Veysi Dündar iletişimci Sedef Kabaş’a adaylar ve liderlerin özelliklerini sordu… Kabaş’ın gözünde liderler:

1

Sedef Kabaş’ı son kitabı üzerine konuşturmuşken iletişimci kimliğinden de yararlanmak gerekirdi.

Yazarımız Veysi Dündar tam da bunu yaptı.

İki bölümlük röportajın son bölümünü sunuyoruz:

Sedef Kabaş kimdir?

1992 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun oldu. Fulbright bursu ile okuduğu Boston Üniversitesi’nde Televizyon Haberciliği üzerine yüksek lisans yaptı. Atlanta CNN International’da çalışan ilk Türk gazetecidir. NTV, ATV, TV 8, SKY Türk gibi çeşitli tv kanallarında programlar hazırlamış olup en son TRT 2’de Medya Medya isimli programı hazırlayıp sundu. Marmara Üniversitesi’nden iletişim doktorasını aldı. 2007 yılında Sedef Kabaş Eğitim, Koçluk, Danışmanlık şirketini kurmuştur. Halen üst düzey yöneticilere iletişim koçluğu yapmakta, şirketlere iletişim ve medya alanında eğitimler vermektedir.

Nasıl yönetiliyoruz?
Veysi Dündar (VD): Korku duvarı aşıldı mı? Motorlar maviliklere sürülecek mi bu yaz?
Sedef Kabaş (SK): Bu soru bile aslında siyasilerin bu ülkeyi nasıl büyük bir baskı, tehdit, şiddet ve korku kültürü ile yönettiğinin, daha doğrusu yönetmeye çalıştığının göstergesi değil mi? Şimdi soralım, kim korku kültüründen medet umar? Elbette ki, yetersiz olan, korkak olan, basiretsiz olan, iyi niyet eksikliği olan… Korku duvarlarının en yüksek sınırlarına erdiği dönemde çıkıp dedim ki, korkmayın! Zira yasaklar gelip geçici, özgürlükler bakidir… Bu korku duvarına en büyük balyozu ise GEZİ direnişi vurdu… Ardından 7 Haziran seçimleri bir kez daha gösterdi ki, baskı ile toplumun tüm kesimlerine hükmedemiyorsun… Anayasa referandumunda ise Bursa hariç tüm büyük şehirler; İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Adana tüm baskılara ve OHAL’e rağmen “HAYIR” dedi… Ve şimdi 24 Haziran’da bir kez daha göreceğiz ki, toplumun her kesiminden vatandaş darbelere nasıl karşıysa, kurulmaya çalışılan rejime de geçit vermek istemediğini gösterecek… Türkiye’de demokrasi kültürü sanıldığından daha güçlü, daha köklü, daha derin… Ben ülkeme inanıyorum… Yani sorunun yanıtı “Evet”, milletçe motorları o maviliklere süreceğiz…
VD: Kralın çıplak olduğu anlaşıldı mı?
SK: Esas soru şu, bu kralın milleti soyup, çıplak bıraktığını görüyorlar mı? Türkiye aslında müthiş kaynakları olan bir ülke… Ama maalesef AKP iktidarı har vurup, harman savurdu… 90 yıllık birikimi düşündürücü şekilde değerinin altında yandaş veya yabancı şirketlere sattılar, vergi adaletsizliği anlamına gelen dolaylı vergileri fahiş oranda arttırdılar; kupon arazileri, koyları, limanları, madenleri, fabrikaları özel sektöre peşkeş çektiler… Peki, özelleştirmeden, vergilerden, satılan arazilerden gelen onca para nerede? Üstelik bir de 450 milyar dolara yaklaşan bir borç ve 60 milyar dolar cari açık ile karşı karşıyayız… Türk lirası %40 oranında devalüe olmuş, yani 10 TL artık sadece 6TL ediyor…  Muhtaç insan sayısı 27 milyona dayanmış (Kızılay açıkladı). Okula kahvaltı yapamadan giden çocuklar var bu ülkede… Ve bizi yönetenler utanmadan 5 milyar TL harcayıp 1150 odalı saray yapıyorlar… Yetmiyor, özel uçaklarla geziyorlar… Yetmiyor, 300 odalı yazlık saraylar inşa ediyorlar… Yetmiyor, dünyanın en zengin ve gelişmiş ülkelerinden Almanya ve Japonya’yı 20’ye katlayacak şekilde makam aracı kullanıyorlar… Ama daha beteri kendileri sefa içinde yaşarken, millete “bizim halkımız cefa çekmesini bilir” diyorlar!
VD: Bir iletişim uzmanı olarak, RTE’nin “Millet” kelimesini atlayıp “Cumhur” kelimesini seçmesini neye bağlıyorsunuz? Propaganda büyüsünü mü yitirdi RTE yoksa Erol Olçok gibi reklamcının yokluğu mu bu?
SK: Kötü bir ürünü, milyonlarca dolar harcayıp, dünyanın en iyi reklamcıları ile çalışıp, sabah akşam tüm TV kanallarında yayınlasanız bile SATAMAZSINIZ! Yani kötü olan reklam veya kampanya değil, ürünün kendisi. AKP bitmiş bir parti. Bu partiyi bitiren de kurucularından olan Tayyip Erdoğan… Artık AKP yok, sadece RTE var… RTE’nin “her şeyi ben bilirim” diye özetlenebilecek yönetim anlayışı ise bu ülkeye artık dar geliyor… Sosyolojik olarak bu dönemin verdiği en ciddi sinyal şu: kamuoyu barışmak istiyor, çocuklarına aydınlık bir gelecek sunmak istiyor ve huzur istiyor… Halkın sağduyusu, 16 yıldır bu ülkeyi yöneten AKP kadrosunun çok ama çok ötesinde… AKP artık bu halkın ne ihtiyaçlarına, beklentilerine cevap verebilecek bir parti, ne de aydınlık bir gelecek vaat edebilecek vizyona sahip.. RTE’nin tek kaygısı ise ne pahasına olursa olsun, Saray’daki saltanatını sürdürmek… 21.myy’da vaat olarak “millet kıraathanede kek yesin, çay içsin, yatıp, yuvarlasın” diyen biri bu ülkeyi tek başına yönetmeye talip oluyor!
Liderler ve siyasi iletişimleri
VD: Bir iletişim uzmanı ve medya danışmanı olarak: Erdoğan, İnce, Akşener, Karamollaoğlu, Demirtaş ve Bahçeli’nin siyasi iletişimini nasıl buluyorsunuz, avantajları ve dezavantajları neler?
İlk olarak Tayyip Erdoğan?
SK: Kilit sıfatlar: Asrın lideri, Ümmetin lideri, Reis…
Ülkenin geniş bir kesimine yukarıda sıfatlar “komik” gelebilir ama ülkenin diğer bir kesimi için Erdoğan bu sıfatlara sahip ve en iyi şekilde taşıyor. Sözünün üstüne söz söylenemez, “millet Erdoğan’ı seçer, Erdoğan da millete hizmet eder” sadeliğinde ya da sığlığında (nereden baktığınıza bağlı olarak) Türk usulü demokrasinin yegane temsilcisi… AKP’yi kuranların başında geliyor, bugün ise AKP’yi çoktan Erdoğan ismi altına paspas yapmış görünüyor… AK Parti ülkenin ebedi başkanı için artık bir araçtan ibaret, dava Erdoğan’ın ebedi başkan ve bir ihtimal halife olması şekline çoktan devşirilmiş görünüyor… Özet: Erdoğan bugün AK Parti’yi bırakıp, KARA Parti kursa seçmeninin %99.99’u peşinden gider.. Ay’a 4 şeritli yol yaptığına inandıracak kadar algı sihirbazı… Çatışmadan, kavgadan ve polemikten besleniyor…
VD: Dezavantajları?
SK: İtiraf edilemeyen ekonomik bir krizin içinde olmamız, kendisinin deyimiyle “tulumbada su” kalmamış olması. 16 yıllık iktidarın sonucu yaşanan “metal yorgunluğu” artık “yorgun Tayyip” sendromuna dönüştü: 5 ay önce söylediğini bugün inkâr ederdi, artık dün söylediğini bugün inkâr eden bir kişi var karşımızda… Dizginlenemez bir mitomani abidesi oldu…
VD: Avantajları?
SK: Kurnaz, Hırslı, Hatip (en azından eskiden öyle bilinirdi)… “Ya olurum, ya ölürüm” derken bırakın seçimi kaybetmeyi, ölsem de bırakıp gitmem kararlılığında. %35-40 aralığında seyreden kemiksiz bir oy potansiyeli var.
VD: Muharrem İnce?
SK: Kilit sıfatlar: Zeki, Samimi, Esprili…
Yeni bir aday ama sürpriz değil. Eski bir siyasetçi ama yıpranmış değil.
Siyasetin her merhalesinden hakkını vererek geçmiş, Cumhurbaşkanlığı final ipini göğüslediğinde en büyük alkışı alacak isim…  Artık Saraylı olan Tayyip Erdoğan’ın önceki nice seçimde gani gani kullandığı “halktan biri” imajını çoktan ele geçirdi. Köy düğününde göbek atıyor, gayet hâkim şekilde traktör kullanıyor, röportajda bisikletin üstünde poz veriyor; geleneklerine, ailesine, köyüne sahiplenen bir Anadolu çocuğu… Küçük duruma düşürmek için Erdoğan’ın kendisi için söylediği “gariban cumhurbaşkanı” yakıştırmasını avantaja dönüştürmüş bir isim…  “Self-made man” yani bileğinin hakkıyla zirveye tırmanmayı başarmış hatta iktidar kanadından gelen her sataşmayı gole çeviren kıvrak zekâsı, ultra yüksek enerjisi ve sıcacık gülümsemesi ile epey puan topluyor…  Gençlere ilham, toplum geneline güven veren, nice zamandır kara bulutların çöktüğü bu memleketin havasını pozitif enerjisi ile dağıtmayı bilen en güçlü CB adayı…
VD: Onun avantajları?
SK: Halkın içinden geliyor… Annesi ve kız kardeşinin başörtülü (CHP’liler dinsizdir, bacımızın başörtüsüne el uzatırlar gibi AKP’nin klişe iddialarını otomatik olarak hükümsüz kıldığı için)… Diğer üstün özellikleri hiciv yeteneği, yüksek enerjisi, muhteşem gülüşü…
VD: Ya dezavantajları?
SK: Meydanlarda zaman zaman nefes ve ses kontrolünü kaybediyor, mitingin ön sıralarından laf atan vatandaşlara “şaşırıyorum”, “aklımı karıştırıyorsunuz”, “biraz susun” gibi iyi niyetli ama gereksiz müdahalelerde bulunuyor… CHP’nin Anadolu’nun kimi yerlerde bir türlü kırılamayan makus negatif algısına rağmen destek toplamaya çalışıyor…
 
VD: Meral Akşener?
SK: Kilit sıfatlar: Cesur, Kıdemli, Kararlı…
Dik durdu, tüm engellemelere, baskılara rağmen dirayetle, sabırla, kararlılıkla yolundan şaşmadan Cumhurbaşkanlığı adaylığına kadar geldi, çıtayı hep yukarıda tuttu, sözünün arkasında durdu… Önüne çıkarılan her engel, mücadelesine daha büyük güç kattı.
Bu seçimler şunu netleştirecek; DYP, ANAP mirası merkez sağ boşluğunu dolduran partinin lideri, ya da başladığı gibi biten bir serüvenin temsilcisi… İşinin en zor kısmı Cumhur İttifakı tarafından önüne çıkarılan gayri hukuki ve insani engellerden ziyade az kaynak, sınırlı süre ve görece toplama ekip ile omuzladığı yüksek beklentiler… Milyonlar kendisinden mucize bir sonuç bekliyor gibi…
VD: Avantajları?
SK: Kadın olması… Partinin ismi: İYİ Parti… Güçlü bir çıkış yapmaları…
VD: Dezavantajları?
SK: Meral Akşener’in meydanlarda duygusal olarak (ve haklı olarak) Erdoğan’dan çok “küçük ortak”a laf atmak suretiyle hala Devlet Bahçeli’yi muhatap alması…
VD: Temel Karamollaoğlu?
SK: Kilit sıfatlar: Babacan, Farklı, Dindar…
“Partini sat, bakanlığı kap” rüzgarına kapılmamış, makam uğruna davasını satmamış,  dirayetli bir isim… Bir çeşit Erbakan’ın zihinlerde bıraktığı tahsilli, dindar, nüktedan ve en önemlisi devleti karşısına almayan ekolün devamı… “Orta yaşlı, dindar bir amca ama twitter’ı acayip kullanıyor”, “kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışını elinin tersi ile itip, iktidara damardan eleştiriler yapıyor… AKP’li olmanın dindar olmanın bir şartı olmadığını ortaya koydukça, AKP’nin akla ziyan yandaşlarının tüm toplarını taca çıkardı… “AKP yok artık, tek adam var”, “yargı bağımsız olsa AKP’lilerin %70’i yargılanır” diyecek kadar net ifadeler sayesinde daha önce Saadet Partisi’ne bırakın oy vermeyi adını bile ağzına almayan milyonların takdirini topluyor.
VD: Dezavantajları?
SK: Sivas Katliamı (başka söze gerek yok).
VD: Avantajları?
SK: “Çalıyor ama çalışıyor”, “kindar ama dindar”, “AKP’ye oy vermeyenler münafıktır” gibi dini istismarın zirve yaptığı dönemde İslami kesimin namusunu kurtaracak adam gözü ile bakılıyor…
VD: Selahattin Demirtaş?
SK: Kilit sıfatlar: Genç, Sempatik, Tutuklu…
HDP’nin Türkiye partisi olma yolunda en büyük katkıyı sağlayan isim. Tüm medya ambargosuna rağmen mesajlarını haber değeri taşıyacak şekle dönüştürerek, sansüre çelme atan, kıvrak zekâsı ile tanınan bir başka isim… “Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganı, “Para değil saz çalan lider” tanımı hala hafızalarda… Ama bugün tutuklu ve bir televizyon programına telefon bağlantısı ile bile katılıp, halka hitap etmesine izin verilmiyor. Eşi ile yaptığı 10 dakikalık telefon görüşmesini “tek kişilik” parti propagandasına çevirmesi son derece dahice bir hamleydi… TRT’de yaptığı konuşmaya da iyi hazırlanmış, “bir oyluk canları var” yine hafızalara kazınacak bir söylem…
VD: Dezavantajları?
SK: PKK (başka söze gerek yok), Pervin Buldan (HDP Türkiye’nin partisi söyleminin içini maalesef doldurmuyor).
VD: Avantajları?
SK: Adil yargılanacağı konusunda ciddi şüpheler var, mağdur edildiğine yönelik yaygın bir kanaat söz konusu, yine de morali sağlam, mesajları net… Ve her şeye rağmen “ben hala bu yarışın içindeyim, vazgeçmedim” duruşu takdir topluyor.
VD: Devlet Bahçeli?
SK: Kilit sözcükler: “Küçük ortak”, Kara kutu…
Erdoğan’ın potansiyel Cumhurbaşkanı Yardımcısı… Seçim sonrasında MHP tabanının oylarının başta İYİ Parti olmak üzere diğer partilere kayması halinde (ki çok yüksek bir ihtimal) nasıl bir açıklama yapacağı merakla beklenen kişi… Birbirinin neredeyse 180 derece zıttı çıkışları ile milleti şaşırtan, siyasi mantığı çoğu zaman kezzap suyuna atan parti lideri… Miting yapmak yerine, miting yapan diğer adayları televizyondan seyretmeyi tercih eden, her an şapkadan bir tavşan çıkarması an meselesi denen mevcut siyasi arenanın en tecrübeli ismi…
VD: Dezavantajları?
SK: Tayyip Erdoğan’a daha önce canlı yayınlarda, miting meydanlarında aleni şekilde yaptığı eleştiriler ve yakıştırmalar (İnsan ister istemez bu sözleri birbirine söyleyenler sonra nasıl birbirinin yüzüne bakmayı bırak, ittifak kurabiliyorlar diyor).
VD: Avantajları?
SK: Bileğimi kesseniz başka partiye oy vermem diyen taş yapı MHP tabanı ve elbette Kurtlar Vadisi izleyici kitlesi…
“Kişisel endişelerim yok…”
VD: Twitter mecrasını en etkili kullanan isimlerden birisiniz… Attığınız pek çok tweet geniş yankı uyandırıyor. Bu tweetleri yazarken bunu yazsam başıma şu gelir, şöyle yazsam bu olur gibi bir endişe taşıyor musunuz? Geçen hafta atmadığınız bir tweet için bile ifadeye çağrıldınız, “mention” edildiğiniz için…
SK: Öncelikle şunu söyleyeyim, ben kul hakkı yemekten, kendime saygımı yitirmekten korkarım… Gerçekleri söylemekten niye korkayım? Yalan söyleyenler, yolsuzluk yapanlar, ülkeyi talan edenler, suç işleyenler korksun… Bunun dışında son 5 yıldır ısrarla şunu söylüyorum: “iktidarın konvansiyonel medyası varsa, muhalefetin de sosyal medyası var…” İlginçtir, bu seçimde bu fikrime en çok sahip çıkan kişi Saadet Partisi’nin lideri Temel Karamollaoğlu oldu… Önemli olan sosyal medyayı çok kullanmak da değil, akıllıca kullanmak… Haber değeri taşıyan, vurucu cümlelerle gerçek ve doğru olana dikkat çekmek… Ama kesinlikle hakaret etmeden, kişilik haklarına saldırmadan ve suç işlemeden… Benim bugüne kadar yazdıklarım ve söylediklerim içinde tek bir hakaret sözü bulamazsınız… Çünkü ne adabım buna izin verir, ne de zeka düzeyim buna ihtiyaç duyar… Ama söylediğin gibi yazdıklarım geniş yankı uyandırdığı için hakkımda pek çok kez suç duyurusu yaptılar, davalar açtılar.. Çok şükür hepsinden ya beraat ettim ya da takipsizlik verildi. Son olarak baktılar ki benim yazdıklarım herhangi bir suç unsuru taşımıyor, o zaman başkasının yazdığı bir tweetten dolayı Sedef Kabaş’ı ifadeye çağıralım dediler, herhalde. Ne diyelim, bu dönem de bu traji-komik hadiselerle tarihe geçip, gidecek…
VD: Anketler hakkında ne düşünüyorsunuz? Anket firmaları bağımsız değiller, sahipleri iktidarın sipariş memurları malum da, ankete katılan kişiler kendilerini korkusuzca yansıtabiliyorlar mı sizce?
SK: Anketler yurtdışında son derece bilimsel şekilde yapılır ve seçmen üzerinde yüksek etki yaratma ihtimali göz önüne alındığından dolayı da yerli yersiz açıklama yapmalarına izin verilmez… İletişim psikolojisinde bir hakikat vardır; bireyin genel eğilimi çoğunluğun yanında yer almaktır… O yüzden çok satan kitapları alıp, okuruz; çok izlenen filmleri gidip, izleriz… Hayran kitlesi geniş ünlüleri takip ederiz veya en çok oy alan partilerin liderlerinden etkileniriz…  Bu yüzden kamuoyu yoklamaları adeta toplumsal kanıt görevi görür… Bak bu partiye veya lidere verilen destek şu kadar… Eğer senin oy vereceğin partiye verilen desteğin düşük olduğunu görürsen, de-motive olma ihtimalin yüksek olur… Hatta madem kaybedeceğiz, niye gidip oy verme zahmetine katlanayım bile diyebilirsin… Aman sakın bunu demeyin, zira seçim süreci aynı zamanda çok ciddi bir psikoloji savaşıdır… Motivasyonunu kaybeden, seçimi de kaybeder…
VD: Dip dalga dedikleri sessiz bir hareket öngörüyor musunuz?
SK: Açıkçası bu dip dalgasının sessiz filan değil, epey sesli şekilde kendini gösterdiğini düşünüyorum… Hem Cumhur İttifakı’nı hem Erdoğan’ın liderlik karizmasını dipten epey çatırdattı. Millet İttifakı’nın içindeki partilerin ve liderlerinin mitinglerine rağbet çok yüksek… Özellikle İnce’nin mitinglerinde yer gök insan dolu… Sadece bu dip dalgayı görmezden gelen, sessiz kalan malum bir havuz medyası var, kendi çamurunda boğulmaya mahkûm bir havuz medyası…
VD: Sizi 24 Haziran ya da 8 Temmuz sonrası bağımsız medyada görebilecek miyiz?
SK: Hayır, medya dünyasına dönmeyi düşünmüyorum… Ama ülkemde özgür bir medya ortamının oluşması için var gücümle çalışmaya devam ediyorum…

1 YORUM

CEVAP VER