Veysi Dündar sanatçı Nurseli İdiz ile görüştü: “Halk susuyorsa homurdanıyor demektir…”

0

Nurseli İdiz sanat hayatının ilk gününden beri hep konuşulan bir figür oldu. Sözünü sakınmayan bir kişiliği de var Nurseli İdiz’in; bu da onu tartıştırıyor.

Veysi Dündar sanat merkezli güncel olaylar ve Nurseli İdiz’in kendisi hakkında ilgiyle okunacak bir röportaja daha imza attı.

Nurseli İdiz kimdir?

İstanbul Pendik doğumludur. Lisede Fen bölümünde okudu. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünden mezun oldu.

1981’de Ankara Sanat Tiyatrosu’nda “Küçük Adam Ne Oldu Sana?” oyunu ile sanat hayatına başladı. Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatroları’nda ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nda görev yaptı.

1981’de, TRT’de “Şarkılar Neyi Söyler” ve “Prizma” adlı programları sundu, “Geçmiş Bahar Mimozaları” dizisiyle adını ekranda duyurdu. “Kız Kulesi Aşıkları”, “Böcek” adlı filmleriyle adından sinemada da söz ettirdi.

1991 yılında televizyonda “Saklambaç” adlı bir program sundu. Bir çok sinema ve dizi filmlerde rol aldı.

Çok ödüllü bir sanatçıdır.

Sanatçılar ve Mehmetçik ziyareti

 

Veysi Dündar (VD): Sinemacı, türkücü, şarkıcı ve sporcu kimi ünlülerin sınırdaki askerleri ziyareti çok tartışıldı. Kimileri yadırgadı. Doğrusu nedir, bu işin tabiatı nasıl bir davranışı gerektiriyor. Yorumunuzu merak ediyorum…
Nurseli İdiz (Nİ): Mehmetçik kavramı her zaman kutsal bir kavramdır elbette. Bir harekâtın içinde olan askerimizin yanında olmak, kalbimizin onlarla çarpması, şehitlerimize içimiz cız ederek ağlamamız. Keşke tüm bu ziyaret ve söylemler bu kadar safiyane duygularla ve sahici bir şekilde gerçekleşse. Öyle teatral bir havada gerçekleşiyor ki her şey… insanın aklında “sadece belli bir siyasetin yanında olanlar mı bu ziyaretlere katılıyorlar acaba?” diye bir soru beliriyor.
VD: Önüne gelene “Sanatçı” yakıştırması yapılan bu toplumda yaşamak size ızdırap veriyor mu?
Nİ: Bizim gibi az gelişmiş ya da gelişmekte olan toplumlarda kültürel değerler tam anlamıyla yerleşmemiştir. Beğeniler daha çok günlük eğilimlerle, modalarla, esen rüzgarlarla değişir. Böyle bir toplumda sanatın özüne yaklaşan, bu mesleği icra eden, evrensel değerleri taşıyan kişiler; hem sanatçı terimini topluma açıklamak ve bu ilkelerin kavgasını vermek hem de üretmekle mükelleftirler. Yani iki ayrı işin yükünü birden sırtlanırlar.
VD: Bugün toplumun önde gelenlerine aynı görüşte olmadıkları için bir şekilde taciz uygulanıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nİ: Bir toplum için en büyük tehlike onun, çok sesliliğini kaybetmeye başlamasıdır. Yanlış biliyor olabilirim ama sanırım tek sesliliğe yönelik şöyle bir söz hatırlıyorum: “Halkın en korkunç hali onun susuşudur. Eğer halk susuyorsa homurdanıyor demektir.” Fikir ve ifade özgürlüğü olmaması, her görüş, her iktidar, her yönetim ve her ülke için büyük bir tehlikedir.
Hayata ikinci kez doğmak
VD: Zamanı geri almak mümkün olsa, hangi hatayı telafi etmek isterdiniz?
Nİ: Hayatımın bir dönemi ciddi imtihanlarla geçti; Evet. Sanırım herkesin çok farklı farklı sınavları var bu dünyada. Bu sınavları geçtikçe insan büyür, olgunlaşır, evrilir ve üretimi de daha kalıcı olur ve iz bırakır. Kendi yaşamım içinde somut olarak ikinci kez doğan bir insanım.
VD: Bu arada sunduğunuz programlardan en keyif aldığınız hangisiydi? Paravan açmayı özlediniz mi mesela?
Nİ: Mesleğimde yaptığım hemen her şey çok zevkle, severek yaptığım işlerdi. Bazen şaka yollu “keşke meslek hayatımdaki başarımı özel hayatımda da gösterebilseydim” derim. Saklambaç, benim sunumumla dünyadaki benzerlerinden farklı bir yapıya büründü. Ve bu haliyle halkın gönlünde taht kurdu. Ama yaptığım haber programlar; “prizma”, kanal 6’daki gece haber kuşağı olan “işte hayat” ve Show tv’de rahmetli Ufuk Güldemir ile yaptığımız haber öncesi kuşak “Baş Sayfa” başka bir tat ve birikimdi benim için.
VD: Pişmanlık duyduğunuz bir davranışınız var mı?
Nİ: Benim gibi gel giti bol olan hayatlarda pişmanlıklar da oluyor elbet. Belki daha az aceleci ve daha az öfkeli olurdum gençlik yıllarımda. Bir de sanırım üniversite sonrası bir müddet yurt dışında eğitimime devam etmek isterdim.
VD: Çoğu kişinin hayatını değiştirebileceği önemli anlar zamanlar vardır. Size böyle bir değişiklik yapma imkanı sunulsa, nasıl fayda sağlamaya çalışırdınız?
Nİ: Daha az şiddet, daha az zulüm, daha çok eğitim için üç ayrı platform kurardım. Üniversite; ilk-orta-lise’den başlayan ve üniversite sonrasına da uzayan alternatif bir eğitim modeli. Çocuklar ve kadınlar için ayrı ayrı yaşam olanakları yüksek, sığınma evleri ve yaşam köyleri. Amerikan sinemasından teklif alıp milyon dolarlar kazanan bir oyuncu olursam, bu projeleri büyük çaplı olarak hayata geçireceğim. Belli mi olur? Üniversiteye de rahmetli babam Profesör Nafiz Çamlıbel’in adını vermek istiyorum.
VD: Çok donanımlısınız. Tiyatro, sinema, eğitim, sunuculuk, habercilik neredeyse her alanda bulundunuz, çalıştınız. Çok sevilen bir isimsiniz. Gençlere neler tavsiye edersiniz?
Nİ: Gençlere bedava tavsiye vermem. Gelip benden ders alsınlar, adım adım ustalığa beraber ulaşalım. Şaka tabii ama her profesyonel, gençlere başka başka tavsiyelerde bulunabilir, başka yollar gösterebilir. Ama benim için en temel iki şey; düşünceyi, aydınlanmayı besleyecek her tür donanım ve sahici bir ruha sahip olmak.
VD: Başarılı bir kadınsınız. Hemcinslerinize hayatta başarılı olabilmeleri için neler öğütlersiniz?
Nİ: Önce kendi ayakları üzerinde durmak, bir ya da iki altın bileziğe sahip olmak ve hiçbir zaman özgürlüğünü elinden bırakmamak.
Sanat, Türkiye’de sanatçı olmak
VD: Şimdi de zor sorulara geçiyorum. Sanat nedir? Sanatı tarif edin diye sorsalar ne dersiniz?
Nİ: Benim için sanat kısaca şudur: doğar, büyür, ürer ve ölürüz. Hepimiz farklı zorluklardan geçer ve zaman zaman farklı mutluluklar yaşarız. Hayatı değerli kılan, kalıcı olan ve yaşama zenginlik katan tek şey sanattır. Onun olmadığı bir yaşam yavan bir yolculuktur.
VD: Dünle bugün arasında bir kıyas yapıldığında, sanatta toplum olarak hangi aşamadayız?
Nİ: Güdümlü, korku ve tehditlerin hissedilebildiği, belirli kalıp ve sunumlar içine hapsedilmeye çalışılan baskı altında bir sanat var şu günlerde. Yani bizim kuşak biraz geçmiş günleri aramıyor değil doğrusu.
VD: Klasikleşmiş bir sorum var. Her konuğuma soruyorum. Size de sorayım. ‘Zamanın Ruhu’nu yakaladığınızı düşünüyor musunuz?
Nİ: Sanatçı için olmazsa olmaz, ‘çağı yakalamak’ olmalıdır. Doksan yaşında bile olsa zamanın ruhunu elinde tutan kişi, sanatını başarıyla icra etmeye devam edebilir. Ben ülkemizde ve dünyada böyle örnekleri gördükçe mutlu oluyorum ve Tanrı sağlık verirse böyle olmayı hedefliyorum.
VD: Sanat dendiğinde toplumun değer yargılarına göre hep oyuncular akla gelir. Oysa sanat güzeli, güzelde güzel olanı ortaya koymaktır. Meseleye bu açıdan baktığımızda sanat kavramının tekrar ele alınması gerektiği zaruretine inancınız nedir?
Nİ: Her zaman yeni yeni ve yeniden… Bazı sorularınız içeriği çok uzun sohbet durakları. Umarım bunları daha detaylandırabiliriz zamanla…

Bu cevapla söyleşimize şimdilik burada nokta koyduk. İlerleyen zamanlarda tekrar bir söyleşi yapmak üzere sözleştik. Çok insan tarafından sevilmek, sevilebilmek meziyettir. İltifat marifete tabidir. Ama benim sözüm, iltifat olsun diye değil. Nurseli İdiz, herkesçe sevilen bir isim. Sağlıklı bir ömür diliyorum kendisine. Allah, kendisine yapamadıklarını yapma imkanı sunsun diyorum. En kısa zamanda söyleşimizi tekrarlamayı ümit ediyorum…

CEVAP VER