Veysi Dündar yeni milletvekili Saruhan Oluç ile HDP’yi konuştu: ‘’HDP Türkiye partisidir. Nokta.’’

1

Geçen hafta yapılan seçim sürpriz bir tablo ortaya çıkardı ve bu yüzden anlama amaçlı değerlendirmeler hızını kaybedeceğe benzemiyor.

Önemli sonuçlardan biri, HDP’nin baraj engelini aşıp Meclis’te üçüncü parti konumuna gelmesiydi.

HDP’yi yeni seçilen milletvekillerinden Saruhan Oluç ile konuştum.

Söyleşinin böylesini severim. Bazen fırsatlar Taksim’de işlettiğim gsm dükkanında kendiliğinden bana denk geliyor. HDP’nin yeni vekili Saruhan Oluç da öyle denk geldi. Hemen boş geçmedim. Röportajımızı gerçekleştirdik.

Saruhan Oluç kimdir

İstanbul doğumludur. 

Makine Mühendisi; Almanya Ren Westfalya Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünü bitirdi. Uzun yıllar yayıncılık faaliyeti sürdürdü. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi ile İktisat Dergisi yayın kurullarında çalıştı. Çeşitli gazetelerde ve basın yayın kuruluşlarında editörlük, köşe yazarlığı, yayın yönetmenliği ve siyasi yorumculuk yaptı. Kurucularından olduğu Özgürlük ve Dayanışma Partisinde uzun yıllar Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 2007 ve 2011 seçimlerinde ” Demokrasi Özgürlük ve Emek Bloku” çalışmalarında, daha sonra Halkların Demokratik Kongresi ve Halkların Demokratik Partisi’nin kuruluşunda yer alarak, Merkez Yürütme Kurulu Üyeliği yaptı. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.

24 Haziran 2018 seçiminde HDP’den İstanbul Milletvekili seçildi.

HDP ve Türkiye partisi olmak

Veysi Dündar (VD): Şimdi size siyasetten sıkıldık. Yazdığınız ve dillendirdiğiniz aşk şiirlerinden sorular sorsam, HDP’yi parlatıyor diyecekler. Ne soracağımızı, ne konuşacağımızı, neyi dillendireceğimizi bilemez olduk. Hakikaten ne sorsak? İşin latifesi bir yana HDP kimin partisidir? Türkiye partisi olabilmeyi başarmış mıdır?

 

 

Saruhan Oluç (SO): HDP, Türkiye’de yaşanan adaletsizliklerden, eşitsizliklerden, demokrasi yokluğundan, kısacası gidişattan rahatsız olan, tüm mağdurların partisidir. Farklı halkların, inançların, kimliklerin, kültürlerin ve anadillerin hepsinin eşit ve demokratik bir ortamda bir arada yaşamasını hedefleyenlerin partisidir. Son seçimde bütün kentlerden, batı metropollerinden oldukça yüksek oy alan, ülkenin ve parlamentonun üçüncü partisi olmayı başarmış HDP’nin Türkiye partisi olamadığını söylemek artık mümkün müdür? Örneğin İstanbul ve İzmir’de HDP üçüncü parti olmuştur. Batı illerinde ya 7 Haziran’ın ya da 1 Kasım’ın üzerinde sonuçlar alınmıştır. 1 Kasım’da vekil kaybettiğimiz Antalya ve Kocaeli’nde bu kayıplar telafi edilmiş, ilk kez vekil çıkardığımız Hatay’da büyük bir başarıya imza atılmıştır. Bu gelişmeler karşısında HDP’nin bir Türkiye partisi olamadığı iddiasında bulunmak gerçekleri görmemek anlamına gelir.

VD: Mardinli olduğumdan dikkatimi çekmişti. Şöyle bir açıklama yapmıştı Doğu Perinçek: “Partimin oyları Güneydoğu’da 14 kat arttı; Mardin’de 67 oy almıştık 983 oldu.” Şaka gibi bir açıklamaydı bu. Sizin de bu açıklamayı doğrulayan bir beyanınız olmuştu parti olarak. Oylarımız Vatan Partisine yazıldı diye. Seçim sonuçlarında sizi en çok şaşırtan sonuçlar nelerdir?

SO: Sanıyorum Diyarbakır’da bir miktar HDP oyu yanlışlıkla sözünü ettiğiniz partiye yazılmıştı, itiraz ettik ve düzeltildi. Sonuca çok etki edecek bir durum değildi. Sonuçlar açısından baktığımızda, hem kamuoyu yoklamalarında görünmeyen hem de saha çalışmalarında hissedilmeyen bir durum MHP’nin aldığı sonuçlardır.

VD: Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde MHP, Türklerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde HDP’nin oylarını artırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

SO: Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerdeki bu sonuç, sandık bazlı bir kontrolde organize işlerin yapıldığını gösteriyor. İyi hazırlanmış bir plan diyelim. HDP ise Türkiye’nin bütün halklarına hitap eden bir politik duruşa ve programa sahip olduğu için batıda da güçlü oy almıştır. Türkiye halkları HDP’nin yer almayacağı bir parlamentonun olamayacağına, gerçek bir demokrasi ve adalet mücadelesinin HDP’siz yürütülemeyeceğine dair inançlarını oylarıyla teyit etmiştir. HDP’siz barış olmaz, demokrasi olmaz, yeni yaşam olmaz, çoğulculuk olmaz demişlerdir.

Öte yandan oyların sadece HDP’ye değil, HDP’nin demokrasi mücadelesine verildiğini de bilmek gerekiyor. HDP’ye oy verenler aynı zamanda güçlü bir parlamenter rejime, güçlü bir yerel demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına, OHAL’siz bir ülke yaşamı mücadelesine de açık ve net bir destek vermişlerdir.

VD: Belediyelere atanan kayyumların seçim sonuçlarına bir etkisi oldu mu sizce?

SO: Yerel seçimler olsaydı bunu ölçme imkanı olurdu, ancak genel seçimlerde bunu ölçmek hem mümkün değil hem de doğru değil.

VD: Kürtlerin yoğunluklu olduğu şehirlerde sıkça, kaymakamların, muhtarların hatta okullar ve valilik yetkililerinin bile seçim çalışmalarına bilfiil katıldığına dair ciddi haberler geldi. Bütün bunlar güce sahip olmaktan mı ya da siyaset ahlakının yozlaşması mı desek doğrudur? Ne dersiniz?

SO: 24 Haziran seçimleri OHAL gölgesinde, adil ve eşit olmayan koşullarda yapılmıştır. Bu süreçte AKP Genel Başkanı Erdoğan ve partisinin bütün temsilcileri HDP’nin baraj altında bırakılması, demokratik siyasetten tasfiye edilmesi için parası, sivil ve asker bürokratı, kaymakamı ve valisiyle devletin bütün imkanlarını pervasızca kullanmışlardır. İktidarın sesi ve borazanı olan medyada ağır ambargo uygulanmıştır, HDP’nin sözü topluma ulaşmasın diye elden gelen yapılmıştır. Siyaset ne yazık ki bugünün Türkiye’sinde bu koşullarda yapılmaktadır. Siyaset ahlakından veya ahlaklı siyasetten söz etmek pek mümkün değildir.

HDP Meclis’te ne yapar?

VD: Güzel ülkemizde her geçen gün artan yozlaşmalar, vicdani değerlerin kaybolmaya yüz tutması ile kadın cinayetleri, çocuk kayıpları, taciz ve tecavüzlerde büyük artışlar yaşanıyor. Muhalefette bir parti olan HDP olarak acil çözüm ve eylem planı üzerine ne yapmayı düşünüyorsunuz?

SO: Bu konularda geçtiğimiz dönemde hem HDP bir bütün olarak hem de HDP Kadın Meclisi önemli çalışmalar sürdürdü. Meclis’te de bu konuları kapsayan çok sayıda araştırma önergesi ve kanun teklifi verdik. İlginçtir, bunların hepsi AKP oylarıyla reddedildi. Neden acaba? Bundan sonra da bu konularda hem toplumsal alanda hem de parlamentoda mücadelemizi sürdüreceğiz.

VD: Aynı zamanda piyasalardan da her gün olumsuz haberler alıyoruz. Ekonomik düzenlemeler üzerine ne gibi önerileriniz olacak?

SO: Koalisyon ekonomide yaşanan sıkışıklıktan ötürü baskın bir seçime ihtiyaç duydu. Nitekim bunun ilk sonuçlarını da görmeye başladık. Resmi enflasyon oranı yıllık yüzde 15’i geçti, gelecek ay daha yüksek olacak. TL’deki değer kaybı ortada. İşsizlik verileri de parlak çıkmayacak. İktidar taşıma suyla değirmeni döndürme peşinde, ancak önümüzdeki günlerde daha ciddi sorunların yaşanacağı ayan beyan ortada. Sorun iktidarın ekonomik tercihlerinde. Bu tercihler değiştirilmeli, ücretli çalışanların, işçi-emekçilerin ihtiyaçlarına cevap verilmeli, üretim ekonomisini ve güvenceli bir ekonomiyi yaşama geçirecek adımlar atılmalı. Kısacası bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var.

VD: CNN Türk’te izlediğim tartışmada seçimlerde eğitim seviyesi düştükçe, kentten kırsala yöneldikçe AKP’nin oylarının arttığını, tersi durumda da muhalefetin oylarının arttığı belirtildi. Sizce ülkenin yüzde ellisine yakınını oluşturan bu eğitimli ve kentli kitle neyi ıskalıyor? Kullanılan dilde, takip edilen stratejide ne tür sorunlar var?

SO: Bu soruya kısa cevap vermek güç. Türkiye’nin son 55-60 yılını kapsayan yakın siyasal tarihine, güç ve iktidar ilişkilerine, yaşanmış olan darbelere, toplumsal ve sınıfsal ilişkilerin şekillenmesine bakmadan bu konu ele alınamaz. Ama kentli-eğitimli karşısında kırsal-eğitimsiz ikileminin çok açıklayıcı olduğunu düşünmüyorum. Dil değil zihniyet sorunu var. Demokratik politik kültürün gelişmemiş olmasının yarattığı sonuçları değerlendirmek gerekiyor.

VD: Adil Seçim Platformu topluma büyük ümit verdi seçim öncesinde. Sözcü ve temsilciler de kamuoyuna deklare edildi. Seçim gecesi veri akışında HDP’nin eksik kaldığı söylendi. Yeterli açıklama kamuoyuna yapılmadı. Bu kadar tecrübesi olan siyasi partinin medya sorumlusu olarak ne söylersiniz?

SO: Sorun sadece HDP’den kaynaklansa, bunun eksikliği giderilebilirdi. Demek ki, daha kapsamlı bir eksiklikle yüzyüze kalındı. Teknoloji kullanımında zaaflı olanların, bilgi ve teknoloji kullanımını halen önemsemeyen siyasetçilerin yaklaşımını değerlendirmek gerekiyor topyekun. HDP de elbette bu eleştirel değerlendirmeden payını almalıdır.

Biraz da sanat ve mizah

VD: Siz yıllardır HDP’de siyaset yapıyorsunuz. Son üç yılda üç genel seçim yaşadık. Bu yoğunluklar arasında edebiyat ile sanat ile ilgilenmeye vakit bulabiliyor musunuz?

SO: Mümkün oldukça roman okuyorum, ara sıra da film izliyorum. Edebiyatın ve sanatın, kültür dünyasının etkisinin olmadığı bir siyaset çok kuru ve yetersiz oluyor. Örneklerini de bol miktarda her gün görmek mümkün zaten.

VD: Türkiye’de politik mizah dili ilk defa Gezi olaylarında kullanıldı. Ardından Demirtaş, HDP, son seçimde SAADET ve İYİ Parti bu dili etkin olarak kullandılar. Orantısız zekanın kullanıldığı bu dilin özellikle gençler ve aydınlar üzerinde etkili olmasının sebepleri neler olabilir?

SO: Mizah dili, ölçüsü iyi ayarlanırsa siyasetin tekdüzeliğini, sıkıcılığını aşan bir ortamı yaratmaktadır. Mizah baskının ve adaletsizliğin yüksek olduğu toplumlarda çok önemli ve güçlü bir muhalefet tarzıdır aynı zamanda. Bu demokratik ülkelerde de böyledir. Bu gelişme demokratik politik kültürün yaygınlaşması olarak da yorumlanabilir. Elbette toplumsal muhalefet ve demokratik siyaset saflarında. Asık suratlı ve yalan söyleyen bir siyaset anlayışı karşısında mizahı kullanan, gülümseten ve gerçeklere işaret eden bir siyaset anlayışı evladır.

VD: Türkiye’de hamasetin revaçta olması, estetik dünyamızı nasıl etkiledi? İnsanlar slogan üretiyorlar habire… Zekaya, sanata dokunan anlayışın sahipsiz kalması sanat damarlarımızın kopması demek mi oluyor?

SO: Hamaset ilgi görüyor ve etkili oluyor çoğu zaman. Sorun slogan üretmekte mi yoksa üretilen sloganların içeriksizliğinde mi? sorusuna cevap aramak gerekiyor. Olumlu örnekler de var. Selahattin Demirtaş örneğin zeka ile sanatı, siyaset ile insanlık değerlerini buluşturmayı başaran bir kişidir ve bu özelliği halk tarafından da takdir görmüştür. Demek ki her şey iyiye gidebilir, kötü olan iyiyi sahneden kovamasa…

1 YORUM

CEVAP VER