Yazarımız Veysi Dündar HDP’li Hüda Kaya ile görüştü: “HDP farklılıklarla birlikte olunabilinen bir partidir”

0

Hüda Kaya ismini kamuoyu ilk 28 Şubat sürecinde kızlarıyla başörtüsü mücadelesi verirken işitti. Mücadele yüzünden anne ve kızları DGM’de idamla yargılandı.

Şimdi ise farklı bir zeminde siyasi bir mücadelenin içerisinde Hüda Kaya.

Yazarımız Veysi Dündar son günlerde yaşanan gelişmeler konusunda onunla görüştü.

Hüda Kaya kimdir?

9 Ekim 1960 tarihinde dünyaya gelen Hüda Kaya doğma büyüme İstanbulludur. Türk yazar, aktivist ve siyasetçi olan Kaya Türkiye Büyük Millet Meclisi 25. ve 26. Dönem HDP İstanbul Milletvekilidir.

Uzun yıllar Ürdün, Sudan, Pakistan, İran, Keşmir, Lübnan ile Filistin mülteci kamplarında çalışmalarda bulundu.

Uluslararası Müslüman Kadınlar Birliği’ne de üye olan Kaya, pek çok dernek ve vakıf çalışmalarında bulunmuştur.

Ayrıca Demokratik İslam Kongresi Şura Girişimi Üyeliği de yapmaktadır. Şu an Dik eş sözcüsüdür.
Yurt içinde ve dişinda siyasi, ilmi ve kadın çalışmaları devam ediyor.

İslam, siyasal İslam, siyaset

Veysi Dündar (VD): Kendinizi siyasal İslamcı olarak görüyor musunuz?

 

 

 

 

 

Hüda Kaya (HK): Kendimi İslamcı veya Muhafazar olarak görmüyorum. Ben bir Müslümanım. İslamcılık İslami ve Kurani bir kavram değildir. İslam din ise İslamcılık dinciliktir. Dincilik ise toplumsal değil iktidarcıdır.

 

 

 

VD: Mhp’den Hdp’ye dönüşümü nasıl başardınız?

HK: Benim bilinenin aksine bir MHP geçmişim yok. Bu ülkede doğup büyüyen yetişen Türklerin çoğunluğu gibi çocukluk ve erken gençlik dönemim ülkücülerle, ülkücülükle geçti. Benim için Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktu. Türklük ve devlet kutsaldı. Ancak 79-80’lerden itibaren Kuran’la tanışmış, kendimi Kuran’a göre bilinçlendirmeye ve yaşamaya çalışan bir Müslümanım. Kur’an asla herhangi bir ırkın veya dilin hakimiyetini değil tüm insanların eşitliğine, özgünlüğüne ve özgürlüğüne işaret eder.
Bu dönüşümde ülkücüler tarafından ‘yeşil komünist’, ‘kürtçü’ denilerek katledilen Metin Yüksel’in şehadetinin de payı önemlidir şüphesiz.

VD: Sizce “Siyasal” ve “İslam” eklemeleri yanyana hangi şartlarda gelebilmelidir?

HK: ‘Siyasal İslam’ denilince şu an günümüzde ve bölgemizdeki karşılığı İslamcılığın ‘iktidarcı’ siyasetidir ki her vicdanlı gönülde mahkûm edilmiştir. Ancak siyaset İslam dışı, İslam siyaset dışı değildir. Sadece İslam meselesi değil. Dini siyasetten, siyaseti dinden koparamazsınız. Dini siyasileştirmek de, siyaseti dinsizleştirmek de çürümektir.  Ahlakilik nasıl kaba genel anlamıyla ‘namus’ denilen şey değilse, hayatın her alanına dair bir çizgiyse, İslamilik de böyle bir şeydir. Yaradanla yaratılan arasında olup biten bir şey değildir. Yaratılanla yaratılanlar arasında asıl İslamilik asıl ahlakilik tecelli eder. İktidarcılık en büyük ahlaksızlıktır. Ahlaki olmayan hiçbir şey de İslami değildir.

VD: Hdp ile sizin geçmiş alt yapınız arasında hiç uyum sorunu yaşadınız mı?

Hüda Kaya ve HDP

HK: HDP ile bir geçmiş sorunu hiç kimse yaşamaz. HDP bileşeni olan birçok farklı birey ve oluşum var. Elbette her ne kadar hepimiz bu yurdun insanı olsak da ülkemizin, dünyamızın az çok farkında olan insanlar olsak da birbirine dokunmamış, göz göze gelmemiş, bir muhabbet etmemiş, dertleşmemiş, soru sormamış bir çok farklı kesimler var.
Bunların bir araya gelişinde elbette irili ufaklı sorunlar yaşanabilir. HDP nihayetinde toplumun her kesimine açık bir parti ve insani değerlerde ortaklaşabilen herkes HDP’ye girdiğinde HDP o oluyor, o HDP oluyor. Yani HDP’nin geçmişi benim geçmişimdir. Benim geçmişim HDP’nin geçmişidir. Bu tüm HDP’liler için böyle olmalıdır.
Farklılıklar birbirleriyle bir araya geldikçe, bir arada barış içinde olabilmenin güzelliğini çok daha net görebiliyoruz. HDP kendi ölçeğinde bir örnek toplumdur.
HDP içindeki her birey her oluşum birbirini her alanda doğruluyor, tasdik ediyor diye bir şey yok. Birbirini doğrulamayan, eleştiren onlarca farklı inançtan, düşünceden, siyasetten insanlar oluşumlar var HDP içinde.

Biz ‘HDP’li olduk, hepimiz aynı olduk’ demiyoruz. Hepimiz farklıyız, tartışıyoruz, eleştiriyoruz, tasvip etmediğimiz, hatta kınadıklarımız oluyor.  Ancak ‘maruf’ yani ‘ortak iyi’ için, en temel insani değerler ve haklar için bir arada mücadele etmeye hiçbir şey mani değildir, bu görevdir. Toplumsal barış böyle sağlanır. Yoksa herkes kendi mahallesinde arkasını mahallesine versin hele bir de egemen ve güçlü bir mahalleye aitsen, sonra sağa sola versin veriştirsin. Bu kolay ve yanlış olandır. Bu barışa değil savaşa hizmet eder.

VD: Hdp bir Türkiye partisi olabildi mi? Kongreyi yeni bitirdiniz. Hdp’nin yeni çizgisi nasıl olacak?

HK: Hem mecliste hem sokakta Türkiye’nin sorunlarına cevap olabilen, insandan, toplumdan, kadından, doğadan, barıştan yana cevap olabilen başka hangi parti var?

Türkiye’nin en önemli sorunu ve ihtiyacı barıştır. Barışa, kardeşliğe, doğaya, hakka karşı olanlar Türkiye partisi olamazlar.

Bugün ‘Türkiye hukuk devletidir’ cümlesi bir komedi, duyanı güldüren bir cümle. ‘Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü’ de keza. Bu cümleler ancak bir güldürme aracı olarak geçerli, çocukları bile inandıramazsınız bu cümlelere. Şimdi ülkeyi bu hale getirenlerin Türkiye partisi olup olmadığı tartışılmalı değil mi?

VD: Hüda Par’a bakışınız nasıldır? Zaman zaman neden orda değilim de sosyalist söylemi ağırlıkta olan Hdp’liyim diye soruyor musunuz kendi kendinize?

HK: Hüda Par özelinde değil de genel olarak bu gelenekçi İslamcı siyasi çizgiye dair bir kaç şey söyleyebilirim. Ben islamcılığı değil islamiliği, Kuran’ı esas aldığımı belirtmiştim. Modernizme uzak olduğum kadar gelenekçilikten de uzağım.
Gelenekçi İslamcılığın varacağı tek yer iktidarcılıktır. AKP gibi kendilerince ‘saray büyürse dinimiz de büyüyecek’ yalanlarıyla sarayları büyütme yarışından başka bir şey çıkmaz bu siyasetlerden ki geçmişleri, pratikleri malum, geleceği öngörmeye de gerek yok.

Bizim geleneğimiz ‘ortak iyi’ geleneğidir. Biz ‘kim olursa olsun zalime karşı, kim olursa olsun mazlumdan yana’ diyoruz. Şimdi dinci gelenekçiliğe göre en mazlum da tek mazlum da kendileri oluyor.

Hakkı savunmak cihaddır, en büyük ibadettir. Kimin hakkı olursa olsun. Bir dinsizin hakkı için, bir gayri müslimin hakkı için mücadele etmek cihaddır.
‘Hak’ en temel ilke olamadıktan sonra gerisi hep yanılgıdır. İnsan olunmadan Müslüman olunmaz. İslam toplumunun en büyük sorunlarından biri de budur. Dilerim bu çevreler  iktidarların aracı olmaktan çıkıp ‘hak’ esaslı bir mücadele alanı içine girerler, toplumlarına, halklarına karşı bir öz eleştiri ve öz veriyle hakka barışa adalete dair bir yürüyüşe başlarlar.

Suriye ve Afrin

VD: Kuzey Suriye’deki gelişmeleri bakışınız nedir, nasıl değerlendiriyorsunuz?

HK: Ben Türk’üm. Ancak değerlendirmemi bir Müslüman olarak yaparım. Benim açımdan Afrin’e yönelik savaş haklı bir savaş değildir. Üstelik bu haksız savaşa dinin, Allah’ın, Kuran’ın alet edilmesi ise başka karşı çıkış noktamdır.
Bu savaş Türkiye’nin savaşı değildir. Sen bir bölgeye tankla topla uçakla girmeye kalkıyorsan Fetih suresinin adını ağzına alamazsın. Bu Kuran’a hakarettir. Sen Afrin’e ellerinde çiçeklerle gidersen, oranın halkı da seni defle, halayla, şarkılarla karşılarsa o zaman Fetih’den bahsedebilirsin. Şu an Afrin’de sandık kurulsa yapılan harekata destek çıkar mı?
Biz savaşa şiddetle karşıyız. Suriye’den Türkiye’ye silahlı bir saldırı olursa da karşıyız, Türkiye’den Suriye’ye olsa da karşıyız. Saddam rejimi zalim bir rejimdi. Ancak biz Amerika’nın işgaline karşı çıktık. Bu Saddam’ı savunduğumuz için değildi, bilakis karşısındaydık.
Biz nasıl ki Irak’ta savaşa hayır dedik Saddamcı olmadık, Afganistan’da hayır dedik Talibancı olmadık, Suriye’de de Esatçı değiliz. Savaşa, savaş politikalarına karşıyız. AKP siyaseti, bölgede savaşı, şiddeti, kaosu derinleştiren bir siyasettir ve bunun artık herkes farkında.

 

 


Ve laiklik.. ve demokrasi.. ve AK Parti..

VD: Laikliğe bakışınızı özetler misiniz?

HK: ‘Siyasal İslam’ kavramının nasıl kelimelerden öte bir karşılığı varsa toplumumuzda, ‘laiklik’ için de bu geçerli. Laiklik denilince toplumun çoğunluğunda karşılığı ‘dinsizlik’, ‘kemalizm’ ‘başörtüsü yasakları’, ‘düşünce, ifade, inanç yasakları’ gelmektedir. Bu öyle kolay değişir bir karşılık, bir algı da değildir. Bu algıya sebep olan ‘laikçilik’ ile elbette kavgalıyız. Biraz önce de ifade ettim ‘siyaseti dinleştirmek de, dini siyasileştirmek de, dini siyasetten, siyaseti dinden soyutlamak da yanlıştır. Ancak kasıt ‘devlet yönetiminde din olmaması ve devletin tüm dinlere inançlara eşit olması’ ise bize göre devletin dini zaten olmaz. Devleti de kavramsal olarak olumlamak istemem ama devlet olacaksa devletin dini adalettir, adalet olmalıdır ve tüm inançlara mezheplere eşit olmalıdır.
Şimdi ‘cem evinde toplantı yapamazsınız’  diyor AKP, bunu da laiklik adına diyor, diyemezler. Cem bir araya gelmektir, her hususta dayanışma, danışma demektir. Cami’nin de işlevi budur. Sen işine gelince camileri meclis kürsüsü, miting alanı, karargâh gibi kullan. Senden farklı olanlara gelince ‘aman laiklik’ öyle bir şey de olamaz elbette.

VD: İmam Hatip okullarının yaygınlaşmasına nasıl bakıyorsunuz?

HK: İmam Hatip okullarının nasıl bir İmam Hatip olduğu önemli. Bugün okullar dâhil resmi tüm kurum kuruluşlar Saray’ın bekası için düzenlenir ve çalışır oldu. Zaten tüm  kurumlar yeterince devlete, iktidara, sisteme gömülmüştü. Bizler bunlara karşı 28 Şubat’larda mücadele ettik. Ancak şimdi eskiyi aratır bir şekilde devletçi, sistemci, militarist, milliyetçi hatta ırkçı bir bataklık içinde tüm kurumlar, okullar. Sadece İHL’ler değil tüm eğitim sistemi büyük bir yozlaşma ve çürüme içindedir.
Bu temel çürümenin çözülmesi gerekir.

VD: Türkiye demokrasisi hakkındaki düşünceleriniz nedir?

HK: Türkiye’de demokrasiden, hukuktan, haktan bahsedilemez. Türkiye’de son derece gözü dönmüş, baskıcı, yasakçı bir rejim her yeri kuşatmış ve uçurumun dibinde olduğunun bilincinde olarak taarruz halinde. Eli kana kire batmış umurlarında değil. Bu süreç ne kadar devam ederse, o kadar telafisi zor sonuçlara sebep olacak.

VD: Sizce Ak Parti neyi başardı, neyi başaramadı?

HK: Ak Parti iktidar olmayı başardı. Onu da tam başaramadı. Yıllardır sarsılıyor iktidarı ve o yüzden ülke kan gözyaşı ahlar içerisinde.
Ak Parti iktidar olmayı başardı ama vicdanlı olmayı başaramadı.
Ak Parti iktidar olmayı başardı ama ahlaklı, adaletli olmayı başaramadı.
Onun dışında hiçbir şeyi başaramadı. İktidar olmak ve kalmak dışında da hiçbir davaları yok zaten çok uzun zamandır.

VD: Zamanın Ruhu kavramı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir, zamanı yakaladığınızı düşünüyor musunuz?

HK: Hepimiz zamanız. Zaman da hepimiziz. Kopmamız mümkün değil.

VD: Gonca Kuriş ile beraber çalıştınız. Hizbullah tarafından vahşice katledilmişti. O döneme ait neler söylersiniz?

HK: Gonca arkadaşımdı. Bir Kuran emekçisi ve kadın hakları savunucusuydu. Katledenlerin kendi ifadeleriyle laik ve feminist olduğu için katledildi. O günler, bugünlerden çok da farklı değildi. Maalesef onun anısına hakkıyla sahip çıkılamadı, ne İslami kesimlerce ne kadın çevrelerince. Ancak bugün değeri daha iyi biliniyor, anlaşılıyor. Özellikle kadınlarca bayraklaştırılması gerekenlerden biri oldu ödediği bedellerle. Rahmetle ve özlemle anıyorum.

VD: 28 Şubat mağdurlarındansınız. Kızlarınızla beraber yargılandınız. İdam talep edilmişti yanlış hatırlamıyorsam. O döneme ve darbelere bakışınızı merak ediyorum. Ne söylersiniz?

HK: Süreç AKP ile iktidardadır. Mücadelemiz devam ediyor. O zamanki darbecilerin dediği bir söze vurgu olarak şunu ifade etmek istiyorum ki, o günkü darbe süreci gibi bugünkü süreç de bin yıl sürmeyecek.

CEVAP VER