Veysi Dündar Prof. Nuray Mert ile söyleşti: “Seçim Cumhuriyet’in sonu, yeni rejimin başlangıcı…”

0

Veysi Dündar seçimden hemen sonra daha çok medya ekseninde bir değerlendirme görüşmesi yapmıştı siyaset bilimci Prof. Nuray Mert’le; o görüşmenin devamı için yeniden kendisini aradı.

Ortaya ilgiyle okunacak bu röportaj çıktı.

Nuray Mert kimdir?

Trabzon doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve tarih okumuştur. Yüksek lisans ve doktora eğitimini de Boğaziçi Üniversitesi’nde yapmış, aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak çalıştıktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi kadrosuna katılmıştır. Halen aynı fakültede profesör olarak görev yapmaktadır.

Radikal, Hürriyet, Milliyet, BirGün ve Cumhuriyet Gazetelerinde köşe yazarlığı da yapmıştır.

AK Parti neden kazandı?


Veysi Dündar (VD):
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kek/kıraathane söylemi ile oy toplamaya girişmesini seçimden önce bindiği dalı kesmek olarak yorumladınız. Ben bu yorumunuzu seçimi analiz etmek için kendi yazıma aslında söylenenlerin hiçbir kıymeti zaten yoktu şeklinde ekledim. Sizce de aslında söylenenlerin hiçbir değeri yok muydu?

AKP zaten seçimi kazanacak kadar AKPli ve MHPli seçmene sahip olduğundan emin miydi?

Nuray Mert (NM): Sadece kek meselesi değil, seçim kampanyasında söylenenlerin bir karşılığı yoktu, ama bellli ki bunun önemi de yoktu, kimsenin de millet kıraathanelerini dolduracağı yok. Erdogan’ın seçmeni o ne derse desin ona vekalet verdi. Bu sıradan bir seçim değildi, nitekim iktidar çevresi de bunun altını çizdi. Bu Cumhuriyet rejiminin sonu ve yeni bir rejimin, iktidarın tabiriyle Yeni Türkiye’nin inşa süreci. Demek ki, bu ülkede yaşayanların yarısından biraz fazlası, Erdogan liderliğindeki bu girişimi destekliyor, bunu  öyle görmek gerekiyor.  Cumhur ittifakı bundan ne kadar emindi bilemem, ama netice istedikleri gibi oldu.

VD: Sosyal yardımların ve benzeri sübvansiyonların seçim sonuçları için kıymetinin azami olduğuna katılıyor musunuz? AKP’nin sadece periferide oy alabiliyor, merkezleri bu kadar pas geçiyor olması tesadüf olabilir mi?

NM: Pek öyle değil, ben zaten merkez-periferi analizlerini pek doğru bulmam, ayrıca ittifak merkezlerde oy alamamış da değil. Tabii ki, partilerin seçmen profilleri birbirinden farklı ama AK parti her çevreden oy alabiliyor, öyle olmasa da çoğunlukçu sistem esassa sonuç ortada. Bir sorun varsa, o da çoğunlukçu sistemlerin yaşayacağı darboğazlardır; bunların başında toplumsal uzlaşmanın, hak ve özgürlüklerin uzağına düşülmesi vardır, onun sonuçlarını da hep birlikte yaşayacağız.

VD: Kürtaj dede, miting alanını dolduran kadınlar, Urfa’da neredeyse %100 çıkan köyler. Sizce de AKP ev kadınlarının, SGK primi ödemeden 65 yaşını tamamlamışların ve buğday başta olmak üzere katma değersiz ürün üreten köylülerin partisi mi?
Yani AKP’ye oy vermeyip vergi mükellefi olmayan bir kişi dahi olmama ihtimalı yok mu?

NM: Bence, AK parti, her kitle partisi gibi tek bir profilin partisi değil, pek çok farklı nedenle oy veren seçmeni olabilir, ama sonuçta bu seçmenlerin toplamının tek adam rejimine, toplumsal tek tipleşmeye  itirazı yok, tam tersine bunu bir güvence olarak görüyor. İktidarın en çok vurguladığı husus olan, Türkiye’nin iç ve dış düşmanlarla çevrildiğine inanıyor. Nihayetinde, siyaset bir algı meselesidir, demek ki Türkiye’nin en az yarısının algısı bu şekilde biçimlenmiş. Bu algının yerleşmesinde, geçmişe dair öfke de var, toplumun birbirine karşı güvensizliği de var, bir türlü tamir edilemeyen, tam tersine sürekli kanırtılan fay hatları da var.

“HDP’ye yapılan tam bir basiretsizlik”

VD: HDP’ye vebalı muamelesi yapılması daha ne kadar devam edecek? Aslında iktdar AKP’de değil de MHP’de mi?

NM: Sadece vebalı muamelesi yapılmıyor, İçişleri Bakanı daha da ileri gidiyor, CHP’yi de o kategoriye sokmaktan imtina etmiyor. Bu tam bir basiretsizlik ve bu anlayış ile toplumsal barış umudu taşımak imkansız. Diğer taraftan, bu uç noktadan sonra, bu koşullar altında HDP’ye dair yorum yapmak da zorlaşıyor. Oysa, Kürt siyaseti ve HDP’nin de bu noktaya gelişimizde sorumluluğu var. Hendek siyasetini eleştirenleri ve bu arada beni topa tuttular ama başta hendek meselesi ve şehir savaşı olmak üzere bir çok konuda demokratik siyasetin sınırlarını zorladılar. Hala ciddi bir durum değerlendirmesi yapmaya niyetli olmadıkları görünüyor. Zaten pek çok şey için artık çok geç. Bunu iktidar siyasetini haklı çıkarmak için söylemiyorum, Kürtlerin kazanımlarının riske girmesinden kaygı duyduğum için söylüyorum. MHP’nin iktidarın küçük ortağı olması tabii tabloyu daha da umutsuz kılıyor.

VD: MHP Türkçü parti olmaktan gurur duyuyor. Bu bağımlılık ilanihai sürecek gibi görünüyor. İrlanda ve İspanya deneyimlerine bakarak alınacak yol daha çok mu?

NM: Türkçülüğün bu ülkeye neler kaybettirdiğini sadece MHP değil, Türkiye’nin çoğunluğu kavramış görünmüyor. Oysa bu ülke için asıl tehlike, vatanseverlik ortak paydasında buluşamamaktır. Türkiye, Türkçülüğün korku ve kuşkularına teslim olarak güçlenmez. Zayıflar, bu sadece Kürt meselesi için değil, dış dünyaya bakış konusunda da böyle. Korku ve kuşkuların ağır basması özgüven eksikliğine işaret eder, oysa Türkiye bu köşeye sıkışamayacak kadar büyük ve önemli bir ülke. İrlanda ve İspanya örneklerine gelince, bunlar barış sürecinde çok öne çıkarıldı, bir noktaya kadar esin kaynağı olabilirlerdi ama her toplumsal barış projesinin kendi dinamikleri vardır, bu süreçler o dinamiklere dayandığı sürece sağlıklı seyreder. Ayrıca, İspanya’nın pek de iyi bir model olmadığını Katalonya’da yaşanan son gelişmeler vesilesi ile gördük. Ancak, merkeziyetçi anlayışın çözüm olmadığını anlamak için, bizim milliyetçi-muhafazakar kesimin zihninde güç sembolü olarak gördüğü ülke olan İngiltere’ye bakmalarını öneririm. Mesela, demek ki, İskoçların parlamentosu olması, bu ülkenin gücünü azaltmamış. Sistemlerin reforme olması onları güçlendirir, bunu görmek gerekiyordu.

VD: Tayyip Erdoğan beğenmediği kişileri komünistlikle suçluyor. Sizce bu nasıl bir düşünce sistemine karşılık geliyor? Dünyada komünizmin bir seçenek olmaktan çıktığı bir dönemde hala anti-komünist söyleme tutunmak nasıl mümkün olabilir?

NM: Siyasette alıcısı olduğu sürece, her şey her zaman mümkündür, sorun bu anlayış ile nasıl bir yol yürüneceği veya yürünemeyeceğidir, onu da hep birlikte göreceğiz.

“Laik kesim de o kadar demokrat değil”

VD: Kadıköy-Beşiktaş gibi gelişmiş yerlerde daha önceleri sağ belediye başkanları olagelmişti. Şimdi ise CHP neredeyse %80’lere ulaştı. Bu merkezlerdeki bu dönüşümü siz nasıl yorumluyorsunuz?

NM: Bir kere sağ-sol tanımları zaman ve mekan içinde çok değişiyor.  O nedenle, sadece belediyeler değil, pek çok eski sağ siyasetçiler ve CHP artık gayet iyi geçiniyorlar. Türkiye’de şimdilerde ayrışma laiklik ve cumhuriyetçilik üzerinden şekilleniyor, öyle olması da aslında anlaşılır bir şey. Beni asıl kaygılandıran, laik kesimin, diğerlerinden daha demokrat olmaması, bu noktaya gelmemizde bu konunun çok etkili olduğunu düşünüyorum. Sizin ‘kürtaj dede’ dediğiniz amcaya ‘sen önce dişlerini fırçala’ diye fırça çeken hanım, onun yerine ‘beyefendi, öyle veya böyle neden bağırıyorsunuz, gelin size bir iki soru sorayım belki benim de fikrim değişir’ deseydi ne olurdu bilemiyoruz. Böyle çok amca ve böyle çok teyze olduğu sürece gidişat nereye bilemiyorum. Son olarak, amca-teyze meselesi ötesinde, 2008’de yaşadığımız parti kapatma girişimi olmasaydı, olaylar nasıl gelişirdi onu da bilemiyoruz.

Yanlış anlaşılmasın, ben mevcut gidişattan hiç memnun olmayan, Yeni Türkiye projesini otoriter bir yeni düzen inşası olarak gören, fazlasıyla kaygılı bir siyaset gözlemcisiyim. Sadece, Türkiye’de yaşananlar konusunda farklı iddiaları olan tarafların hepsine uzak mesafede görüşlere sahibim, onları ifade etmeye çalışıyorum. Bu benim illa farklı bir yerde çabamın sonucu değil, kendi değer dünyam ile ilgili bir husus. İlla en doğrusu benim düşündüklerim ve yaptıklarım da demiyorum, o nedenle de, doksanlı yıllardan bu yana dışlanma, kovulma, suçlanma sürecimi de çok mesele yapmadım, ama bu süreçler bana bu ülkeye dair çok şey öğretti.

Keşke bu ülkenin geleceğine dair umut vadedici şeyler öğrenmiş olsaydım, öyle olmadı.

∆∆∆

CEVAP VER