4,9 sonra faiz artırıldı. Madem artıracaktınız niye beklettiniz 4,9 a kadar?! Kimlerin sermayesi arttı. Dolar teröristlerinin ekmeğine yağı kimler sürdü:) Bugün dahil her konuştuğunda dolar rekor kırdı, dolar forumlarında insanlar reis konuşsa da yolumuzu bulsak diye makara yapıyorlar, ekonomi bakanı çokomelle ve el kol hareketleriyle öne çıkıyor… Reis eski reis değil, bizler olayları zahire göre yorumlarız, insan hata yaptığında geri adım atabilmeli, kaldı ki bütün bir ülke etkileniyor. Abdullah Gül de reislik yaptı, ama ondaki değişim bence pozitif yönde oldu. Daha olgun daha ileri görüşlü ve daha aklı selim bir duruşa sahip oldu. Devlet adamı uzun vadeli düşünür, şahsi çıkarından önce milleti gelir. Devlet adamı caddeleri, sokakları 50 yıl ötesini düşünüp ona göre tasarlar, politikacı kendi döneminde nemalanmak ister, zaten dar olan şehrin ana caddelerinde yapımı hızlı ve kolay olan tramway kondurur, halbuki metro yapılsa hem caddeler daralmıycak hemde daha uzun vadede toplum faydalanabilecektir lakin inşaat süreci uzun olduğundan kendi iktidarında tamamlanamama ihtimalinden dolayı ben yaptım demek için ucuz ve kolay olana meyledilir. Meyve sebze cep yakmaya başladığında ülkede milli bir tarım ve üretim sistemi geliştirerek sorunu daha kalıcı ve kökten çözmek yerine tanzim satış çadırları kurar ki hemen seçimde meyvelerini yesin. Devlet adamıyla politikacı arasında çok fark var. Davutoğlu da bir politikacıdır bence. Önümüzdeki hafta Şamda cuma kılmak, ortadoğuda bizden habersiz kuş uçmamak:) aklıma bir azeri atasözü geldi” Aç tohuk yuhusunda darı görer” Reisin şimdilik gördğüm en tutarlı siyaseti Akdenizde takındığı tavır, sırf bu tavır için ülkeyi yönetmeye namzet bir devlet adamı gelene kadar desteklenmeyi bence hakediyor bence. Yok eğer CHP söz sahibi olursa kendi içimizde huzuru sağlayalım derse ki söyledikleri bu, bir 100 yıl daha bu seviyeye gelmek için bekleriz. Sayın İmamoğlunun İstanbul ile ilgili projesi 16 milyonu mutlu etmek imiş:))
    Heralde böyle mutlu edecek:) ” https://www.youtube.com/watch?v=Lmb1LSXGtIg” 16 milyonu mutlu edecek başka bir formül gelmedi benim aklıma, zaten videonun canlandırıldığı yıllarda da iktidar da tek başına CHP vardı. Bence izleyin.
    https://www.youtube.com/watch?v=Lmb1LSXGtIg

    • Alper bey merhaba, çok değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Benim için “isimlerin çok önemi yok” peşinen de kimseden yana veya kimseye karşı değilim. Büyük aile dediğim millete hizmetine bakarım, elbette hizmetindeki niyetine ve kalitesine. Gözlem yapmaya gayret ediyorum, okuyup araştırıyorum, tartışıyorum ve sonra yazıyorum.Yazılarım “millete fayda” merkezli. 2012 yılına kadar Erdoğan’ın attığı olumlu adımları destekledim ve yaptığım tv programlarında da bunu açık aşikar söyledim. Onun Afrika açılımı stratejisini desteklemek için televizyonda Somali’ye yardım programları yaptım, yardım topladım ve Somali’deki yetim çocuklara okul,barınak yapan bir projeye hediye ettim. Ama Erdoğan değişti, çok değişti. Biz bunun iz düşümünü Balkanlarda çok net görüyoruz. Bir avuç Erdoğan’dan nemalananların dışında desteği kalmadı.Devletler Erdoğan’a tamamen karşı.Türkiye’ye özgü bir dini akım kalmadı, örnek olsun oradaki ahaliye.Varlar elbette ama etkisizler.Ben burada yaşıyorum.Niye kötü söz söyleyeyim,Allah var, hesap var.Mevcut Erdoğan politikaları artık millete zarar veriyor Balkanlarda.Hiç bir grup aidiyetim yok, millete hizmet eden herkesi ve her grubu desteklerim.Çünkü biz medeniyetler kurmuş büyük bir aileyiz. Erdoğan’ın şahsı ile kaim değil bu millet.Böyle kişilere kilitlenmiş bir mantık da doğru değil. Lider yerine ekip anlayışı daha makul olabilir. Her ne ise Erdoğan için ayrıca özel bir yazı yazmak istiyorum, araştırmalarım ve okumalarım bitince. Önce millet (büyük aile). Gelelim Doğu Akdeniz meselesine. Bu meseleyle ilgili batı medyası uzun zamandır yazıyor, Yunan medyası yazıyor. Ben size söyleyeyim, iş çoktan bitti. Yunanlılar, daha geniş bir enerji projesi ile, sadece Kıbrıs enerji yatakları değil, Girit-Mora-Adriyatik’e dönen kısım gibi, buralarda doğrulanmış çok güçlü rezervler belirlediler. Mısır’da maceraya giren ve kaybeden Erdoğan, yeni bulunan Mısır enerji yataklarının da Yunanistan tarafından organize edilmesine neden oldu ve böylece, Avrupa için çok güçlü ve Rusya enerjisine alternatif olabilecek güçlü bir proje geliştirdi. Bu ABD-AB ve Çin tarafından kabul gördü. Bu proje için şimdi büyük yatırımlar yapılıyor. Fransa ve ABD Türkiye’nin tehdit oluşturmaması için askeri unsurlarını bölgeye gönderdi-gönderiyor ve Kıbrıs ile askeri stratejik anlaşmalar imzaladılar. Maalesef Türkiye teorik olarak haklı ama Erdoğan’ın “sığ” politikaları nedeniyle burayı da kaybetti. Düşünün Kıbrıs Rumları bile Türkiye’ye kafa tutar hale geldi. Benim yüreğim yansa ne fayda. Biz gazeteciler ancak ve ancak doğruyu söyleyerek, olabilirse, halkın öğrenmesi adına, bir katkı yapma yolunu tercih edebiliriz.Ben taraf değilim, fanatik hiç değilim.Doğru olmayan bir şeye “evet” diyemem. Aynaya bakamam aksi halde. Saygılarımla. Kolay gelsin. Not: videoları izleyeceğim.

        • Maalesef, mucize gibi bir şey.Olay Osmanlıya borç verenlerin Kıbrıs topraklarını satın almasıyla başlayan tarihi bir süreci yaşıyoruz, önce Süveyş ile bypass ettiler bu devleti ve şimdi enerji koridorları ile. Aklın, basiret ve ferasetin devre dışı bırakıldığı bir devlet yönetiminin bütün cephelerde geldiği yer burası.Bence farkına varın.Balkanlar kaybedileli 6-7 yıl oluyor, biz artık yeni durumu yaşıyoruz,sizin de yeni durumu hissetmenize çok az kaldı.Problem devlet adamı ve adam gibi bürokrat eksikliği. Türkiye’de herşey çürümüş durumda. Din alimlerindeki keyfiyetsizliği görmüyormusunuz Alper bey,insanı kaybetmişiz muhtemelen.Kaybedeceklerimiz sadece Akdeniz enerji yatakları olsa, biz vicdanımızı-ahlakımızı-şerf ve haysiyetimizi-tarihimizi-şahsiyetimizi-ilim irfanımızı kaybetmişiz.

  6. Merhaba, Adelina hanım! Yazınızı okudum, okurkende, kendi kendime şöyle düşündüm, Allah annesine babasina bağışlasın. Keşke Adelina benim kızım olsaidi, veya herşeyi ile Adelinaya benzeyen bir kızım olsaidi.

    Maşallah, siz mesleğinizin hakkıni fazlasi ile veriyorsunuz.
    Yazinizı uçakta okudum, uçak haraket etmek üzereide bende telefonu kapatmak zorunda kaldiğimdan dolayi yorum yazamadığım için, sadece beğeni notu vermekle yetindim.

    Not: kızım yok fakat ikis ikiz 4 kiz torunum var, inşallah onlada sizin gibi azimli olur.
    Başarili bir hanim 4 erkeğin başarılı olmasina yardımci olur. Baba, kardes,eş, ve erkek evlat.
    Saglicakla kalın.

    • Sağolun Nurdan Hanım, içinde bulunduğumuz zaman başka bir zaman. Hayat anlayamayacağımız kadar karmaşık. Bir şey olur çok şey olur. Kız torunlarınızı öpüyorum. Saygılarımla. Kolay gelsin.

  7. “Erdoğan; Balkanlara “fethedilecek topraklar”, “İslam’a dönüştürülecek topluluklar” olarak baktı ve Türkiye’yi Balkanlarda bir avuç kliğin fanatik anlayışına teslim ederek, kaybetti.” Yazınızın bu kısmını biraz açar mısınız? Bir avuç eli kim? Bu kliğin anlayışı nedir? Balkanları önemsediğimden analizinin bu kısmını detay bilgi açmanızı bekliyorum. Mailime de yazabilirsiniz?

        • Mehmet Horasan bey merhaba, biraz geç kaldım ama kusura bakmayın. Balkanlar,bilinen 2500 yıllık tarihinde, hem bölgesel anlamda, hem de devre göre küresel etkisi olan güçler alanında çok çekişmeli alanlardan birisidir. Bölge başarılı olabilirse, bölgesel işbirlikleri ve federatif yönetim yapıları kurabilmiştir. Çoğunlukla iç çekişmeler ve dış etkiler nedeniyle bu başarılamamış ve parçalanmıştır. Balkanlar bazen etkili, ancak tek başına yeterli olmayan güçler tarafından paylaşılmıştır. Bazen de etkili tek güç yönetimleri süreci yaşamıştır. Barış ve istikrarın en uzun sürdüğü dönem 350 yıllık Osmanlı yönetimi sürecidir. Osmanlı zayıflayınca, iç çekişmeler ve dış tesirler nedeniyle yeniden paylaşılmış ve parçalanmıştır. İkinci en önemli husus, Balkan toplumları çok parçalıdır. Hem etnik hem dini açıdan. Üçüncü husus bu bölge toplumlarının kültürü ve dini algılayış biçimleri doğu toplumları gibi değildir. Ortodoksluğun bütün keskin toplumları buradadır. Sırp-Yunan-Bulgar-Makedon-Karadağ ortodoksluğu adeta milliyetçiliklerinin temelini teşkil eder, bu toplumların. En önemli konulardan birisi de Osmanlının son 100 yılı Balkanlar için tam bir felakettir. Ve Osmanlı-İslam-Türk düşmanlığı tahayyülün ötesinde yaygın ve derindir. Bütün bu parametreleri dikkate almayan bir Balkan yaklaşımı başarılı olamaz. İşte bu nedenlerle Balkanlar fetedilecek topraklar ve ahalisi müslümanlaştırılacak topluluklar değildir. Orta yolcu-sabırlı-herkese saygı gösteren bir anlayış gerekir. Diğer önemli konu ise Balkan müslüman topluluklarına selefi-wahhabi bir İslam anlayışının dikte edilme gayretinin tutmayacağı konusudur. Hali hazırda bu yapılmaya çalışılıyor. Diğer bir hususu daha belirteyim, gücünüzün yetmeyeceği işlere kalkışmanız, Balkanlarla olan ilişkileri daha berbat hale getirir. Erdoğan bunu yapmış ve gücünü aşan başarısız işlere girişmiştir. Rekabetin çok güçlü olduğu alanlarda, ortaklaşma önemlidir. Ayrıca Erdoğan’ın yetişmiş Balkan uzmanları yoktur. Genel olarak Balkanları bildiğini zannedenler, sadece zannederler veya Balkanları Türkiyede siyaseten pazarlamak için fotoğraflık işlerin peşinde sahtekarlık yaparlar. Balkanlar “Köse Kadı” gibi derin çalışmayı gerektirir. Şimdiki Türkiyeliler, Balkanları bildiğini söyleyen ve sevdiğini söyleyenlerin büyük bir ekseriyeti “soytarı” dır. Bilgi sahibi bile değillerdir. Sadece kulaktan duyma laflarla utanmadan “büyüklük” taslarlar, buradaki ahaliye. Şimdilik yeterli Mehmet bey. Daha ağır konuşmayayım. Saygılarımla, kolay gelsin.

  8. Adelina hanım; Gül eskiden beri Erdoğan’dan farklı yapıda biri. Birlikte namaz kılmışlar birlikte yürümüşler aynı yollarda. Mizac farkına rağmen aynı davanın adamı olarak kendilerini vaktiyle ortaya koymuşlar. Gül kendini ülke gerçeklerine göre geliştirmeyi/değiştirmeyi başarabilmiş biri. Kendine ayar verebilmesi aslında iyi birşey. Duygusallıktan ziyade temkimli ve ılımlı bir imaj oluşturabilmiş. Bu imaj dava adamlığına şüpheyle bakan burokrat ve laikçi kesimde bile sempati kazanmasına yol açmış. Erdoğan farklı yapıda, daha duygusal ve Gül’e nazaran ihtiyatlı değil. Daha kötüsü de siyasetini CHP’nin geçmişte yaptıklarına göre şekillendirmiş olması bir gaflet. Bütün enerjisini adeta hesap soruyor olmaktan gerilimden alıyor. Gül onunla birlikte olmuş olsaydı, hem onu kollardı ve hem de bu tür huyları konusunda bir ölçüde kontrol edebilirdi. Ancak çevresine yaklaşan sözde “şahinler” grubu sanıyorum bu ikisinin arasını açtılar.

    AB’ye girme işi istendiği gibi gitmeyince “midyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayalım” siyasetiyle içe kapanıklılık ve izafi radikalleşmeye doğru gidildi. İçteki gerilimler ve nihayet darbe teşebbüsü derken Dıştaki etkenlerin de rolüyle mevcut güzergaha girildi.

    Rusya ve Çin ayrı blokta olmalarına rağmen kendi gelişmeleri için Batı’ya muhtaç. Biz Batıya yakın bir müttefik iken ve bundan karşılıklı olarak istifade edebilecekken atışma siyasetiyle ters düşerek, Batı’dan kopmağa ve bu muhtaçların arasına sığınmağa çalışıyoruz. Erdoğan ve yakın çevresinin Batı’yı algılaması bence yüzeysel ve önyargılı. Devlet bazında Batı içersindeki, bize pek dostça olmayan bazı fraksiyonların da önyargılı hareketlerinden dolayı Erdoğan ve çeversinin haklı oldukları noktalar yok değil. Velhasıl nerden baksan işler pek kolay değil. Gül emekli biri, haliyle ne yapabilir zamanla göreceğiz. Ancak, 15-20 yıldır yeni nesil siyasetçiler yetiştirmiş bir halimiz de pek yok. Fazla gölgede kalınmıştan olsa gerek. Eskiler pek ümit vermiyor; yenilere ihtiyaç var…

    Bu arada size bir teklifim var. Bu işlerle yakından ilgili biri olarak ve daha önemlisi Balkanlardaki savaş ve kargaşa yılları jenerasyonunun bir temsilcisi olarak sizin siyasete girmeniz iyi olur. Bunu başarabilecek kapasite var. Balkanlar için iyi bir kazanım olabilir.

  9. Merhaba HK bey, çok değerli yorumlarınız için, çok teşekkür ederim. Erdoğan ve Gül aslında çok iyi arkadaş, sanırım. Ne olmuş olabilir ki bu kopuş gerçekleşsin. Gül daha entelektüel,iyi derece İngilizce bilen ve uluslararası tecrübeye sahip, Erdoğan’da bunlar eksik. Hayat tarzları da farklı. bu kopuşun şahsi nedenlerle mi olduğu, liderlik yarışından mı kaynaklandığı, Erdoğan’ın eksikliklerine mi dayandığı, ya da ideolojik farklılıklardan mı kaynaklandığı, merakım.
    Siyaset konusu bana çok uzak. Hem daha yeterli tecrübeye sahip değilim, hem o kulvarlar pek içinden çıkılacak labirentler değil. Saygılarımla. Kolay gelsin

  10. Adeline Hanım,
    Abdullah Gül’ü tanımlarken “eminden de emin” şeklinde bir tabir kullanmışsınız ki çok yerli yerinde bir kullanım, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.
    Bu yüzdendir ki sayın Gül bir şey yapmaz, yapamaz. %100 garantinin üstüne ikinci hatta üçüncü garantiyi de garantiye almadan adım atmaz bence Gül. Bahçesine helikopter indiğinde bile konuşayım mı konuşmayayım mı hesabı yaptı.
    Şartların olgunlaşmasını beklemek kişiyi lider yapmaz. Şartları olgunlaştıran kişidir gerçek lider.

CEVAP VER