Veysi Dündar sanatçı Turgay Başyayla ile konuştu: ‘’Memleketime aşığım ben’’

0

Turgay Başyayla sevdiğim bir sanatçı, türkücü, yorumcu ve sunucu. Çok beyefendi. Kibar, sevecen. Birikimlerini gayrimenkule, arsaya yatırıyor. “Her yatırımım çocuklarım için” diyor. Aynı zamanda çok ideal bir aile babası. 2 güzel erkek çocuğu var. (4 yaşında Ali Azem, 1 yaşında Ömer Adin) üçüncüsü de gün sayıyor dünyaya arzı endam etmek için. (İnşAllah, 2 ay sonra Mustafa Aren)
“Kız çocuğum olana kadar devam” diyor gülerek. Ben de öz amcamın erkek çocuğu olana kadar 13 kız çocuğu sahibi olduğunu söyleyince basıyor kahkahayı: “Bizde 40’a kadar yolu var.”

Türkü klipleri müzik kanallarında dönerken, özel bir kanalda da il il gezip oranın yemeklerini ve kültürlerini aktardığı bir programı var. (Turgay Başyayla İle Lezzet Yolculuğu)
Anadolu’nun; damakları bayram ettiren geleneksel lezzetleri ile tanışıp, kültürel ve doğal güzelliklerine doğru masalsı bir yolculuğa çıkarıyor Turgay Başyayla. Lezzet Yolculuğu yurdumuzun yüzlerce yıllık eşsiz tadlarını; il il, ilçe ilçe, köy köy gezip izleyiciye ulaştırıyor.

Başyayla, sanatçı kişiliğini türküleri eşliğinde izleyiciyle buluşturuyor, yörenin lezzetlerini yöreye özgü restoranlarda kimi zaman aşçılarla kimi zaman, Anadolu insanının bilgeliğiyle yoğrulmuş nineler ve teyzelerle görsel bir şöleni andıran otantik yemek tarifleriyle lezzet rüzgarı estiriyor.

Bu arada Turgay kardeşime “Dünyayı yiyen adam” nazarıyla bakıldığı için olsa gerek, nazara gelmiş. “Tv programı hariç yemek yemiyorum desem, yeridir” diyor. Tedavi gördüğü hastalığı için şifalar diliyorum kendisine.

Annem fiziki olarak bizi birbirimize çok benzetir. “Hal, hareket ve tavırları sana çok benziyor” deyip, hiç bir programını kaçırmadan izliyor. Ben de anneme son çıkan klibini yolladığımdan beri evde hep “Gurbet” türküsü dinlenir oldu. Klip söyleşimizin en altında yer alıyor, dinlemek isteyenler için.

Söyleşi sırasında validemi aradım görüntülü. Teknolojinin nimetlerinden istifade edelim istedim. Kızkardeşim açtı telefonu. “Anne abim seni, çok sevdiğin biriyle görüştürecek” deyince; annem “Babanla mı?” diye sordu. Validem Mardin’de babam da Beyoğlu’nda bizimle bir kaç aydır. Ekranda Turgay kardeşimi görünce “iki oğlum da yanyana gelmiş” dedi.

Şafak Karaman ile aynı apartmandayız. Kaset çalışması da bizim apartmandan mütevellid. Bu arada “Hayvore” isimli Karadeniz ev yemeklerinin yapıldığı bir lokantayı ortak kurduğum arkadaşım, işletmeyi devam ettiriyor. Vedat Milor onaylı benim eski lokantamda sık sık yemek yediğini söyledi Turgay Başyayla. Benim için hoş bir sürpriz oldu.

Anneme güzel bir sürpriz, bir hediye olacak. Annem Mardin’de yaşıyor. İki yıldır görüşemedik yoğunluktan. Babam da İstanbul’da bizimle beraber. Velhasıl “Gurbet” türküsüyle hasret giderenler çok bu ülkede…
Turgay’la kendi işletmesi olan “Central Point” cafede buluşuyoruz.

(Kendi işletmemin adı da Telepoint/ Point kelimesini mekan ismi olarak literatüre ben kazandırdım desem yeridir. Turistlerin uğrak yeri Taksim. Türkçemizde isim bulamadığımızdan değil, yoksa halel getirmeyiz evvelAllah).

Central Point Cevizlibağ’da (Saadet Partisi binasının hemen arkasında desem, siyaset yapıyor diyeceklerinden) Yeni Yüzyıl ve İstinye Üniversitelerinin hemen ortasında bir yerde. O civarda çok yakında cami olmadığından mescide bu cafeye gelen de var, nargile tüttürmeye gelen de var, okey oynamaya gelen de… (Fotoğrafta görülen yer)

Bu arada fotoğraf ve videoyu da Hanımefendi eşi Burcu Başyayla çekti. Ailece televizyoncular, yönetmenler, sinemacılar 😊
Keyifli okumalar diliyorum
.

Memleket yollarında sanatçılar

Veysi Dündar (VD): Turgay Başyayla; Çankırı doğumlusunuz. Ama hangi ile gitseniz yakınlık kurabilme yetiniz var. Hemen kaynaşabiliyorsunuz. Buradaki yakınlık sanatçı duruşunuzla mı ilgili yoksa samimiyet kaynaklı mı? Nasıl yorumlarsınız bu durumu? (Bu arada Başyayla’yı överken, kendimi de övüyorum. Ne de olsa bizi birbirimize benzetiyor annem. Narsist miyim neyim?)

 

 

Turgay Başyayla (TB): Küçük sımsıcak ve samimi bir memlekette bir memur çocuğu olarak yetiştim. Köyü de kenti de iyi özümsediğimi düşünüyorum uzun yıllar. Anadolu insanının teveccühü ve annelerimizin duasıyla hala bu yolculuk devam ediyor, diz çöktüğüm her sofrada ziyaret ettiğim her ilde, ilçede evladım gelmiş diyorlar, oğlum diyorlar bana. Omzumda çok büyük bir yük var. Allah korusun Anadolu insanının gözündeki, kalbimdeki Turgay’ın dışında bir çizgi çok kırıcı olurdu. Konsere ya da program sunmaya giden sanatçılarımızda, sunucularımızda aslında izleyicilerimiz açısından hayal kırıklığı yaratan durum da bu. Yani insanlar komedi filmlerindeki oyuncuları, sanatçı ve sunucuları günlük hayatlarında da böyle bekliyorlar. Fakat tam tersi ve çoğunlukla da kötü bir tepkiyle karşılaştıklarında çok kırılıyorlar. Nedir yahu bu ego? Allah aşkına bir fotoğraf çekilmek, evlatlarıyla, eşiyle dostuyla sohbet etmek, hasbihal etmek bu kadar mı seni eskitiyor? Yüzün mü eskiyor? Dilin mi eskiyor, neden muhabbet etmek istemiyorsun? Onun teveccühü ile oradasın, dolayısıyla herkesle fotoğraf çekilmek, herkesle sohbet etmek lazım.
Her bireyin farklı bir hikayesi var. Çoluk çocuk, genç yaşlı demeden gönül almak lazım. Seyyahlığın gereği budur. Anadolu’ya giden sunucuların yapması gereken budur. Sanatçılarımız konserlere gidiyor. Çok ilginç bir olay anlatayım size. Kayseri’nin bir ilçesine konsere gitmiş bir sanatçı kardeşimiz, ismini veremeyeceğim. Şöyle anlatıldı: “Uçaktan aldık sanatçımızı, ilçemize getirdik. Bu otelde kalamam, dedi. Kayseri merkezde 5 yıldızlı bir otel bulduk, orada kaldı. VIP ile aldık, beni direkt sahneye çıkarın dedi. Henüz o ilin toprağına basmadan. Uçaktan VIP’e ,VIP’den otele, otelden VIP’e, VIP’ten sahneye, sahneden yine toprağa basmadan VIP’e ve havaalanına. Ve inanılmaz jandarmalar ayrı polisler ayrı koruyor. Bir kişi bile yaklaşamıyor.” Bu nasıl bir ego. Sana değer verip konserine davet eden, halkıyla seni buluşturan insana bile bu saygısızlığı yapıyorsun. Kaf Dağı’nın zirvesinden iniş çetin olur. Mevlana diyor ya: “Zirvede de solucanlar görebilirsiniz; ama hep bir kartalın ağzında çıkmışlardır oraya.” Birileri taşıyor bu insanları, sadece toplum değil. Ama ben yılan olmayı tercih ederim. Neden diyeceksiniz? Biz o zirveye kartalın ağzında uçarak gitmedik. Kendimi orada da görmüyorum zaten. Hep milletimin arasındayım. Oraya gidilecekse yılan gibi sürünerek gidilir. Sürünen yılan da arkasında iz bırakır. Havada uçan gibi olmaz. Arkanızda iz bırakacaksınız yaptıklarınızla beraber. Hülasa; memleketime ve mensubu olduğum bu kıymetli topluma aşığım ben.

VD: Gerek fiziğiniz gerekse sesiniz itibariyle tam bir Aydın Efesi görünümüne sahipsiniz. Zeybek oyunu oynarken izleyeni “yürü be efem” diye nara attıracak kadar kendinden geçiriyor, yanyana oynasAnız Polat Alemdar ile Yusuf Miroğlu’dan az kalmayan bir kapasiteye sahipsiniz. Nurettin Rençber’e ait “yürürüm” adlı eseri yorumlarken bizi dibe çeken bir sesiniz var. Hayattaki hangi rolü daha çok sevdiniz?

TB: Anadoludaki bir çok halkoyunu gibi zeybek figürlerimiz de çok asildir, sahnede ve ekranlarda sergilediğimiz bu görüntünün temelinde birlikte çalıştığımız hocalarımız ve koreograflarımız var. Efelik kolları kartal gibi açıp yürümekle olmuyor:) bir yaşam biçimi ve bedende de yıllar gerektiren bir tavır meselesidir. Öncelikle bir başağanın evladı ve yarenim, resmi olarak da gururla söylüyorum ki, seymenim ve anne tarafından da efeyim. Sahne sanatlarına, folklorik değerlerimize çok önem veriyorum. Sahnede artık dış kaynaklı starlar gibi ter dökülmesi gerek. Duygusal eserler ve Anadolu Rock motifli eserler ise lise yıllarından bugüne kadar benim için bir tutkuydu.

Lezzet Yolculuğu programı

VD: Çok sevilesi ve çok izlenilesi Bir TV programınız var. İzleyiciler hangi yakınlığa istinaden sizi çok izliyor? Zira sıkılmadan üzülmeden zamanın akıp gittiğini söylüyorlar…

TB: Lezzet yolculuğu programında şanlı bayrağımızın altında ve bu toprakların üzerinde ne olduysa veya oluyorsa tamamı mevcut kültürel ve sosyal anlamda. 81 vilayeti birbirine anlatıp birlik ve beraberliğimizin önemini vurguluyoruz, türkülerimizi söyleyip halkoyunlarını oynuyoruz, extrem ve ata sporlarımızı anlatıyoruz, örf ve adetleri, milli manevi değerlerimizi, yöresel şiveyi, mahsulü, üretimi, turizmi, yemekleri ve rütüelleri ifadelendiriyoruz.

VD: Programları izlerken kimi zaman sizi dağ gibi kimi zaman da bir Hobbit köyünü ziyaret etmiş gibi görüyorum. Bu zıt görüntüyü nasıl verebiliyorsunuz?

TB: Boyum 1.90 (beni de eziyor, fotodan da belli oluyordur epi topu 5 cm benden uzun. Hem saçlarını yukarı doğru taradığından hem de yüksek taban ayakkabı giydiğinden olsa gerek 😜) ve o tatlı mı tatlı tonton annelerim de oldukça minikler:) ortaya çıkan fark ve görüntü budur ama o minik boylu koca yürekli annelerimizin amcalarımızın yaşam tarzları, kültürlerine ve geleneklerine olan bağlılıkları, toplumun birçok kesiminde azalmakta olan erdemlerin çokça bünyelerinde varolması, çalışkanlıkları ve hoşgörüleriyle benim için hepsi birer devdir ve memleketin en uzun insanlarıdır.

VD: Tv programınızla ilgili eleştiri alıyor musunuz? Mesela vejeteryanlar ya da hayvan hakları savunucularından? Programı nasıl dengeli götürebiliyorsunuz?

TB: Eski zamanlarda özellikle et yemeği tariflerinde az da olsa tepki aldık. Sonraki zamanlarda programın asıl amacının yemek yemek olmadığını anlamış olacaklar ki artık olmuyor bu eleştiriler. Lezzet yolculuğu kültürel zenginliklerimizi dinamik tutup milli ve manevi değerlerimizi gelenek görenek ve ritüellerle harmanlayan, bunu da çok izlenen yemek ve etrafındaki kültürle sunan bir programdır. Amaç yemek yemek değildir, lezzet yolculuğu programı toplumun tüm katmanlarını köyü kenti ilçeyi 81 vilayeti birbirine anlatıp önyargıyı ve ötekileştirmeyi engelleyen gerçek ve tek açılım hareketidir.

VD: WhatsAppta güzel bir aile fotoğrafınız var. Turgay Başyayla için aile nedir? Aile nasıl korunur? Çocukları nasıl yetiştirmek lazım? Evde her işe destek olur musunuz? Yemek yapar mısınız? Evde kimin sözü geçiyor?

 

TB: Hayatımdaki en önemli müessese ailedir. Beni ayakta tutan bu yoğunlukla başetmeme vesile olan ailemdir, eşimin anlayışıdır. Çocuklar burnumda tüter. Ailemi haftada üç dört gün göremem. Ebeveynler geç vakitlere kadar çalışıyordur; ama akşam eve geldiğinde evlatları uyuyor da olsa en azından bir koklama, görme şansı vardır. Fakat benim öyle bir şansım yok. Ben maalesef facetime babasıyım. Telefondan görüntülü görüşüyorum. Ama evlatlarım beni büyüdüklerinde anlayacaklardır. Memlekete faydalı işler yapmak, çocuklara gençlere doğru örnek olmak ve verimli projeleri başarıya ulaştırmak için bedel ödeyenlerdenim. Ailem, annem, babam, yakın çevrem çok değerlidir. Haa bir de altın değerinde olan da milletim vardır. Çocuklarımızı yetiştirme meselesi çok uzun ve önemli bir konu. Tvlerde sosyal medyada ve web dünyasında büyük tehlikelere maruz kalabiliyorlar. Evlatlarımızı ebeveyler değil bu faktörler büyütür oldu. Birçok badireyi yakın geçmişte atlatan bu toplumun normalleşmeye çok ihtiyacı var. Kısa vadede kültürel sanatsal ve sosyal argümanlarla desteklenip toplumun her tabakası bir ve beraber kılınabilir. Ama uzun vadede yapılması gereken; erdem sahibi, ahlaklı, imanlı, ilim irfan sahibi bilimsel ve sanatsal gelişmelerin farkında olan, mensubu olduğu bu kadim coğrafya ile gurur duyan, tarihi ve doğal güzelliklerine kültürel zenginliklerine hakim olan, her görüşe saygılı ama bayrağını toprağını çok seven evlatlar yetiştirmeliyiz.

 Sanat, sanatçı ve siyaset

VD: Hazır seçimler de yapılmışken sormakta artık bir beis yok. Sizce sanatçı siyasi kimliğini belli etmeli midir? Kitleleri kaybetme korkusu yaşatmaz mı? Ülkenin ortak değerlerini benimsemek dillendirmek ve siyasetten uzak kalmak doğru olan mıdır?
Kimi sanatçılar bu konuda çok eleştirildi. Siz de bir ara siyasi bir parti için türkü seslendirmiştiniz.

TB: Her insanın bir ideolojisi mutlaka vardır. Nihayetinde insanız belli başlı inanmışlıklarımız var.
Toplum sanatçıları hep halktan biri olarak görmedi mi? Yaptıkları dizileri, sinema filmlerini veya müzikleri siyasi görüşüne bakmaksızın izleyip dinlemedi mi her daim?
Ama gelinen noktada görüşünüzü bu ülkede açık açık beyan etmek tabii ki risklidir. Çünkü ülkemizdeki çoğu insan, sevdiği/seveceği kişileri siyasi görüşlerine göre belirliyor. Aslında partileri takım tutar gibi tuttukları için bu da gayet doğal bir sonuç. Mesela bir sanatçı siyasi görüşünü açıkladığında hiç tanımayanlar “büyük üstad, eserlerine hayranım” ya da “özenti, kendini tekrarlamaktan öte gidemiyor, yalaka (veya muhalif)” diye fikirlere kapılıyorlar. Hülasa; bir ülkede bir sanatçı eserleriyle herkese ulaşmak, hitap etmek istiyorsa siyasi görüşünü belli etmemeli. Ama bizde tam tersi! Ben siyasi parti liderlerimizin talep ve ricaları ile seçim dönemlerinde marş, konser, miting, aday tanıtımı, tv reklam, klip ve kampanya planlamaları yaptım ama işi konser gelsin veya rant elde edeyim diye hiç bir zaman dalkavukluk düzeyine getirmedim bir talebim de olmadı. Sadece benden istenileni yaptım ve bu projeler de başarıya ulaştı.

Zamanın ruhu

VD: Röportajlarımın klişeleşmiş iki sorusu vardır.
A- Tekrar dünyaya gelecek olsanız hangi şartlarda doğmak isterdiniz? Neyi değiştirmek isterdiniz?

TB: Hamdolsun iyisiyle kötüsüyle, aldığım dersleriyle, biriktirdiğim 81 ildeki dostlar ile, çok sevdiğim eşim ve tüm dünyam olan oğullarımla, tanıdığım milyonlarca yürek ile, milyonlarca kilometre ile, sporla, müzikle, ibadetle, iyilikle, sağlıkla, kocaman bir aileyle, verimli projeler ve başarıyla geçen bu hayatı sil baştan başka türlü yaşamak istemem, ben almayayım:) Rabbimin bahşettiği alnımıza yazdığı kalan saatleri, günleri veya ayları, yılları da sevdiklerimle birlikte tüketip, Azrail’e geldiği vakit “Eyvallah hoşgeldin” diyebilecek ve arkamızdan da “Allah razı olsun” dedirtebilecek güzellikte ve rahatlıkta bir ömrü tüketip son nefesi vermeyi dilerim.

VD: B- Zamanın ruhunu yakaladığınızı düşünüyor musunuz?

TB: Zamanın ruhu 🙂 son zamanlarda güzel bir kelime ve kavram. Sadece genel eğilimler olarak değerlendirilebileceği gibi, bir zamandaki, bir dönemdeki bütün hisler, düşünceler, kavramlar, değerler bütünü olarak da değerlendirilebilir. Üzerinde uzuuun uzun konuşulası, tartışılası bir kavram. Kendi kendine var olan iklim gibi bir olgu, değişimi de tıpkı iklim gibidir, yani kendiliğinden ve zamanla olur, ama değişir, ve coğrafyada iklimin belirleyiciliği gibi belirleyicidir yaşamda. Her şarta, her duruma hazırlıklı olup tevekkül etmek gerekir. Hayatı olduğu gibi kabul edip hayr ve şerrin Allah’tan (CC) geldiğine inanmak gerek.

CEVAP VER