Veysi Dündar Ovacık’ın ‘Komünist Başkanı’ Fatih Mehmet Maçoğlu ile görüştü: “Halkım işe yaradı desin, yeter…”

0
Yazarımız Veysi Dündar Anadolu yolculuğu sırasında bir dizi önemli şahsiyetle görüştü, konuştu. En ilginçlerden biri Tunceli/Ovacık’ın ‘komünist başkan’ namlı belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu.
Fatih Mehmet Maçoğlu kimdir? 

Tunceli Ovacık doğumlu, laborant ve şimdi Ovacık Belediye Başkanı.

İlköğrenimini Ovacık YİBO’da, orta öğrenimini Bingöl Sağlık Meslek Lisesinde tamamladı. Meslek yaşamına 1989 ‘da Konya’nın Bozkır ilçesinde sağlık memuru olarak başladı.

1992 ile 2007 yılları arasında Tunceli’nin Pertek ilçesinde görev yaptı. 2006 yılında Çilimli ilçesine atandı, fakat bu karar uygulanamadı. 2007 yılından bu yana Tunceli Devlet Hastanesi’nin Acil Servis bölümünde sağlık memuru olarak çalışmaktaydı. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası üyesidir.

2014 Türkiye yerel seçimlerinde Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) aday gösterilen Fatih Mehmet Maçoğlu, Türkiye’nin ilk TKP’li belediye başkanıdır. Maçoğlu, Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile Demokratik Haklar Federasyonu’nun (DHF) seçimdeki ortak adayıydı.

Önce uzun bir giriş

 Fatih Mehmet Maçoğlu Ovacık belediye başkanı. Fatih Başkan -nam-ı diğer Komünist Başkan- ile söyleşiye karar vereli üç aya yakın bir zaman olmuştu. Çıktığım Doğu turunda görüşme imkanımız vardı. O İzmir’den dönecek ben de Elazığ ve Dersim gezisinden Ovacık’a geçecektim. Ben bir saat kadar önce Ovacık’a varınca, Munzur Gözelerini gezmeye karar verdim. Enfes manzaralar eşliğinde vakit doldurdum. Fatih Başkan “ben geldim, bekliyorum” deyince belediyede buluştuk.

Belediye girişinde önce dünya dolusu kitap dikkatimi çekiyor. Ülkenin her tarafından kitap yağıyor buraya. Hem girişte hem de üst katta kütüphane var. Bu da farklı bir ambians sağlamış binaya. Girişi kütüphane olan Türkiye’deki -belki de dünyadaki- tek belediye…

Fatih Başkan, sağ olsun. Sıcak ve samimi bir şekilde karşıladı. Hoş sohbet, nüktedan, güleryüzlü ve kaytan pala ya da gomünist bıyıklı. Anlattıkları ülke insanımızın paydada eş olduğunu tescilledi.

Sohbetimize gülerek başlıyoruz. Fatih Başkan’da da uçak fobisi baş göstermiş. “Kalkışta ve inişte bildiğim tüm duaları okuyorum” diyor. Ne de olsa inançlı bir komünist o.

Yakın arkadaşları aradığında, “nasılsın?” sorusuna, “Allah’ın keremine şükrediyorum.” diye cevap veriyor. Gülenleri de “neden yadırgıyorsunuz, ben inançlı bir Komünistim” diye cevaplıyormuş. Başkan “Allah’ı yok sayan devrimci gördüğümde ürküyordum” diyen birisi.

Makamına geçtiğimizde koltuğuna oturmadı. Yanıma oturdu. Vekili ise başkan koltuğunda oturuyordu. “Henüz iznim bitmedi. Dolayısıyla vekilim şu anda başkandır” dedi Fatih Başkan. Vekili de sanırsınız cami hocası. Çevirme sakalıyla tam bir imam gibi. “Bu sakalla daha rahat hareket ediyorum” diyor vekil başkan İmam Sevgi.

Başkanın siyasete girdikten sonra edindiği ilk izlenim siyasetin dışarıdan göründüğü gibi olmadığı, ülkemizde sıkıntılı bir konu olduğu…

Avusturya’ya davet edilir. Başkan tam seyahate çıkacakken Roboski’nin muhtarı arar. Bir dosya gönderdiğini, defaaten aradığını en sonunda da cepten ulaşmaya karar verdiğini söyler. Cami yaptırdıklarını ve yardım talep ettiklerini anlatır. “Bu hale ağlanır mı, gülünür mü?” hikayenin sonunu okuduğunuzda karar verirsiniz. Ne de olsa bir Komünist başkandan cami için yardım talep etmek, garipsenir bu ülkede.
Başkan Avusturya’dan dönüşte bu konuda çalışabileceğini söyler. Ama giderken muhtarın gönderdiği dosyayı da beraberinde götürür. Yemekte 11 iş adamı arkadaşıyla buluşur. O akşam içmemeye karar verir. Arkadaşlarının iki kadehten sonra kıvama geleceklerini bildiğinden, beklemeye koyulur. Kadehler içilmiş, kafalar hafif çakırkeyf durumda. İş adamı arkadaşları sorar: “Başkan, sana nasıl yardımcı olabiliriz?” diye.
Başkan, soruyu duyar duymaz dosyayı önlerine koyar. “Cami talep ediliyor. Yardımcı olmamız isteniyor” der. İşadamları önce şaşırır sonra da cami yapımını üstlenirler. Ve caminin yapımı tamamlanır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya’da açtığı Moskova Merkez Camiinin açılış tarihine denk gelir. (23 Eylül 2015). Tevafuk işte…
Köylüler kendisini açılışa davet ederler. “Haya ederim. Nasıl giderim? Hem ömrü hayatımda camiye 50-60 defa girmişimdir, o da aşı anonsu yapmak içindi” der demez kahkahayla gülüyoruz.

Bu arada ezanla ilk tanışmasını da anlatmak lazım. Enteresan bir anı. Birbirine yakın iki kentin homojen yapısına müthiş bir örnek. İlk tercih ettiği okul Bingöl oluyor üniversite için. Tunceli ve Bingöl iki ayrı kent. Yurtta yatarlarken, sabah bir sesle uyanır Fatih Mehmet. Üst ranzadaki arkadaşına “Dışarıdan çok güzel bir ses geliyor. Türkü gibi, yakarış gibi, yas havası gibi. Bu nedir?” diye sorar. Arkadaşı “Bu ezandır” der. Ezanla ilk tanışması bu şekilde gerçekleşir.

Yemek yerken, fotoğrafta da görüyorsunuz, “Madem burada herkes Alevi. Camiye giden de yok. Arkadaki cami niye yapıldı?” diye soruyorum. Fatih Başkan “80’li yıllarda Kenan Evren döneminde yapıldı” diyor. Bu arada yol hikayelerinde yazmıştım. Ezan Dersim’de de duyulur oldu, diğer il ve ilçelerde de. Dersim’de dört cami var.

Fatih Sultan Maçoğlu ismi de, bu bölge için aykırı duran bir isim. Önce bir fıkra anlatayım. Sonra da Fatih Başkanın isim hikayesini yazayım.

Öğrencinin biri okula kayıt yapmaya gider. Müdür adını sorar.
“Ce Ce Cemal, Ya Ya Yakup” der öğrenci.
Müdür: “Oğlum sen kekeme misin?” diye sorar.
Öğrenci: “Hayır efendim. Babam kekemeydi. Nüfus müdürü de nalet biri olunca, ismim böyle kaydoldu” der.
Fatih Başkan’ın hikayesi de hemen hemen aynıdır. Babası dört çocuğunu kayıt etmek için nüfus müdürlüğüne gider. Kuyruk vardır. İşlem uzun sürecektir. Babaları bilgileri bırakıp, dışarı çıkar ve iş bitiminde geleceğini söyler memura. Baba işini bitirip döndüğünde, memurun azizliğine uğrar. İsimler alt üst olmuştur. En büyük çocuk Fatih Başkan olduğundan, Fatih Mehmet Maçoğlu ismi böylece kayda geçer. Fatih Başkan’ın asıl adı Emir Ali imiş. Kardeşlerinden Tahir’in adını Mutlu, Yıldız’ı Berrin, Müslüm’ü de Muzaffer yapmış nüfus müdürü.

Fatih Başkan ile sağlam bir söyleşi yapmak istemiş, derin mi derin sorular hazırlamıştım. “Baba bu nasıl sorular? Sen bana Marx’ın, Engels’in felsefesini soracağına Ovacık’ı sor. Basit sor. Kafa bi milyon zaten” diyor gülerek, güldürerek…

Tunceli küçük bir ilimiz. Ovacık ise ilçesi. Son seçimle beraber Ovacık ilçesi Kemal Kılıçdaroğlu’nun memleketi olması hasebiyle değil, başkan Fatih Mehmet Maçoğlu ile daha da namlandı. “Elitler, kendilerini ‘sol’ olarak da tanımlasa, onların iktidarını reddetmek; yoksulların, ezilenlerin, ötekilerin iktidarı olan sosyalizmde ısrar etmek lazım” diyen başkanın ne yapmaya ve buna nasıl zemin hazırlayabildiğine akıl erdirmeye çalışılıyor.

Fatih Başkanla ilçeyi arşınlıyoruz. Yol çalışmaları bir yandan devam ediyor. Sohbetimiz dönüp dolaşıp siyasetin hararetli konularına odaklanıyor. Yazılmamak koşuluyla söylediklerinden neredeyse her konuda hemfikir olduğumuzu belirtebilirim. “Bu konuştuklarımızı yazıp, başımı yakma” diyor gülerek ve söz almak istiyor. Bu arada tam vedalaşırken, kulağına eğilerek “Kadınların ilgisi nasıl? Artmış görünüyor” diyorum. Gülerek “gazetecilerin son sorusundan korkulur. Boş bulunup, farklı cevap veren çok olur” diyor.

“Biz sevdiğimiz kadına yoldaş ya da bacı dediğimiz için bir daha ona yanaşmayan mahçup bir kültürden geldik. Yaşanması gerekeni yaşamamayı onur addettik. Bu çok yanlıştı.”

“Eskiden fotoğraf çekilirken, çok utanırdım. Şimdi alıştım, öyle ki poz bile veriyorum.”

İlçede denk geldiğimiz hem yurt içi hem de yurt dışı bir çok insan fotoğraf çekiliyor başkanla.

Ovacık, insanları ve başkanı

Veysi Dündar (VD): Barajlar konusunda halk çok şikayetçi. İklim değişiminden doğal bitki türleri, hayvan türlerinin neslinin kaybından bahsediliyor. Ve bir de çokça tartışma konusu olan madenler. Madenlerin çıkarılmasına karşı mısınız?

Fatih Mehmet Maçoğlu (FMM): Doğayı bozmadan, talan etmeden yapılabilme olanakları varken, işin kolayına kaçılmasını ayıplıyoruz. Daha çok kâr elde etmek için, en ucuz ve en sağlıksız yolun seçilmesine karşıyız. Parçalanan dağın üzerindeki bütün bitkilerin, yaşayan canlıların, oradan başka yerde nasıl yaşayacaklarının hesabını yapmazlar. Bu da anılarımızın, hayallerimizin yerle yeksan edilmesidir.

[Kooperatif markete giriyoruz. Tamamen kollektif ve doğal olarak kendi emekleri ile yetiştirdikleri, fasulye, nohut, bulgur paketlemelerine denk geliyoruz. Ayrıca, dut ve pekmez üzümleri, peynir, tereyağı ve enfes Munzur balları vitrinleri süslüyor.

Acıkıyoruz. Belediyenin hemen arkasında bir lokantaya gidiyoruz. Yemek sipariş edeceğiz. Başkan “size ızgara yaptıralım” diyor. Ben “Hayır. Sizin ürettiğiniz fasulyeden, nohuttan, bulgurdan tatmak istiyorum” diyorum. Hoşuna gidiyor, gülümsüyor. Ürünler çok lezzetli ve doğal. Magazinleştirildiğine bakmayın. “Komünist Bal, Komünist Fasulye” rakiplerinin yumurtlaması. Çok lezzetli buldum. Ovacık’ın ekonomisine katkı vermek isteyenlerin kulakları çınlasın. Alışverişinizle bu emeğe destek vermek isterseniz www.ovacikdogal.com adresinden sipariş verebilirsiniz.

Hazır Kurban Bayramı yakınlaşmışken, bir anısını daha anlatayım. Memuriyet döneminden. “Bir yaylaya gitmiştik. Kurban bayramı dolayısıyla 8-10 gün kadar bir tatil dönemi. Kurban olarak devr kesilmişti. Kurban kesim alanı olduğu için, hayvanlar kesilenleri gördükçe tedirginleşiyor, agresifleşiyordu. Unutamadığım bir hayvan vardı. Bir deveydi bu. Az önce kesilen boğaya bakıp bakıp ağlıyordu. Gerçekten ağlıyordu, gözlerinden yaş akıyordu. Ben de eşim de dayanamadık. Ağlayarak oradan ayrıldık. O etten de yemedik.”

2004 ve 2009 yılında Hozat’ın belediye başkanlığını yapan efsane başkanlardan sevgili Cevdet Konak’ın başlattığı şeffaflık ve hesap verebilirlik uygulaması gereğince; her yılın sonunda belediyenin tüm hesaplarını, belediye binasının girişine asarak Ovacık halkının denetimine sunuyor. Başkanın hem makam odasında hem de belediye binası girişinde bizi dev bir afiş karşılıyor: “Söz, Yetki, Karar Ovacık Halkına”]

VD: İnsanlara anlatmak istediğin nedir sayın başkan? Nasıl anılmak istersin ?

FMM: Halk bizim öğretmenimizdir. Halkın yaşam biçimini, halkın kültürünü, halkın hassasiyetlerini reddederek, homojen bir toplum yaratamazsınız.
Halk benim için ‘bir işe yaradı’ desin yeter. Her şeyimi veririm.

VD: En öncelikli hedefiniz nedir? Türkiye’ye ya da dünyaya örnek olma düşünceniz var mı? Bu biraz abartılı olmaz mı?

FMM: Dünyaya model olalım, örnek olalım dersek, bu çok iddialı bir beyan olur. Çünkü çok eksiğimiz olduğunun farkındayız. Bütün ilçeleri içine alan, Dersim merkezli bir modeldir hedefimiz. Bu model; doğasına, köyüne, sokağına, inanç merkezlerine saygılı, halk merkezli bir yapıdır…

İşveren, ev kadını, muhtar, işçi velhasıl aklınıza kim geliyorsa, herkesin katıldığı Halk meclisleri oluşturmak ve bunu elli kişilik yönetim organı ile sağlamak istiyoruz. Üç ayda bir toplantılarla ilçenin tüm ihtiyaçlarına yönelik sunum yapmalı. Bu prototiple fabrikaların kurulmasından, tarımsal çalışma dediğimiz ekimden hasada, hasattan paketlemeye kadar, sonrasında da tüketiciye ulaşmaya kadar beş yıllık bu programla örnek olmaya çalışıyoruz. Tabii biz burada küçük bir alanız. Örneğimiz başarılı bulunursa, alan genişleyecektir.

VD: Bu sosyalizm değil de, sosyalizme hizmet eden bir oluşum değil midir?

FMM: Doğrudur. Sosyalizmin tüm kurumları harekete geçene kadar, sosyalizmi ilan etme ihtimaliniz yoktur. Biz kendi çapımızda bir alanız, bir ilçeyiz. Bunu iktidara geldiğinizde dillendirme hakkına sahip olabilirsiniz.

[Üzerinde kapitalizmin en pahalı markalarını taşıyorsun diye Başkana takılıyorum. Beyaz bir polo tişört giymiş o gün. “Bunların çoğu hediye. Elli adet geldi” diyor. Bedenimiz aynı. Talip oluyorum. Vereyim diyor. Söyleşi bitip vedalaştığımızda, tişörtlerin kata kulliye gittiğini ve nasiplenmediğimi görüyorum.]

VD: İlçede çok sevilen birisiniz. Halk sizi nasıl tanımlıyor? Bu yakınlık hangi özellikle tarif edilebilir?

FMM: Çocukken çok iyi koşardım, çok hızlıydım. Bu yüzden bana kurt derlerdi. Bu ilin dışında bir yere çıktığımda ise Kürt derlerdi. Garipsemezdim. Zira işime adapte olduğumdan, yardımlaşmayı sevdiğimden çalıştığım yerlerde bana daha çok “babacan” derlerdi.

VD: Burada kaldığım üç gün süresince Mikail Aslan, Ahmet Kaya çok dinleniyor gözlemleyebildiğim kadarıyla. Siz hangi müziği ve genelde kimi dinlersiniz?

FMM: Ender Balkır, Musa Eroğlu, Arif Sağ, Erdal Erzincan, Zazaca müzikte Mikail Aslan, Yılmaz Çelik, Kemal Kahraman. Kürtçe’de Şivan Perver, Civan Haco. Karadeniz müziğinden Birol Topaloğlu, Kazım Koyuncu. Grup Munzur, Grup Yorum ve Kardeş Türküler…

Kadın ve siyaset

VD: Her yer Ovacıklı kadınların resimleri ile süslü. Munzur gözelerinde çıra alanını bekleyen kadının resmi bile var. İlçeyi yapılandırırken, kadınları daha iyi bir yere konumlandırabildiniz mi?

FMM: Bin yıllık bir feodal toplumun kalıntıları hepimizin hâlâ üzerinde. İslam ülkelerinde kadının yeri çok geride. 70’lerden sonra devrimci gençlik mücadelesinde kadın haklarında bir kıpırdanma oldu.
Dönemimizde kadını üretime dahil etmeye çalıştık. Kolektif çalışmalarımızda 16 kişilik ekibin yarısı kadındır. Kadının yönetimde yer almasını önemsediğimiz için üretim içerisinde sözü ve yetkiyi tamamen kadınlara bıraktık.

Vedalaşırken Fatih Başkan ile karşılıklı bir duygu birlikteliği yaşadığımızı anlıyorum. Kendisi beni sevdiğini söylerken, ben de aynı duygular beslediğimi söyledim. Dostluğumuz ve arkadaşlığımız “yoldaş” titrine layık oldu.

Başkanı Beyoğlu’na davet ettim. “Ben de çok içmiyorum ama seninle içmek istiyorum” dedi. Ben de söz verdim. O rakı içeceğimizi düşünse de, bir şeyler içmek üzere sözleşmiş olduk.

Fatih Başkanın not aldığım sözlerinden biri: “Biz nasıl şu anda bize gelen katkının, bu halk için geldiğini ve bundan dolayı da bu halka harcamak zorundayız diyorsak, devlet de işte böyle düşünmek zorundadır.”

Başkanın hayatının özeti sayılabilecek kitabı çıktı, “Komünist Başkan” adı altında. Merak edenler için tavsiye ediyorum. Bu vesile ile alacağınız her kitabın telif geliri, Ovacıklı öğrencilerin eğitimine katkı için, Onur Toplumsal Tarih ve Kültür Vakfı’na bağışlanıyor.

CEVAP VER